Yaklaşık 25 yıllık gazeteci Selahattin Günday, 2011 yılında eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun adliyeye gelişine ilişkin görüntülerin yayımlanması nedeniyle “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” ve “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak” suçlamalarıyla tutuklandı. Günday suçlamaları reddederken avukatı Hüseyin Ersöz, olayın üzerinden 15 yılı aşkın süre geçtiğine, suçlamaya dayanak gösterilen düzenlemenin olay tarihinde yürürlükte olmadığına ve Günday’ın söz konusu görüntüleri çekmediğine dikkat çekti.
Gazeteci Selahattin Günday, 15 yıl önce yayımlanan bir haberin görüntüleri nedeniyle tutuklandı.
Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu hakkında Oda TV soruşturması kapsamında yakalama kararı bulunduğu 10 Mart 2011 tarihinde İstanbul Adliyesi’ne gitmesi ve burada tutuklanmasının ardından, adliyeye geliş görüntüleri haberleştirilmişti.
Bugün ise o görüntüler, aradan geçen 15 yılın ardından bir soruşturmanın merkezine yerleştirildi.
Günday, eski MİT görevlisi Kozinoğlu soruşturması kapsamında gerçekleştirilen ikinci operasyonda gözaltına alınmış, ardından “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” ile “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak” suçlamalarıyla tutuklanmıştı.
Aynı operasyonda gözaltına alınan kameraman İdris Tiftikçi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
25 Yıllık Gazeteciye 15 Yıl Önceki Haber Suçlaması
Günday yaklaşık 25 yıldır gazetecilik yapıyor. Soruşturma kapsamında verdiği ifadede suçlamaları kabul etmedi.
Günday, Kozinoğlu’nun adliyeye geleceğinin bilindiği gün çok sayıda gazetecinin adliye önünde bulunduğunu, kendisinin de o dönem Doğan Haber Ajansı adına görev yaptığını söyledi. Ancak kritik nokta şu: Günday, Kozinoğlu’nun söz konusu görüntülerini kendisinin çekmediğini belirtiyor.
Üstelik Günday’ın avukatı Hüseyin Ersöz, müvekkilinin o tarihte kameraman olmadığını ve görüntü çekmesinin teknik olarak da mümkün olmadığını savunuyor.
Soruşturmanın dayanağındaki suçlama ise Kozinoğlu’nun görüntülerinin yayımlanması üzerinden, eski MİT görevlisinin kimliğinin ve istihbarat faaliyetleriyle ilgili bilgilerin ifşa edildiği iddiasına dayanıyor.
Buradaki temel soru oldukça basit:
Bir gazetecinin haber merkezinde yürüttüğü gazetecilik faaliyeti, yıllar sonra geriye dönük olarak ceza soruşturmasının konusu yapılabilir mi?
Avukat Ersöz: “O Tarihte Suç Olmayan Bir Faaliyet”
Günday’ın avukatı Hüseyin Ersöz, tutuklama kararına yaptığı itirazda soruşturmanın hukuki dayanağına ilişkin bir dizi kritik noktaya dikkat çekti.
Ersöz’e göre isnat edilen fiilin gerçek tarihi 10 Mart 2011 olmasına rağmen sevk yazısında suç tarihi 12 Kasım 2011 olarak gösterildi.
Daha önemlisi, soruşturmada uygulanmak istenen 2937 sayılı MİT Kanunu’nun 27/3. maddesinin 2011 yılında henüz yürürlükte olmadığı savunuldu.
Avukat Ersöz, istihbarat görevlilerinin görüntülerinin yayımlanmasını suç kapsamına alan düzenlemenin daha sonraki tarihte yürürlüğe girdiğini belirterek, müvekkilinin olay tarihinde suç oluşturmayan bir gazetecilik faaliyeti nedeniyle bugün tutuklandığını savundu.
Ersöz’ün itirazındaki bir diğer başlık ise zamanaşımı.
İsnat edilen suç bakımından 15 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin 10 Mart 2026’da dolduğu belirtilirken, aradan geçen sürenin de tutuklama tedbirinin hukuki dayanağını tartışmalı hale getirdiği ifade edildi.
