ABD’de Donald Trump döneminde yaşanan üretim ve yatırım dalgalanması, yalnızca Amerikan ekonomisinin iç çelişkilerini değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin kırılgan bir gerçeğini de açığa çıkarıyor: Öngörülemez iktidar, sermayeyi kaçırır. Bu gerçek, Türkiye’nin son yıllarda bedelini ağır biçimde ödediği bir deneyim olduğu için, Washington’da yaşananları Ankara’dan bağımsız okumak mümkün değil.
Trump, göreve gelirken yüksek gümrük vergileriyle “fabrikaları geri getirme” vaadini, neredeyse bir ekonomik kurtuluş reçetesi gibi sundu. Büyük Buhran’dan bu yana en sert tarifeleri yürürlüğe soktu; söylemi sertti, iddiası büyüktü. Ancak The Washington Post’un David J. Lynch imzasıyla aktardığı veriler, bu popülist vaadin karşılıksız kaldığını gösteriyor. Nisan ayından bu yana ABD’de imalat istihdamı her ay geriliyor. Fabrikalar “coşarak” dönmediği gibi, mevcut üretim kapasitesi dahi daralma baskısı altında.
Bu tablo, tarifelerin tek başına sanayileşme yaratmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Çünkü sermaye, milliyetçi nutuklarla değil; öngörülebilirlik, hukuki güvence ve istikrarlı politika setleriyle hareket eder. Trump yönetiminde ticaret politikalarının sürekli değişmesi, tarifelerin bir tehdit aracı gibi savrulması ve kararların kişisel açıklamalara endekslenmesi, yatırımcı açısından maliyetleri değil, riskleri büyüttü. Sonuçta şirketler yeni fabrika kurmak yerine beklemeyi, hatta üretimi başka ülkelere kaydırmayı tercih etti.
Türkiye açısından bu tablo son derece tanıdık. Yıllardır benzer bir döngünün içindeyiz: Ani kararlar, gece yarısı düzenlemeleri, kişisel beyanlarla yön değiştiren ekonomi politikaları… Sonuç hep aynı oldu. Yatırımlar yavaşladı, sermaye ya beklemeye geçti ya da ülkeyi terk etti. İktidarın her krizi “dış güçler” ya da “ekonomik savaş” söylemiyle açıklaması, yapısal sorunu gizlemeye yetmedi: Sermaye belirsizlikten kaçar.
ABD örneği, bu gerçeğin yalnızca “gelişmekte olan ülkeler” için geçerli olmadığını da gösteriyor. Dünyanın en büyük ekonomisi bile, öngörülemez bir yönetim tarzı altında yatırımcı güvenini zedeleyebiliyor. Bu, kapitalizmin ideolojik anlatısının ötesinde, çıplak bir sınıf gerçeğidir: Sermaye, duygusal değildir; risk hesaplar. Hukukun, kurumların ve kuralların aşındığı her yerde, en “güçlü” ekonomi bile kırılganlaşır.
Trump’ın tarifeleriyle hedeflediği sanayi atılımı nasıl kâğıt üzerinde kaldıysa, Türkiye’de de “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” gibi dogmatik söylemler, üretimi ve refahı büyütmedi. Aksine, her iki ülkede de ortak sonuç ortaya çıktı: Yatırımın geri çekilmesi, istihdamın baskılanması ve belirsizliğin derinleşmesi.
Bugün Washington’da yaşanan dalgalanma, Ankara için bir uyarı değil; zaten yaşanmış bir deneyimin teyidi niteliğinde. Ekonomi, hamasetle değil; kurumsal akılla, hukuki güvenle ve öngörülebilirlikle ayakta durur. Bunlar yoksa, ne gümrük duvarları fabrikaları geri getirir ne de yüksek sesli vaatler sermayeyi ikna eder. Kapitalizm kendi dilinde konuşur ve o dilin en net cümlesi şudur: İstikrarsız iktidar, sermayesiz ekonomi demektir.
Nokta Haber Yorum sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.















