Türkiye’de yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon krizinde tartışma büyüyor. TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, SPK’nın denetiminden küçük yatırımcının zararına, kriz öncesi fondan çıkan isimlerden siyasi ve bürokratik bağlantılara kadar uzanan çok sayıda soruyu Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yöneltti. Şık’ın son soru önergesinde ise Özgür Özel’in daha önce gündeme getirdiği üç isim için “Fonlar temerrüde düşmeden önce milyon dolarlık işlemler yaptılar mı?” sorusu yer aldı.
Türkiye sermaye piyasalarında yaşanan fon krizi, Pusula Portföy ve Tera Portföy başta olmak üzere bazı portföy yönetim şirketlerinin fonlarında ortaya çıkan temerrüt ve likidite sorunlarıyla yeni bir boyuta taşındı. SPK’nın kendi açıklamasına göre, 2025’in son çeyreğinden itibaren özellikle serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları üzerinden, fiili dolaşımı düşük bazı hisselerde şirketlerin temel finansal göstergeleriyle açıklanamayacak fiyat hareketleri gözlemlendi. Kurul, bu nedenle 28 Ağustos 2026’da yatırım fonlarına ilişkin rehberi değiştirdiğini açıkladı.
Ancak asıl soru artık yalnızca “Fonlarda ne oldu?” değil. Kimler kazandı, kimler kaybetti, kimler krizden önce çıktı ve denetim mekanizmaları neden zamanında devreye girmedi?
TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergeleri, krizin bu yönlerine odaklanıyor. Şık, 21 Eylül’de sunduğu ilk önergede Tera Portföy’ün TLY kodlu Tera Portföy Birinci Serbest Fonu’nun kapalı dönemini, fonun yatırımcı yapısını ve bazı siyasi ve bürokratik isimlerle ilgili iddiaları Meclis gündemine taşıdı.
TLY Fonu İki Yılda 400 Katın Üzerinde Büyüdü
Şık’ın önergesinde yer alan verilere göre TLY fonu, 16 Eylül 2024 ile 16 Eylül 2026 arasındaki iki yıllık dönemde değerini 400 katın üzerinde artırdı.
Dikkat çekilen nokta ise fonun TEFAS’a açılmasından önceki kapalı dönem. Şık, fonun başlangıçta 12 yatırımcıyla hareket ettiğini, yatırımcı sayısının daha sonra 159’a ulaştığını ve bu kapalı dönemde ortaya çıkan olağanüstü getiri grafiğinin ardından fonun daha geniş yatırımcı kitlesine açıldığını belirtti.
Buradaki kritik soru açık: Fonun kapalı döneminde kimler vardı ve kriz öncesinde kimler fondan çıktı?
Şık, bu kişilerin tamamının ve özellikle olağanüstü kazanç elde ettiği öne sürülen yatırımcıların incelenip incelenmediğini Bakan Şimşek’e sordu.
SPK’nın Denetimi Neden Tartışılıyor?
Fon krizinin merkezindeki sorulardan biri de SPK’nın ne zaman harekete geçtiği.
SPK, 18 Eylül tarihli açıklamasında sorunun yeni ortaya çıkmadığını, 2025’in son çeyreğinde bazı fonların düşük fiili dolaşımlı hisselerde olağandışı fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini açıkladı. Kuruma göre bu gelişmeler 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi toplantısında da gündeme geldi ve SPK bünyesinde 3 Aralık 2025’te çalışma grubu oluşturuldu.
Şık ise tam da bu zaman çizelgesini sorguluyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Kasım 2025’te fonlarda manipülasyon bulunduğu yönündeki uyarısının ardından neden yaklaşık 10 ay beklendiğini soran Şık, bu süreçte hangi denetimlerin yapıldığının ve hangi raporların hazırlandığının açıklanmasını istedi.
Başka bir ifadeyle tartışmanın odağında yalnızca piyasa aktörleri değil, piyasayı denetlemekle görevli kamu kurumlarının zamanlaması da bulunuyor.
Akın Gürlek’in Adı TLY Fonu İddialarında
Şık’ın önergesindeki en dikkat çekici bölüm ise siyasi ve bürokratik bağlantılara ilişkin sorular.
Önergede Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı danışmanı Hasan Doğan, BTK üyesi ve eski Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu ile AKP Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin TLY fonunun kapalı döneminde yatırımcı olup olmadıklarına ilişkin iddiaların araştırılıp araştırılmadığı soruldu.
Şık, aynı kapsamda bazı eski ve mevcut bürokratların da kendileri, yakınları veya akrabaları üzerinden fona dahil olup olmadıklarının incelenmesini istedi.
Burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta şu: Bu isimlerin fonda yatırımcı oldukları yönündeki iddialar henüz soruşturma sonucuyla doğrulanmış değil. Şık’ın yaptığı, iddiaların araştırılıp araştırılmadığını ve herhangi bir siyasi nüfuz kullanılıp kullanılmadığının incelenip incelenmediğini sormaktan ibaret. Haberlerde yer alan iddialarla kesinleşmiş olguların birbirinden ayrılması gerekiyor.