“Görüntüyü Ben Çekmedim”
Dosyanın en dikkat çekici noktalarından biri de görüntülerin kimin tarafından çekildiği.
Günday, ifadesinde o tarihte kameraman olmadığını ve Kozinoğlu’nun görüntülerini kendisinin çekmediğini açıkça belirtti.
Bu ayrıntı, hakkındaki “fotoğraf çekerek kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirme” suçlamasının maddi temeli açısından doğrudan önem taşıyor.
Günday ayrıca Kozinoğlu’nun kimliğinin kamuoyunda tartışılmaya başlamasının ardından, eski MİT görevlisinin avukatı Hüseyin Derin Yarsuvat ile yaptığı görüşmeye dayanarak Kozinoğlu’nun ölümünün şüpheli olabileceğine ilişkin haber yapan ilk gazetecilerden biri olduğunu söyledi.
Yani dosyanın konusu yalnızca bir görüntü değil; aynı zamanda gazetecinin o görüntüyü kullanarak yaptığı haber ve kamuoyuna aktardığı bilgiler.
“Yedek Tutuklama” İtirazı
Tutuklama kararına itiraz eden Ersöz, Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin itirazlarını “somut hiçbir gerekçe ortaya konulmaksızın” reddettiğini açıkladı.
Ardından Günday’ın bu kez “örgüt kurma” suçundan ikinci kez tutuklandığını duyuran Ersöz, uygulamayı “yedek tutuklama” olarak nitelendirdi.
Bu ifade, dosyanın hukuki tartışmasını daha da ağırlaştırdı.
Çünkü bir tarafta 2011 yılında gerçekleştiği ileri sürülen bir gazetecilik faaliyeti, diğer tarafta suç tarihi, uygulanacak kanun, zamanaşımı ve görüntünün kim tarafından çekildiğine ilişkin savunmalar bulunuyor.
Bütün bunların üzerine bir de ikinci bir tutuklama tedbirinin eklenmesi, Günday’ın avukatları açısından tutuklamanın ölçülülüğü ve hukuki gerekliliği konusunda yeni soru işaretleri doğurdu.
Gazetecilik Faaliyeti Nerede Biter, Suç Nerede Başlar?
Bu dosyada tartışılması gereken yalnızca Selahattin Günday’ın suçlu olup olmadığı değil.
Asıl mesele, gazetecilik faaliyetinin sınırlarının yıllar sonra ceza hukuku aracılığıyla yeniden çizilip çizilemeyeceği.
Bir gazetecinin 2011 yılında haberleştirdiği görüntünün bugün soruşturma konusu yapılması, eğer suçlamanın dayandığı düzenleme olay tarihinde yürürlükte değilse, ceza hukukunun temel ilkeleri açısından ciddi bir tartışmayı beraberinde getiriyor.
Üstelik Günday’ın görüntüleri kendisinin çekmediği yönündeki savunması da dosyanın maddi temelinin ayrıca incelenmesini gerektiriyor.
Hukukun temel ilkelerinden biri, bir eylemin gerçekleştirildiği tarihte suç olarak düzenlenmemiş olması halinde sonradan yürürlüğe giren bir düzenlemeyle cezalandırılamamasıdır.
Bu nedenle Günday dosyasında artık yalnızca “Ne haber yapıldı?” sorusu değil, çok daha temel bir soru gündemde:
2011’de yapılan bir gazetecilik faaliyeti, 15 yıl sonra değişen hukuki düzenlemeler üzerinden suç haline getirilebilir mi?
Selahattin Günday’ın tutuklanmasıyla birlikte bu soru yalnızca bir gazetecinin dosyasının değil, Türkiye’de basın özgürlüğü ile ceza hukuku arasındaki sınırın da yeniden tartışılmasına neden oluyor.
Çünkü gazeteciliğin üzerine sonradan çizilen bir suç çerçevesi, yalnızca geçmişte yayımlanmış bir haberi değil, bugün haber yapan herkesin hangi haberin yarın suç sayılabileceğine ilişkin güvenini de ilgilendiriyor.









