back to top
Ana Sayfa Haber İBB Davasında Tanık İfadeleri Tartışılıyor

İBB Davasında Tanık İfadeleri Tartışılıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının 103’üncü gününde, suçlamaların dayanağını oluşturan tanık anlatımları yeniden tartışmaya açıldı. Bazı tanıklar para alışverişini doğrudan görmediklerini açıklarken, aynı toplantıya ilişkin farklı beyanlar ve duyuma dayalı suçlamalar mahkeme salonunda sorgulandı. Avrupa kurumlarından gelen gözlemcilerin de izlediği duruşma, 436 sanıklı davada iddiaların hangi somut delillerle desteklendiği sorusunu öne çıkardı.
NHA – İSTANBUL | 3 Kasım 2026

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davanın 3 Kasım Salı günü görülen 103’üncü duruşmasında, tanıkların soruşturma aşamasında verdikleri ifadeler ile mahkeme huzurundaki anlatımları arasındaki farklılıklar öne çıktı. Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 46’sı tutuklu 436 sanığın yargılandığı davada, rüşvet, usulsüzlük ve kamu zararına ilişkin iddialar tanıkların doğrudan bilgileri üzerinden sorgulandı. Bazı tanıklar olayları bizzat görmediklerini belirtirken mahkeme başkanı da duyuma dayanan anlatımların kesin bilgi olarak sunulamayacağını hatırlattı.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde oluşturulan yeni duruşma salonunda görülen davanın üçüncü celsesi, 2 Kasım’da başlamıştı. Önceki celsede İmamoğlu’nun savunmasının tamamlanmasının ardından yedi sanık tahliye edilmiş, mahkeme yargılamaya iki hafta ara vermişti. Yeni celsede müştekiler, açık tanıklar ve gizli tanıklar olmak üzere yaklaşık 60 kişinin dinlenmesi planlanıyor.

Duruşmanın ikinci gününde tutuklu sanıklar salona getirildiğinde izleyiciler tarafından alkışlarla karşılandı. Sanık yakınları ve izleyiciler, tutuklulara destek veren sloganlar attı. Mahkeme salonundaki bu karşılaşma, uzun süredir tutuklu bulunan belediye yöneticileri, çalışanlar ve diğer sanıkların yargılandığı davanın toplumsal boyutunu da görünür kıldı. Ancak günün asıl gelişmeleri, tanık kürsüsünde verilen ifadeler ve savunmaların bu ifadelere yönelttiği sorularla yaşandı.

Görgü Tanıklığı İle Duyum Arasındaki Fark

Duruşmada ilk dinlenen isimlerden Hüseyin Kiriş, vale olarak çalıştığı bir restoranda kendisine iki koli teslim edildiğini anlattı. Kiriş, restoran işletmecisi Seyfi Taşkın’ın kolilerin içinde market kartları bulunduğunu söylediğini, daha sonra beyaz bir otomobille gelen iki kişinin kolileri teslim aldığını belirtti. Ancak kolilerin içeriğine ilişkin bilgisi, kendi incelemesine değil işletmecinin kendisine söylediğine dayanıyordu.

Bu anlatımda tanığın doğrudan gördüğü olay, kolilerin kendisine bırakılması ve daha sonra başka kişilere teslim edilmesiydi. Kolilerin içinde ne bulunduğu, bunların hangi amaçla gönderildiği ve teslim alan kişilerin herhangi bir suçla bağlantısı olup olmadığı ise ayrıca kanıtlanması gereken konular olarak kaldı.

Tanık İlker Aydın’ın ifadesi de benzer bir tartışmaya neden oldu. Aydın, 5 milyon dolar istendiğini ve paranın bankadan çekildiğini bildiğini ancak paranın daha sonra kime, nerede ve hangi koşullarda teslim edildiğini kendi gözleriyle görmediğini söyledi. Böylece para talebine ve çekilmesine ilişkin anlatımla, iddia edilen teslim işleminin doğrudan gözlemlenmesi arasındaki fark ortaya çıktı.

Duruşmada daha önce verdiği ifadede bazı olaylara tanık olduğunu belirten bir kişinin, sanıklardan Murat Kapki ve Necati Özkan’ı tanımadığını söylemesi de dikkat çekti. Bu farklılık, tanığın hangi olaya doğrudan tanıklık ettiği ve önceki beyanının hangi bilgiye dayandığı sorularını gündeme getirdi.

Tanık ifadelerindeki bu ayrımlar, ceza yargılamasında birbirinden farklı değerlendirilmesi gereken üç bilgi türünü öne çıkarıyor: Kişinin kendi gözleriyle gördüğü olay, başkalarından duyduğu anlatım ve bu anlatımlardan çıkardığı sonuç. Bunların her biri soruşturma açısından önem taşıyabilse de aynı ispat gücüne sahip değil. Özellikle uzun süreli tutuklulukların söz konusu olduğu bir davada, suçlamaların hangi somut delillerle desteklendiği belirleyici önem taşıyor.

