back to top
Ana Sayfa Haber Uluslararası Tepkilerde Ortak Mesaj: “Meşruiyet Sandıktan Çıkar”

Uluslararası Tepkilerde Ortak Mesaj: “Meşruiyet Sandıktan Çıkar”

CHP’nin kurultayını “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal eden yargı kararı, yalnızca Türkiye’de değil Avrupa siyasetinde de bir demokrasi alarmı olarak görüldü. Sosyalist Enternasyonal’den Avrupa Parlamentosu’na kadar uzanan uluslararası tepki dalgası, kararı “hukuki süreç” olmaktan çok, muhalefetin siyasal meşruiyetine yönelik bir müdahale olarak değerlendirdi. Tepkilerin ortak noktası ise dikkat çekiciydi: Özgür Özel yönetimi “meşru temsil” olarak tanınırken, mahkeme kararıyla göreve döndürülmek istenen Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi fiilen ve siyasal olarak tanınmadı.

Türkiye siyaseti, 21 Mayıs 2026’da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararıyla yeni bir kırılma eşiğine girdi. Mahkeme, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile ardından yapılan olağanüstü kurultayı hükümsüz sayarken, Özgür Özel yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırdı ve Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin göreve iadesine hükmetti.

Karar, yalnızca CHP içindeki güç mücadelesini değil, Türkiye’de yargının siyasal alan üzerindeki etkisini de yeniden tartışmaya açtı. Ancak asıl dikkat çekici gelişme, kararın uluslararası alanda yarattığı sert politik reaksiyon oldu. Avrupa’daki sosyal demokrat partiler ve uluslararası siyasal örgütler, meseleyi bir “parti içi hukuk tartışması” olarak değil, muhalefetin yargı eliyle yeniden dizayn edilmesi girişimi olarak okudu.

Uluslararası Tepkilerde Ortak Mesaj: “Meşruiyet Sandıktan Çıkar”

Kararın ardından gelen açıklamalar, diplomatik dilin ötesine geçen net bir siyasal pozisyon içeriyordu. Özellikle Avrupa sosyal demokrat hareketi, CHP’nin mevcut yönetimini açık biçimde “seçilmiş ve meşru temsil” olarak tanımladı.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, kararı “ana muhalefeti etkisizleştirmeye yönelik planlı bir müdahale” olarak nitelendirdi. Amor’un açıklamasındaki en dikkat çekici vurgu ise Türkiye’de “adaletin siyasal silah olarak kullanıldığı” yönündeki ifadelerdi. Avrupa Parlamentosu çevrelerinde karar, klasik bir hukuk tartışmasından çok, “rekabetçi otoriterlik” örneği olarak değerlendirildi.

Benzer biçimde Party of European Socialists (PES), yayımladığı açıklamada CHP’ye yönelik müdahaleyi “muhalefeti susturma operasyonu” olarak tanımladı ve Avrupa Birliği kurumlarını daha açık tutum almaya çağırdı. Açıklamada kullanılan dil, Avrupa sosyal demokratlarının meseleye yalnızca kurumsal değil ideolojik bir yerden yaklaştığını da gösterdi.

En dikkat çekici tepki ise Socialist International cephesinden geldi. Başkanlığını İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in yürüttüğü örgüt, kararı “Türkiye demokrasisine vurulmuş ağır bir darbe” olarak tanımladı ve doğrudan Özgür Özel yönetimiyle dayanışma ilan etti.

Bu açıklamaların siyasal anlamı oldukça netti: Uluslararası sosyal demokrat çevreler, mahkeme kararını tanımadığı gibi, bu karara dayanarak oluşturulacak yeni parti yönetimini de fiilen gayrimeşru kabul etti.

Kılıçdaroğlu Yönetimi Uluslararası Zeminde Neden Karşılık Bulmadı?

Uluslararası çevrelerin yaklaşımında belirleyici unsur, hukuki prosedürden çok siyasal meşruiyet anlayışı oldu. Avrupa’daki birçok siyasi yapı açısından bir partinin liderliği, yargı kararıyla değil; kurultay iradesi ve siyasi temsil üzerinden okunuyor.

Bu nedenle uluslararası aktörler, “mutlak butlan” kararını teknik bir hukuk meselesi olarak değerlendirmedi. Özellikle Avrupa basınında kullanılan dil, kararın Türkiye’de muhalefeti yeniden yapılandırma girişimi olduğu yönündeydi.

Bu durum, Kemal Kılıçdaroğlu açısından da yeni bir siyasal tablo yarattı. Çünkü mahkeme kararıyla parti yönetimine dönme ihtimali, uluslararası demokratik çevrelerde güçlü bir meşruiyet üretmediği gibi, tam tersine ciddi bir mesafe ile karşılandı. Avrupa sosyal demokratları açısından mesele artık yalnızca “kimin genel başkan olduğu” değil; muhalefetin devlet ve yargı baskısı karşısındaki pozisyonuydu.

Bu nedenle verilen destek kişisel değil, doğrudan “seçilmiş yönetime” yönelik oldu.

Avrupa Basını Kararı Nasıl Okudu?

Başta İspanyol, Alman ve Fransız basını olmak üzere birçok Avrupa yayın organı kararı “Türkiye’de muhalefete yargı müdahalesi” başlığı altında gördü. Haber analizlerinde en sık kullanılan kavramlardan biri ise “judicialization of politics” yani siyasetin yargısallaştırılması oldu.

Özellikle İspanya basınında, Pedro Sánchez liderliğindeki sosyal demokrat hükümetin doğrudan sert diplomatik açıklama yapmaktan kaçındığı; ancak Sosyalist Enternasyonal üzerinden güçlü bir siyasal mesaj verdiği yorumları öne çıktı.

Avrupa’daki yorumlarda ortaklaşan bir başka nokta da şuydu: CHP’nin yerel seçim başarısından sonra ortaya çıkan siyasal enerjinin, yargı müdahalesiyle kırılmaya çalışıldığı düşüncesi.

Bu nedenle karar, yalnızca Türkiye iç siyaseti bağlamında değil; Avrupa’nın Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti ve seçim güvenliği konularına bakışını da yeniden sertleştiren bir gelişme olarak değerlendirildi.

Kararın Ötesinde Bir Rejim Tartışması

Türkiye’de iktidar çevreleri süreci “yargının bağımsız kararı” olarak savunurken, uluslararası kamuoyunun önemli bölümü meseleyi daha geniş bir rejim tartışmasının parçası olarak okuyor.

Çünkü burada tartışılan yalnızca bir kurultayın geçerliliği değil; seçimle oluşmuş siyasal iradenin mahkeme kararıyla değiştirilebilir olup olmadığı.

Tam da bu nedenle karar, Avrupa’da teknik bir hukuk dosyası olmaktan çıkıp doğrudan demokrasi başlığı altında ele alındı.

Önümüzdeki süreçte Yargıtay’ın vereceği karar kadar, uluslararası siyasal çevrelerin tutumunun da belirleyici olması bekleniyor. Çünkü ortaya çıkan tablo, CHP içindeki liderlik tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda.

Ve artık mesele yalnızca bir partinin geleceği değil; Türkiye’de siyasal meşruiyetin nerede başladığı ve nerede sona erdiği sorusuna dönüşmüş durumda.