Yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon soruşturmasına ilişkin iddiaları Sözcü TV’de tartışan gazeteciler İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında 14 yıl 10’ar aya kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın şikâyeti üzerine başlatılan soruşturmada gazetecilere hakaret, iftira, yanıltıcı bilgi yayma ve kişisel verileri hukuka aykırı açıklama suçlamaları yöneltildi. Aynı soruşturmayla bağlantılı yayınları nedeniyle Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı hakkında da ağır hapis cezaları istenmesi, Türkiye’de gazeteciliğin yargısal baskı altında yürütüldüğü tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteciler İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında, 7 Ekim’de Sözcü TV’de yayımlanan Gazeteci Masası programında fon soruşturmasına ilişkin yaptıkları açıklamalar nedeniyle iddianame hazırladı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın müşteki olduğu dosyada iki gazeteci için ayrı ayrı 5 yıl 2 aydan 14 yıl 10 aya kadar hapis cezası istendi.
Savcılık, gazetecilerin Bolat’ın Hedef Portföy bünyesindeki yatırım işlemlerine ilişkin açıklamalarının somut delillere dayanmadığını ileri sürdü. İddianamede kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret, iftira, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve müşteri sırrı niteliğindeki bilgileri açıklama suçlamalarına yer verildi.
Gazeteciler suçlamaları reddetti. Ancak henüz yargılama başlamadan istenen cezaların ağırlığı, kamu görevlilerinin ekonomik ilişkilerini araştıran gazetecilerin hangi hukuki ve mesleki koşullarda çalışabildiği sorusunu yeniden gündeme getirdi.
Biri Ev Hapsinde, Diğeri Cezaevinde
Saymaz ve Ağırel, televizyon yayınından iki gün sonra, 9 Ekim’de ifadeye çağrıldı. İlk aşamada yurt dışına çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü uygulanarak serbest bırakılan gazeteciler hakkında, savcılığın itirazı üzerine 10 Ekim’de ev hapsi kararı verildi.
İsmail Saymaz’ın ev hapsi sürerken Murat Ağırel, Sarıgül ailesine ilişkin ayrı bir kara para aklama soruşturması kapsamında 19 Ekim’de tutuklandı. Ağırel’in tutukluluğu, fon soruşturmasına ilişkin televizyon yayını nedeniyle hazırlanan iddianameden ayrı bir dosyaya dayanıyor.
Böylece iki gazeteci, bir televizyon programındaki açıklamaları nedeniyle ağır hapis istemiyle karşı karşıya kalırken biri evinde, diğeri cezaevinde özgürlüğünden yoksun bulunuyor. Henüz kesinleşmiş mahkûmiyet kararı olmadan uygulanan bu tedbirler, gazetecilerin haber kaynaklarına ulaşmasını ve mesleki çalışmalarını sürdürmesini de sınırlandırıyor.
Aynı Soruşturmada Dört Gazeteciye Ceza İstemi
Saymaz ve Ağırel hakkındaki iddianame, fon soruşturmasıyla bağlantılı yayınlar nedeniyle gazetecilere yöneltilen suçlamaların tek örneği değil. Gazeteci Şaban Sevinç hakkında 18 yıl 11 ayı aşan, Sözcü muhabiri Mustafa Balcı hakkında ise 10 yıl 10 aya kadar hapis cezası istendi.
Sevinç ve Balcı hakkındaki suçlamaların merkezinde, AKP Sözcüsü Ömer Çelik ile fon soruşturmasında adı geçen Osman Arıkan Nacar’ın birlikte görüldüğü fotoğraf ve buna ilişkin haberler bulunuyor. Savcılık, bu yayınlar nedeniyle de hakaret, iftira ve halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamaları yöneltti.
Aynı ekonomik soruşturmayla bağlantılı haber ve açıklamalar nedeniyle dört gazetecinin ağır hapis istemleriyle karşılaşması, basın özgürlüğü bakımından tekil davaların ötesine geçen bir sorun oluşturuyor. Siyasi iktidar temsilcileriyle iş insanları arasındaki ilişkileri araştırmak, gazeteciliğin kamu adına yürüttüğü denetim işlevinin bir parçası. Bu ilişkilerin haberleştirilmesinin ceza soruşturmalarına konu olması ise gazetecilerin çalışma alanını daraltabilecek sonuçlar doğuruyor.