Mahkeme Başkanından Tanığa Uyarı

Günün en dikkat çekici gelişmelerinden biri, Cebeci Maden Sahası’na ilişkin iddialar görüşülürken yaşandı. Sahada kaçak döküm yapıldığı ve sahte faturalar düzenlenerek kamu zararına yol açıldığı suçlamaları kapsamında dinlenen Şükrü Kaynar, bazı iddiaları kamyonculardan duyduğunu, söz konusu işlemlere doğrudan tanıklık etmediğini söyledi.

Bunun üzerine mahkeme başkanı, tanığın doğrudan görmediği olayları kesin bilgi gibi anlatamayacağını belirtti. Tanığın başkalarından duyduğu bilgileri aktarırken bunların duyum olduğunu açıkça ifade etmesi gerektiğini hatırlattı.

Mahkeme başkanının müdahalesi, yalnızca bir tanığın kullandığı sözcüklere ilişkin değildi. Suçlamaların kurulmasında ve değerlendirilmesinde doğrudan bilgi ile dolaylı anlatım arasındaki ayrımın korunması gerektiğini ortaya koyuyordu. Bir kişinin başkasından duyduğu iddia, araştırılması gereken bir bilgi olabilir; ancak tek başına iddianın gerçekleştiğini kanıtlamaz.

Cebeci Maden Sahası’na ilişkin suçlamalar, davanın ekonomik boyutunu oluşturan başlıklardan biri. Maden faaliyetleri, hafriyat taşımacılığı, döküm işlemleri, faturalar ve kamu kaynaklarının kullanımı hakkındaki iddiaların değerlendirilmesi, yalnızca tanık anlatımlarını değil mali kayıtları, işlem belgelerini ve ilgili kurumların denetim verilerini de gerektiriyor.

Duruşmada ortaya çıkan tartışma, bu belgelerle tanık ifadeleri arasında nasıl bir bağlantı kurulduğu sorusunu da gündeme taşıdı. Bir ticari işlemin hukuka aykırı olduğunun belirlenmesi ile bu işlemden belirli kişilerin cezai sorumluluğunun doğduğunun kanıtlanması, birbirinden ayrı değerlendirmeler gerektiriyor.

Aynı Toplantıya İlişkin Farklı Anlatımlar

Duruşmada aynı toplantıya ilişkin tanıkların farklı açıklamalarda bulunması da tartışma yarattı. Tanıklardan biri İmamoğlu ile toplantı gerçekleştirildiğini ileri sürerken bir başka tanık böyle bir toplantının yapılmadığını söyledi.

Bu çelişki üzerine İmamoğlu’nun yönelttiği sorular, toplantının gerçekleşip gerçekleşmediğinin hangi somut bilgilerle belirlenebileceği konusunu öne çıkardı. Bir toplantının yapıldığına ilişkin iddia ile gerçekleşmediğine ilişkin anlatım arasındaki farklılık, ilgili kişilerin beyanlarının karşılaştırılmasını ve varsa toplantı kayıtlarının incelenmesini gerektiriyor.

Tanıklar arasındaki görüş ayrılığı, tek başına herhangi bir suçlamayı ortadan kaldırmıyor. Bununla birlikte aynı olaya ilişkin birbirini doğrulamayan ifadelerin, mahkeme tarafından gerekçeli biçimde değerlendirilmesi gerekiyor. Özellikle iddianamede belirli kişiler arasındaki ilişkilerin suç örgütü yapılanmasının parçası olarak gösterildiği bir dosyada, toplantıların içeriği, amacı ve katılımcıları hakkındaki bilgilerin doğruluğu önem taşıyor.

İBB davasında tanıkların anlatımları yalnızca tekil olaylara ilişkin değil, belediye yönetimindeki karar alma süreçleri ve iş insanlarıyla kurulan ilişkiler bakımından da değerlendiriliyor. Bu nedenle sıradan bir idari görüşme, ticari temas veya belediye işlemiyle suç oluşturduğu ileri sürülen bir faaliyet arasındaki sınırın somut kanıtlarla belirlenmesi, yargılamanın temel meselelerinden biri olarak duruyor.

Avrupa Heyetleri Duruşmayı İzledi

3 Kasım duruşmasının bir başka önemli gelişmesi, Avrupa kurumlarından gelen heyetlerin Silivri’de bulunmasıydı. Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, Avrupa Bölgeler Komitesi ve Avrupa Parlamentosu temsilcileri yargılamayı izledi.