Fon Krizinin Diğer Ayağı: Üç İsim
Ahmet Şık’ın 23 Eylül’de verdiği ikinci soru önergesi ise tartışmayı yeni isimlerle genişletti.
Şık, Özgür Özel’in daha önce kamuoyunda gündeme getirdiği Mehmet Türkoğlu, Osman Dündar Çiftçi ve Hayrettin Koç isimlerinin Pusula Portföy ve Tera Portföy başta olmak üzere portföy yönetim şirketlerinde milyon doları aşan işlemler yapıp yapmadığını sordu.
Daha kritik soru ise işlemlerin zamanlamasına ilişkin:
Bu kişiler, söz konusu fonlar temerrüde düşmeden kısa süre önce yüksek tutarlı işlemlerle fondan çıkış yaptılar mı?
Şık, bu işlemlerin herhangi bir soruşturma veya incelemeye tabi tutulup tutulmadığının da açıklanmasını istedi.
Bu soruların yanıtı, fon krizinin anlaşılması açısından kritik. Çünkü finansal piyasalarda bir işlemin yalnızca yapılmış olması tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmiyor. Ancak krizden hemen önce gerçekleşen olağandışı yüksek tutarlı işlemler, işlem yapanların bilgiye erişimi, zamanlama ve fonun gerçek likidite durumu birlikte incelenmeden sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değil.
455 Bin 758 Yatırımcıyı İlgilendiren Kriz
Krizin boyutunu gösteren en önemli rakamlardan biri ise SPK’nın 23 Eylül tarihli son açıklamasında yer aldı.
SPK, 17 Eylül tarihli kararlar doğrultusunda 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edilmesine karar verildiğini ve Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunduğunu açıkladı.
Bu rakam, tartışmanın yalnızca büyük yatırımcıların ya da profesyonel piyasa aktörlerinin meselesi olmadığını gösteriyor. Fon piyasasına güvenerek birikimlerini değerlendiren yüz binlerce yurttaş doğrudan sürecin parçası.
Üstelik SPK, tasfiye sürecinde bazı fonların portföy yapıları ve piyasa koşulları nedeniyle satışların daha uygun koşullarda yapılabilmesi amacıyla tasfiye süresini üç aydan altı aya çıkardı. Kurul, bunun tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini de belirtti.
TLY’de Ödeme Süresi Değişti
Kriz TLY fonunun işleyişine de doğrudan yansıdı.
KAP’ta yayımlanan 17 Eylül tarihli bildirime göre TLY fonunda birim pay değeri hesaplama sıklığı günlükten aylığa çevrildi. Satım talimatları alınmaya devam ederken, ödeme süresi de ilgili fiyat hesaplama tarihinden sonraki 10 iş günü olarak belirlendi. Şirket, değişikliğin mevcut piyasa koşullarında likidite yönetimini sağlamak ve yatırımcıların hak ve menfaatlerini korumak amacı taşıdığını açıkladı.
Bu değişiklik, Şık’ın sorduğu temel soruyu daha da önemli hale getiriyor:
Bir fonun likiditesi neden ancak kriz görünür hale geldikten sonra yeniden düzenlenmek zorunda kaldı?
Asıl Soru: Kim Denetledi, Kim Kazandı, Kim Ödedi?
Fon krizinin bundan sonraki aşamasında üç ayrı dosyanın birbirinden ayrılması gerekiyor.
Birincisi, gerçekten piyasa manipülasyonu veya başka bir sermaye piyasası suçu işlenip işlenmediği. İkincisi, portföy yönetim şirketlerinin ve yöneticilerinin sorumluluğu. Üçüncüsü ise kamu kurumlarının, özellikle SPK’nın, riskleri ne zaman tespit ettiği ve neden daha erken müdahale edip etmediği.
SPK, yaptığı açıklamada düzenlemelerin yatırımcı tasarruflarını korumayı, fonlar üzerinden manipülasyon imkânını sınırlandırmayı ve şeffaflığı artırmayı amaçladığını belirtiyor.
Fakat yüz binlerce yatırımcının dahil olduğu bir sistemde güven yalnızca yeni kurallarla yeniden kurulamaz. Krizden önce kimlerin ne yaptığı, kriz sırasında kimlerin fondan çıktığı, kimlerin zarar ettiği ve kamu denetiminin hangi aşamada devreye girdiği bütün açıklığıyla ortaya konulmak zorunda.
Ahmet Şık’ın Meclis’e taşıdığı soruların önemi de burada ortaya çıkıyor.
Çünkü mesele yalnızca borsadaki birkaç hissenin neden yükselip düştüğü değil. Mesele, yurttaşın birikiminin emanet edildiği finansal sistemin kurallara göre mi, yoksa nüfuz ilişkileri ve ayrıcalıklı erişimlerle mi çalıştığı sorusudur.
Bu sorunun yanıtı ise açıklama değil, belge, işlem kayıtları, denetim raporları ve bağımsız soruşturma gerektiriyor.








