Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın akıbetini sormak için 1121. kez Galatasaray Meydanı’nda buluştu. Ailenin ve Meclis’in yıllar süren girişimlerine rağmen Kırbayır’ın ölümüne ilişkin soruşturmanın zamanaşımı gerekçesiyle kapatılması, kayıp dosyalarında devletin soruşturma yükümlülüğü ile cezasızlık arasındaki tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.
1121. Haftada Soru Yine Aynı: Cemil Kırbayır Nerede?
Cumartesi Anneleri/İnsanları, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini öğrenmek ve sorumluların yargılanmasını talep etmek amacıyla sürdürdükleri eylemlerin 1121. haftasında yine Galatasaray Meydanı’ndaydı. Bu haftaki buluşmanın merkezinde, 13 Eylül 1980’de gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan 26 yaşındaki Kars Eğitim Enstitüsü öğrencisi Cemil Kırbayır vardı.
Cumartesi Anneleri/İnsanları adına açıklamayı İkbal Eren yaptı. Eren, gözaltında kaybetme dosyalarında yıllarca etkin soruşturma yürütülmemesinin ardından zamanaşımının gerekçe gösterilerek dosyaların kapatılmasına tepki gösterdi. Açıklamada, tanıkların dinlenmemesi, delillerin toplanmaması ve sorumluların hesap vermeden yılların geçirilmesinin ardından zamanaşımına başvurulmasının, yalnızca teknik bir hukuk uygulaması olarak değerlendirilemeyeceği vurgulandı.
Cumartesi Anneleri/İnsanları, bu yöntemin zamanaşımını devletin yıllarca yerine getirmediği soruşturma yükümlülüğünün üzerini örten bir mekanizmaya dönüştürdüğünü belirtti.
Cemil Kırbayır 13 Eylül 1980’de Gözaltına Alındı
Cemil Kırbayır, 13 Eylül 1980’de Ardahan’ın Göle ilçesine bağlı Okçu köyündeki evinden güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı. 26 yaşındaki genç, önce Göle’de bulunan 247. Piyade Alayı’na götürüldü ve burada yaklaşık bir hafta tutuldu. Ardından Kars Emniyet Müdürlüğü’ne, daha sonra ise gözetimevi olarak kullanılan Kars Eğitim Enstitüsü’ne sevk edildi.
Ailesi, Kırbayır’ın tutulduğu yerlere giderek onu görmeye ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştı. Ancak aileye 8 Ekim’den sonra, “Oğlunuz firar etti, bir daha onu sormaya gelmeyin” denildi. Bu tarihten sonra Cemil Kırbayır’dan bir daha haber alınamadı.
Ailenin yanı sıra Türkiye Barolar Birliği tarafından yapılan suç duyurularından da uzun süre sonuç alınmadı. Böylece bir gencin gözaltına alınmasıyla başlayan süreç, ailesinin onlarca yıl süren arayışına ve Türkiye’nin yakın tarihindeki en uzun süreli adalet mücadelelerinden birine dönüştü.
Berfo Kırbayır’ın Bitmeyen Arayışı
Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır, oğlunun akıbetini öğrenmek için yıllarca mücadele etti. Berfo Ana’nın mücadelesi, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın hafızasında yalnızca bir annenin kayıp oğlunu araması değil, devletin gözaltında kaybetme iddiaları karşısında hesap verme yükümlülüğünün de simgelerinden biri haline geldi.
Berfo Kırbayır, 5 Şubat 2011’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Dolmabahçe Sarayı’nda görüştü ve oğlunun akıbetinin kendisi hayattayken açıklanmasını istedi.
Bu görüşmenin ardından TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde Cemil Kırbayır’ın akıbetini araştırmak üzere bir alt komisyon oluşturuldu. Komisyon, döneme ilişkin belgeleri inceledi; Kırbayır’ı sorgu sırasında gördüklerini belirten tanıkların yanı sıra emniyet ve MİT mensuplarını da dinledi.
Meclis komisyonunun vardığı kanaat, dosyanın bugünkü tartışmasının en önemli dayanaklarından birini oluşturdu.
Komisyon, Cemil Kırbayır’ın gözaltında işkence gördüğü, işkence sonucunda hayatını kaybettiği ve bedeninin, ölümüne neden olan sorgulamaları gerçekleştiren kamu görevlileri tarafından ortadan kaldırıldığı kanaatine vardı.
Bu tespit, Kırbayır ailesinin yıllardır dile getirdiği iddiaların yalnızca aile anlatısından ibaret olmadığını, TBMM bünyesinde yürütülen resmi bir araştırmanın da dosyada ciddi bulgular ortaya koyduğunu gösteriyordu.
Meclis Suç Duyurusunda Bulundu, Soruşturma Yeniden Açıldı
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, elde ettiği bulguların ardından Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine Cemil Kırbayır’ın kaybedilmesine ilişkin soruşturma yeniden açıldı.
Ancak yıllardır beklenen adli süreç, bu kez de zamanaşımı engeline takıldı.
Adalet Bakanlığı, 25 Şubat 2020’de Yargıtay’a başvurarak dosyada zamanaşımı yönünden “kanun yararına bozma” kararı verilmesini istedi. Yargıtay 8. Ceza Dairesi bu talebi kabul etti.
