Tazminat ve ücret alacakları için Ankara’da eylem yapan Türkiye Maden-İş üyesi madenciler, Doruk Madencilik’in bağlı olduğu Yıldızlar SSS Holding binasına girerken holding sahibi Sabahattin Yıldız, işçilerin alacaklarının ödeneceğini açıkladı; ancak açlık grevindeki madencilere yemek ısmarlama girişimi, Türkiye’nin dört bir yanında maden işleten büyük bir şirketin işçi ücretlerini neden zamanında ödeyemediği ve madenlerden elde edilen gelirin kimler arasında nasıl bölüşüldüğü sorularını daha da büyüttü.
“Alacaklar Bugün Ödenecek” Sözü
Tazminat ve ücret alacaklarının ödenmemesi üzerine Ankara’da eylem yapan Türkiye Maden-İş üyesi madenciler, Doruk Madencilik’in bağlı olduğu Yıldızlar SSS Holding binasına girerek taleplerini bir kez daha gündeme taşıdı. İşçiler, hakları ödenmeden Ankara’dan ayrılmayacaklarını belirtirken holding sahibi Sabahattin Yıldız, madencilerin maaş ve tazminat alacaklarının bugün ödeneceğini söyledi.
Yıldız, şirketin yaşadığı mali sıkıntıyı öz kaynak yetersizliği ve kredi temin edilememesine bağladı. Bir gayrimenkulün satışının zaman aldığını belirten Yıldız, gerekli hazırlıkların tamamlandığını ve Türkiye genelinde iki hafta içinde maaş ve diğer alacakların kalmayacağını savundu.
Ancak patronun açıklamasındaki kritik ifade, işçilerin neden bugüne kadar bekletildiği sorusunu ortadan kaldırmıyor. Bir şirketin finansman sorunu yaşaması, çalışanların ücretlerini ve yasal haklarını belirsiz bir tarihe kadar bekletmesinin ekonomik gerekçesi olabilir; fakat işçi açısından bunun sonucu değişmiyor: Emek verilmiş, ücret doğmuş ve ödenmemiştir.
Sorun Şirket Yönetiminde Mi, İş Modelinde Mi?
Sabahattin Yıldız, işçilerin mağduriyetinin “tamamen yöneticilerin hatası” olduğunu söyledi. Bu açıklama, sorumluluğu şirket yönetimindeki belirli kişilere indirgerken daha temel bir soruyu ise yanıtsız bırakıyor:
Türkiye’nin farklı bölgelerinde maden işleten bir holding, işçi ücretlerini ve tazminatlarını düzenli biçimde ödeyebilecek mali yapıyı neden oluşturamıyor?
Burada yalnızca Doruk Madencilik’in değil, madencilik sektörünün tamamındaki çalışma ve sermaye ilişkilerinin sorgulanması gerekiyor. Maden işletmeleri, kamuya ait doğal kaynakların özel şirketler tarafından işletilmesi üzerinden önemli ekonomik faaliyetler yürütüyor. Dolayısıyla şirketlerin karşılaştığı finansman sorunları kadar, madenlerden elde edilen gelirin nasıl dağıtıldığı, yatırım ve finansman kararlarının nasıl alındığı, ücretlerin şirket maliyetleri içindeki payının ne olduğu ve kamu otoritelerinin işçi alacakları konusunda hangi denetimleri yaptığı da tartışılmalı.
Eğer şirket gerçekten ödeme güçlüğü içindeyse, bunun bilançosu, borçluluk yapısı, varlık satışları, finansman tercihleri ve kamuya karşı yükümlülükleri şeffaf biçimde ortaya konulmalı. Aksi durumda “nakit sıkışıklığı” açıklaması, şirket yönetiminin ekonomik tercihlerinin üzerini örten genel bir gerekçeye dönüşebilir.
Maden Kamu Kaynağı, Risk İşçinin Sırtında
Madencilik sektöründeki temel çelişki tam da burada ortaya çıkıyor. Yeraltındaki kaynaklar kamusal nitelikte olmasına rağmen, bu kaynakların işletilmesinden doğan ekonomik değer özel şirketler eliyle yaratılıyor. Üstelik madencilik, iş kazaları, meslek hastalıkları, ağır çalışma koşulları ve ölüm riski bakımından en yüksek bedellerin ödendiği sektörlerin başında geliyor.
