back to top
Ana Sayfa Haber Türkiye’de Çalışmanın Yaşı Yok: Çocuklar İşe, Emekliler Yeniden İşe

Türkiye’de Çalışmanın Yaşı Yok: Çocuklar İşe, Emekliler Yeniden İşe

Türkiye’de çalışma yaşamının iki ucunda aynı geçim sorunu büyüyor. Çocuklar daha erken yaşlarda aile gelirine katkı sağlamak için işgücüne katılırken emekliler de aylıklarıyla geçinemedikleri için yeniden çalışıyor. Resmî verilere göre 15–17 yaş grubunda işgücüne katılım yüzde 25,5’e yükseldi; emeklilik sonrası sigortalı çalışanların sayısı ise 2,1 milyonu aştı. Çocukluğun ve yaşlılığın çalışma zorunluluğuyla kuşatılması, gelir dağılımının toplumsal sonuçlarını görünür kılıyor.

Türkiye’de çalışma yaşamına katılımın yaşı iki farklı yönde değişiyor. Bir yanda henüz okul çağındaki çocuklar aile bütçesine katkı sağlamak için tarlalarda, atölyelerde, sanayi sitelerinde ve hizmet sektöründe çalışıyor; diğer yanda çalışma yaşamını tamamlayarak emekli olmuş insanlar yeniden iş arıyor. Çocukların çalışma yaşamına daha erken katılmasıyla emeklilerin işgücüne geri dönmesi, farklı kuşakların aynı ekonomik güçlüklerle karşılaştığını gösteriyor. Bu durum, istihdamdaki artışın her zaman refah artışı anlamına gelmediğini de ortaya koyuyor.

Türkiye İstatistik Kurumunun 2025 yılı verilerine göre 15–17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 25,5’e ulaştı. Bu oran 2022’de yüzde 16,4 düzeyindeydi. Dört yıl içinde ortaya çıkan yükseliş, okul çağındaki çocukların işgücü piyasasındaki varlığının arttığını gösteriyor. Üstelik bu istatistikler 15 yaşın altındaki çocukların çalışmasını kapsamıyor. Mevsimlik tarımda, küçük işletmelerde ve kayıt dışı işlerde çalışan daha küçük yaştaki çocukların toplam sayısını aynı verilerden belirlemek mümkün değil.

Çocukluk Kısalırken Emeklilik de Çalışmaya Dönüşüyor

Çocuk işçiliği, yalnızca çocukların çalıştıkları işyerleriyle ilgili değil; ailelerin geçim koşullarıyla da bağlantılı. Uluslararası Çalışma Örgütü, Türkiye’de özellikle mevsimlik tarımda çocuk işçiliğinin yoksulluk, kayıt dışı istihdam ve göçle ilişkili olduğunu vurguluyor. Fındık hasadı için aileleriyle birlikte farklı illere giden çocukların eğitimden uzaklaşma riski, bu ilişkinin somut örneklerinden biri. Mesleki eğitim kapsamında işletmelerde bulunan çocukların çalışma koşulları ve iş güvenliği de tartışmanın bir başka boyutunu oluşturuyor.

Çalışma yaşamının diğer ucunda ise emekliler bulunuyor. TBMM’de aktarılan Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre Temmuz 2025 itibarıyla 2 milyon 138 bin 798 emekli, sosyal güvenlik destek primi kapsamında çalışmaya devam ediyordu. Bu sayı yalnızca ilgili statüde kayıtlı çalışanları kapsıyor; kayıt dışı çalışan veya iş arayan emeklileri içermiyor. Emeklilik sonrasında çalışmayı sürdüren herkesin bunu ekonomik zorunluluk nedeniyle yaptığı söylenemez. Ancak emekli gelirlerinin yetersizliğine ilişkin araştırmalar, geçim kaygısının önemli bir neden olduğunu gösteriyor.

Mayıs 2026’da yayımlanan Emekli Yoksulluğu Araştırması’nda, DİSK-AR’ın SGK ve TÜİK verilerine dayanan hesaplamalarına da yer verildi. Buna göre 2024 sonunda çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı yüzde 65,7’ye, sayıları ise yaklaşık 7,9 milyona ulaştı. Bu geniş tanımlı hesaplama, SGK’nin destek primine tabi çalışan sayısıyla aynı gösterge değil. Ancak iki veri birlikte değerlendirildiğinde, emekliliğin milyonlarca insan için çalışma yaşamından bütünüyle ayrılmak anlamına gelmediği görülüyor.

Aynı Evde İki Kuşak, Aynı Geçim Sıkıntısı

Çocukların çalışma yaşamına katılması ile emeklilerin yeniden çalışması birbirinden bağımsız iki gelişme gibi görünse de her ikisinin arkasında hane gelirlerinin yetersizliği önemli bir yer tutuyor. Ücretlerin ve emekli aylıklarının barınma, beslenme, ulaşım ve sağlık giderleri karşısındaki alım gücü, ailelerin çalışma kararlarını etkiliyor. Gelir açığı büyüdüğünde çocukların eğitime ayırabileceği zaman azalabiliyor; emeklilik döneminde dinlenmeyi bekleyen insanlar ise yeniden iş arayabiliyor.

İktidar, istihdamın artmasını, sosyal güvenlik kapsamının genişlemesini ve kayıt dışı çalışmanın azalmasını ekonomi politikalarının kazanımları arasında gösteriyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 2025 bütçe görüşmelerinde aktif sigortalı sayısının 2002’deki 12 milyon düzeyinden yaklaşık 26 milyona çıktığını, kayıt dışı istihdamın da gerilediğini açıkladı. Bu göstergeler çalışma yaşamındaki değişimin bir yönünü anlatıyor. Ancak kaç kişinin çalıştığı kadar, hangi yaşta, hangi ücretle ve hangi zorunluluklarla çalıştığı da toplumsal refahın değerlendirilmesinde belirleyici.

Çocuk işçiliğine karşı yürütülen programlar ve emeklilere yönelik gelir düzenlemeleri bu nedenle yalnızca istihdam sayılarıyla ölçülemez. Bir çocuğun eğitimini sürdürebilmesi, bir emeklinin çalışmadan geçinebilmesi ve çalışan yetişkinlerin ailelerini geçindirecek gelir elde edebilmesi, sosyal korumanın günlük yaşamda ne ölçüde karşılık bulduğunu gösteriyor.

Türkiye’de bugün çalışma yaşamının iki ucunda dikkat çekici bir karşılaşma yaşanıyor: Henüz çocukluğunu tamamlamamış olanlar çalışmaya başlarken, çalışma yaşamını tamamlamış olanlar yeniden işe dönüyor. Bir toplumda çocuklar ailelerini geçindirmek için büyümeyi bekleyemiyor, emekliler ise geçinebilmek için dinlenemiyorsa, ekonomik büyümenin yarattığı refahın kimlere ve nasıl ulaştığını sormak gerekmiyor mu?


  • NHA / TÜİK İstatistiklerle Çocuk 2025, SGK, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanakları, DİSK-AR, Forum Enstitüsü Emekli Yoksulluğu Araştırması (Mayıs 2026), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Ekonomim, Anadolu Ajansı.