Bunun ardından Kars Cumhuriyet Başsavcılığı, 28 Aralık 2021’de soruşturmayı zamanaşımı gerekçesiyle kapatarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
Böylece Cemil Kırbayır’ın gözaltında kaybedilmesine ilişkin dosyada, yıllarca sürdürülen arayışın sonunda ölümün nasıl gerçekleştiği ve sorumluların kim olduğu sorularından önce, davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı belirleyici hale geldi.
“Gözaltında Kaybetme Suçunda Zamanaşımı İşletilemez”
Cumartesi Anneleri/İnsanları adına konuşan İkbal Eren, gözaltında kaybetme suçlarında zamanaşımının işletilemeyeceğini savundu. Eren’e göre devletin etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve yıllar boyunca dosyaları sonuçlandırmaması, daha sonra aynı gecikmenin zamanaşımı gerekçesi olarak kullanılmasını hukuken tartışmalı hale getiriyor.
Eren, bu yaklaşımın yalnızca bir usul meselesi olmadığını, cezasızlığın kurumsallaşması sonucunu doğurduğunu belirtti.
Buradaki temel mesele, yalnızca “zamanaşımı doldu mu?” sorusundan ibaret değil. Daha ağır soru şudur: Bir insan devletin kontrolündeki bir yerde gözaltına alındıktan sonra ortadan kayboluyor, resmi bir Meclis araştırması işkence ve ölüm ihtimaline ilişkin ciddi bir kanaat ortaya koyuyor, buna rağmen sorumluların belirlenmesi ve yargılanması yıllarca gerçekleşmiyorsa, devletin kendi gecikmesinin hukuki sonucundan yararlanıp yararlanamayacağı nasıl değerlendirilecektir?
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın itirazının merkezinde tam da bu soru bulunuyor.
Eren Keskin: “Zamanaşımı Örtbas Aracı Olarak Kullanılıyor”
Kırbayır ailesinin avukatlarından Eren Keskin de Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in zorla kaybetmelere ilişkin sözleşmesine taraf olmamasına dikkat çekti.
Keskin, Türkiye’nin söz konusu sözleşmeyi imzalamamasının zamanaşımı bakımından önemli sonuçlar doğurduğunu savundu ve devletin zamanaşımını faili bulunabilecek cinayetlerin üzerini örtmek için kullandığını söyledi.
Keskin’in değerlendirmesi, Türkiye’de zorla kaybetmeler konusunda yalnızca tek tek dosyaların değil, aynı zamanda hukuki çerçevenin ve devletin uluslararası yükümlülüklerinin de tartışılması gerektiğine işaret ediyor.
“Benim Kardeşim Katledildi”
Cemil Kırbayır’ın kardeşi Mikail Kırbayır ise Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 1121. hafta buluşmasında yalnızca bir dosyanın değil, kayıp yakınlarının yıllar boyunca taşıdığı travmanın da altını çizdi.
Kırbayır, devletin gözaltında kaybettiği insanların ailelerinin neler yaşadığını sorarken, ölümün kendisiyle belirsizliğin yarattığı ölüm arasındaki farkı vurguladı:
“Her canlı dünyaya gelir ölümle yüzleşir ama bizimki farklı bir durum. Benim kardeşim katledildi.”
Bu cümlede, Cemil Kırbayır dosyasının neden 46 yıl sonra hâlâ kapanmadığını anlatan başka bir gerçeklik de var. Ölüm, geride bir mezar, bir tarih ve bir yas bırakabilir. Zorla kaybetme ise aileyi, ölüm ile yaşam arasındaki bilinmezliğe mahkûm eder. Yakınları için kayıp kişi yalnızca geçmişte kalmış biri değildir; her yeni gün yeniden aranan, yeniden sorulan ve yeniden yokluğu hissedilen bir insandır.
Berfo Ana’nın Bıraktığı Yerden
Berfo Kırbayır oğlunu bulamadan yaşamını yitirdi. Fakat geride yalnızca bir fotoğraf ve yarım kalmış bir anne hikâyesi değil, devletin gözaltında kaybetme iddiaları karşısındaki sorumluluğunu sorgulayan uzun bir mücadele bıraktı.
Cumartesi Anneleri/İnsanları, Cemil Kırbayır’ın akıbeti açıklanana ve onu gözaltında kaybedenlerin yargılanması sağlanana kadar bu soruyu sormaya devam edeceklerini belirtiyor.
Aradan geçen 46 yıl, soruyu küçültmedi; tersine büyüttü. Çünkü burada artık yalnızca “Cemil Kırbayır’a ne oldu?” sorusu yok. Aynı zamanda, bir devletin kendi kontrolündeki bir gözaltı sürecinde kaybolan bir insanın akıbetini açıklama ve sorumluları soruşturma yükümlülüğünü ne ölçüde yerine getirdiği sorusu var.
Galatasaray Meydanı’nda 1121. kez yinelenen çağrı da bu nedenle yalnızca geçmişe dönük bir adalet talebi değil; kayıpların akıbetinin açıklanması, delillerin araştırılması ve cezasızlığın zamanaşımı üzerinden kalıcılaştırılmaması talebidir.
Cemil Kırbayır’ın nerede olduğu bilinmiyor. Onu gözaltında kaybedenlerin kim olduğu ve sorumluluklarının ne olduğu konusunda ise Meclis araştırmasının ortaya koyduğu bulgular bulunuyor. Buna rağmen adli süreç zamanaşımı gerekçesiyle kapatılmış durumda.
Ve soru hâlâ Galatasaray Meydanı’nda duruyor:
Cemil Kırbayır’ı kaybedenler neden korunuyor?