Böyle bir sektörde işçinin ücretinin zamanında ödenmesi, şirketin “iyi niyetine” bırakılabilecek bir konu değildir. Maden işçisi, yalnızca şirketin üretim maliyetlerinden biri değil; şirketin gelirini ve kârını yaratan temel üretici güçtür.
Bu nedenle kamu otoritesinin sorumluluğu yalnızca maden ruhsatı vermek veya üretimin sürmesini sağlamakla sınırlı kalamaz. İşçi ücretlerinin güvence altında olup olmadığı, şirketlerin finansal yapısı, taşeron ve alt işveren ilişkileri, sosyal güvenlik yükümlülükleri ve işçilerin tazminat haklarının nasıl korunacağı da kamusal denetimin konusu olmalıdır.
Özellikle şirketlerin mali sorun yaşadığı dönemlerde ilk akla gelen çözümün işçilerin ücretlerini ertelemek olması, riskin sermayeden emeğe aktarılması anlamına gelir. Patron gayrimenkulünü satmak zorunda kalabilir; ancak işçi aynı süreçte evinin kirasını, çocuğunun masrafını ve temel ihtiyaçlarını erteleyemez.
Açlık Grevindeki İşçiye Yemek Teklifi
Yaşanan olayın en çarpıcı anı ise görüşmenin sonunda ortaya çıktı. Holding sahibi Sabahattin Yıldız, madenciler için yemek yeri ayırttığını söyledi. Madenciler ise açlık grevinde olduklarını hatırlattı.
Bu tablo, Türkiye’de emeğin sermaye karşısındaki konumunu anlatan güçlü bir fotoğraf ortaya koyuyor: İşçiler ücret ve tazminatlarını almak için açlık grevine başvurmak zorunda kalırken, işverenin çözüm önerisi yemek ısmarlamak oluyor.
Elbette burada kişisel bir nezaket jestinden çok daha büyük bir mesele var.
İşçinin ihtiyacı yemek ısmarlanması değil, hakkının zamanında ödenmesidir.
Üstelik işçilerin açlık grevine başlamasına yol açan koşullar ortadan kaldırılmadan, bu eylemin sonucuna müdahale etmeye çalışmak sorunun kendisini değiştirmiyor. Madencinin talebi bir yemek değil; emeğinin karşılığı, tazminatı ve geleceğine ilişkin güvencedir.
Asıl Soru: Madenin Kârı Kimin, Yükü Kimin?
Yaşananları yalnızca “patron işçilerin parasını ödeyecek” başlığıyla sınırlamak, meselenin ekonomik ve siyasal boyutunu gözden kaçırmak olur.
Asıl sorulması gereken, Türkiye’nin doğal kaynaklarından elde edilen ekonomik değerin nasıl bölüşüldüğüdür.
Maden şirketleri üretim yaparken kamu kaynaklarını kullanıyor, işçilerin emeğinden yararlanıyor ve ortaya çıkan ekonomik değeri sermaye birikimine dönüştürüyor. Buna karşılık şirket mali sıkıntıya girdiğinde ilk ve en ağır bedeli ücretini alamayan işçi ödüyorsa, burada yalnızca bir şirket yönetimi sorunu değil, ekonomik riskin kimin üzerine yıkıldığına ilişkin yapısal bir sorun vardır.
Dolayısıyla Yıldızlar SSS Holding’in “öz kaynak yetmedi, kredi alamadık, gayrimenkul sattık” açıklamaları ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Şirketin mali tabloları, borçları, varlıkları, kamu ile ilişkileri, maden işletmelerinden elde ettiği gelir, yatırım tercihleri ve işçilere yönelik yükümlülükleri kamuoyuna açık olmalıdır.
Çünkü madenin sahibi kamuysa, madenin yükünü işçi çekiyor ve kârı özel şirket topluyorsa, kamu otoritesinin “denetleyen” değil “hesap soran” bir aktör olması gerekir.
Madencilerin Ankara’dan ayrılmama kararı bu nedenle yalnızca bir ücret anlaşmazlığı değildir. Bu mücadele, emeğin karşılığının patronun ödeme planına mı, yoksa hukukun güvencesine mi bağlı olacağı sorusunu da gündeme getiriyor.
Ve bugün açlık grevindeki madenciye yemek teklif etmek yerine cevaplanması gereken asıl soru şudur:
Türkiye’nin madenlerinde yeraltına inen işçi risk alırken, yerüstünde biriken değerin ve kârın hangi ellerde toplandığını kim denetliyor?