Avrupa Konseyi heyetinde raportörler Marc Cools ve Bryony Rudkin ile kurumun yerel demokrasi ve anayasal konular alanında çalışan uzmanları yer aldı. Avrupa Bölgeler Komitesi temsilcileri arasında Jelena Drenjanin bulunurken Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor da duruşmayı takip eden isimler arasındaydı.

Ekrem İmamoğlu, salona gelen Avrupalı gözlemcilere İngilizce teşekkür etti. Heyetlerin katılımı, davanın yalnızca Türkiye içindeki siyasal ve hukuksal tartışmalarla sınırlı kalmadığını, Avrupa kurumları tarafından da izlendiğini gösterdi.

Avrupa kurumlarının ilgisi, seçilmiş yerel yöneticilerin yargılanması, tutukluluk süreleri, yerel yönetimlerin demokratik işleyişi ve adil yargılanma güvenceleriyle bağlantılı bir çerçevede değerlendiriliyor. Ancak gözlemcilerin duruşmada bulunması, mahkemenin önündeki suçlamalar hakkında verilmiş bir karar ya da sanıkların hukuki durumuna ilişkin kesin bir değerlendirme anlamına gelmiyor.

İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılmış olması ve aynı zamanda cumhurbaşkanı adayı olarak siyasal yaşamın merkezinde bulunması, davanın sonuçlarını yerel yönetim sınırlarının ötesine taşıyor. Mahkemenin vereceği kararlar, sanıkların bireysel hukuki durumlarının yanında seçilmiş yöneticilerin görevlerini sürdürmesi ve siyasal temsil hakkı bakımından da sonuçlar doğurabilecek.

Tutukluluk İncelemesi 12 Kasım’da

Mahkeme heyeti, üçüncü celsede tanık ve müşteki ifadelerinin tamamlanmasını, ardından tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin değerlendirilmesini planlıyor. Mahkeme başkanının açıkladığı takvime göre tutukluluk incelemesi 12 Kasım Perşembe günü yapılacak.

Davanın ikinci celsesinde yedi sanığın tahliye edilmesinin ardından tutuklu sanık sayısı 46’ya düşmüştü. Üçüncü celsede ortaya çıkan tanık anlatımlarının ve savunmaların, yaklaşan tutukluluk incelemesinde nasıl değerlendirileceği henüz bilinmiyor.

Yargılamanın sonraki aşamalarında delillerin tartışılması ve savcılığın esas hakkındaki mütalaasını sunması bekleniyor. Sanıklar ve avukatları, bu aşamaların ardından suçlamalara ilişkin savunmalarını yeniden yapabilecek.

3 Kasım duruşmasında herhangi bir nihai hüküm verilmedi. Tanıkların ifadelerinde ortaya çıkan farklılıkların sanıklar lehine veya aleyhine nasıl değerlendirileceği, mahkemenin delillerin bütününü incelemesiyle belirlenecek. Suçlamaların ağırlığı ve davanın siyasal etkileri, kanıtların değerlendirilmesinde gerekli hukuki ölçütleri değiştirmiyor.

Silivri’de 103’üncü duruşma gününün sonunda öne çıkan mesele, yalnızca tanıkların birbirinden farklı açıklamalarda bulunması değildi. Bir yanda ağır suçlamalar ve uzun süredir devam eden tutukluluklar, diğer yanda doğrudan gözleme dayanmayan veya birbirini doğrulamayan anlatımlar bulunuyor. Mahkemenin önündeki temel görev, bu anlatımların hangi belgelerle desteklendiğini ve sanıkların bireysel sorumluluklarını kanıtlamaya yeterli olup olmadığını belirlemek.

Davanın bundan sonraki aşaması, yalnızca sanıkların hukuki durumunu değil, kamuoyunun yargı süreçlerine duyduğu güveni de ilgilendiriyor. Çünkü ceza yargılamasında devletin suçlama yetkisinin ağırlığı kadar, bu yetkinin hangi kanıtlarla kullanıldığı da önem taşıyor. Silivri’de tanık kürsüsünde tekrar tekrar ortaya çıkan doğrudan bilgi ile duyum arasındaki ayrım, bu nedenle mahkeme salonunun ötesine uzanan bir soru bırakıyor: İnsanların özgürlüğünün söz konusu olduğu bir yargılamada, iddianın ağırlığı ile onu kanıtlayan delilin gücü arasındaki mesafe nasıl kapatılacak?


  • NHA / ANKA Haber Ajansı, Medyascope – Furkan Karabay, T24, Cumhuriyet, Evrensel, Gazete Oksijen, Odatv, BirGün, Independent Türkçe, Hürriyet Daily News.