Kamu Yararı mı, Kişisel Verilerin Gizliliği mi?
Saymaz ve Ağırel hakkındaki iddianamenin temelinde, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın finansal işlemlerine ilişkin bilgilerin yayımlanması bulunuyor. Savcılık, bu bilgilerin kişisel veri ve müşteri sırrı niteliğinde olduğunu savunuyor.
Kişisel verilerin korunması gazeteciler için de geçerli bir hukuki yükümlülük. Ancak kamu yetkisini kullanan kişilerin ekonomik ilişkileriyle görevleri arasında çıkar çatışması bulunup bulunmadığının araştırılması da toplumun bilgi edinme hakkıyla doğrudan bağlantılı.
Bu nedenle tartışmanın merkezinde, yayımlanan bilgilerin yalnızca özel yaşamı mı ilgilendirdiği, yoksa kamu görevinin denetlenmesi bakımından haber değeri mi taşıdığı sorusu bulunuyor. Gazetecilerin iddialarını doğrulama sorumluluğu ile kamusal nitelikteki bilgileri araştırma hakkı birbirinin karşıtı değil; demokratik bir basın düzeninin birlikte korunması gereken iki temel koşulu.
Medyascope muhabiri Furkan Karabay’ın iddianameye ilişkin incelemesinde de hangi sözün hangi suçu oluşturduğunun yeterince açık gösterilmediği eleştirisi öne çıktı. Bu durum, gazetecilerin kendilerine yöneltilen suçlamalara karşı etkili savunma yapabilmesi açısından ayrıca önem taşıyor.
Gazeteciliğin Üzerindeki Yargı Kıskacı
Türkiye’de gazetecilik üzerindeki baskı, yalnızca yayın yasakları veya doğrudan sansür uygulamalarıyla sınırlı değil. Haberlerin ardından açılan soruşturmalar, uzun süreli hapis istemleri, tutuklama ve ev hapsi kararları da basın özgürlüğünü etkiliyor. Bu uygulamalar, yalnızca hakkında işlem yapılan gazetecilerin değil, benzer konuları araştıran diğer basın çalışanlarının da haber yapma koşullarını ağırlaştırıyor.
Özellikle siyaset, kamu kaynakları ve büyük sermaye grupları arasındaki ekonomik ilişkilerin araştırıldığı dosyalarda, gazetecilerin cezai yaptırım tehdidiyle karşılaşması toplumun bilgi edinme hakkını doğrudan ilgilendiriyor. Gazetecilik, doğrulanmamış suçlamaları sorumsuzca yayma özgürlüğü olmadığı gibi, kamu görevlileri hakkındaki iddiaları araştırmaktan vazgeçme yükümlülüğü de değil.
Fon soruşturmasında eski bakanların, kamu yöneticilerinin ve iş insanlarının finansal işlemleri araştırılırken aynı dosyaya ilişkin haber yapan gazeteciler hakkında da ağır hapis cezaları isteniyor. Bir yanda sermaye piyasalarındaki olağan dışı kazançların ve denetim eksikliklerinin sorumluları aranırken diğer yanda bu ilişkileri kamuoyuna aktaran gazetecilerin cezai sorumluluğu tartışılıyor.
Bu iki sürecin birbirine karıştırılmaması, hem adil yargılanma hakkının hem de basın özgürlüğünün korunması bakımından zorunlu. Bir iddianın haberleştirilmesi, gazetecinin suç işlediğini kendiliğinden göstermediği gibi, gazetecilik sıfatı da gerçeğe aykırı suçlama üretmeyi hukuken korumuyor. Belirleyici olan, somut delillerin ve kamu yararının siyasi konumlardan bağımsız biçimde değerlendirilmesi.
Saymaz ve Ağırel hakkında hazırlanan iddianame, Türkiye’de gazeteciliğin karşı karşıya bulunduğu temel sorunu yeniden görünür kılıyor: Kamu gücünü kullananların ekonomik ilişkilerini araştıran gazeteciler ağır hapis istemleriyle karşı karşıya bırakılırken, toplumun siyaset ve sermaye arasındaki ilişkileri bağımsız kaynaklardan öğrenme hakkı nasıl korunacak?
- NHA / ANKA Haber Ajansı, Medyascope, Deutsche Welle Türkçe, Independent Türkçe, T24, Cumhuriyet, Diken, Sözcü.










