4–11 Ekim 2026 haftasında Türkiye’de basın özgürlüğünün gündemini gazetecilere yönelik tutuklamalar, yeni soruşturmalar, haber kuruluşlarının erişime engellenmesi, sosyal medya hesaplarının Türkiye’den görünmez kılınması ve devam eden davalar belirledi. Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklanırken, İsmail Saymaz ile Murat Ağırel adli kontrolle serbest bırakıldı. Bağımsız haber kuruluşlarının ve gazetecilerin hesaplarına yönelik erişim engelleri genişledi; Mezopotamya Ajansının bir alan adı daha kapatıldı.
Bir ülkede basın özgürlüğünün durumunu anlamak için yalnızca kaç gazetecinin cezaevinde bulunduğuna bakmak yeterli değil. Haber yapmak için adliyeye çağrılan gazeteciler, mahkeme kararlarıyla erişilemez hâle getirilen yayınlar, milyonlarca okura ulaşan sosyal medya hesaplarının kapatılması ve ağır ekonomik koşullar altında yayınını sürdüremeyen haber kuruluşları da aynı tablonun parçalarıdır. Türkiye’de 4–11 Ekim haftası, basın üzerindeki hukuki, dijital ve ekonomik baskıların nasıl birbirini tamamlayabildiğini gösteren gelişmelere sahne oldu.
Haftanın dikkat çeken özelliği, müdahalelerin yalnızca tek bir haber alanında yoğunlaşmamasıydı. Finans piyasalarına ilişkin haberler nedeniyle gazeteciler hakkında soruşturma yürütülürken, bağımsız haber siteleri ve gazetecilerin sosyal medya hesapları erişime engellendi. Devam eden davalarda gazeteciler hapis cezalarıyla karşılaştı; bazıları tahliye edilirken bazıları hakkında yeni iddianameler hazırlandı. Bütün bu gelişmeler, gazeteciliğin yalnızca haber üretme değil, ürettiği haberi topluma ulaştırma olanaklarının da daraldığına işaret ediyor.
Fon Haberlerine İki Tutuklama, İki Adli Kontrol
Haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri, yatırım fonları üzerinden bazı siyasetçilerin, kamu görevlilerinin ve yakınlarının olağanüstü kazançlar elde ettiği iddialarına ilişkin haberler nedeniyle başlatılan soruşturma oldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteciler İsmail Saymaz, Murat Ağırel ve Şaban Sevinç’i ifadeye çağırırken, Mustafa Balcı gözaltına alındı. 9 Ekim’de Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı, Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesindeki “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. İsmail Saymaz ile Murat Ağırel ise adli kontrolle serbest bırakıldı.
Soruşturmanın merkezinde, yedi portföy yönetim şirketinin işlemleri ve bu şirketlerin yönettiği fonlardan elde edildiği öne sürülen kazançlar bulunuyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, hakkında dile getirilen iddiaları reddederek gazeteciler hakkında suç duyurusunda bulundu. Gazetecilerin haber ve paylaşımlarında hangi bilgilerin gerçeğe aykırı olduğu konusundaki tartışma sürerken, iki gazetecinin tutuklanması basın özgürlüğü bakımından yeni bir gelişme olarak kayıtlara geçti.
Aynı hafta Cumhuriyet muhabiri Gülnur Saydam hakkında da Esenler Belediyesinin kamuya ait bir yolun satışıyla ilgili işlemini haberleştirmesi nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “iftira” suçlamalarıyla soruşturma başlatıldı. Gazeteci Bircan Değirmenci ise 2015 yılındaki sosyal medya paylaşımları nedeniyle açılan davada hâkim karşısına çıktı. Bu dosyalar, kamu kaynaklarına ilişkin haberlerden yıllar önce yapılmış paylaşımlara kadar geniş bir alanda gazetecilerin ceza soruşturmalarıyla karşılaştığını gösterdi.
Gazetecilere Hapis Cezaları, Bir Cinayet Davasında Karar
6 Ekim’de Mardin’de görülen davada JINNEWS Haber Müdürü Öznur Değer’e bir yıl altı ay, Yeni Yaşam gazetesinin eski sorumlu yazı işleri müdürü Osman Akın’a on ay hapis cezası verildi. Dava, 2024 yılında Nusaybin’de bir eve düzenlenen baskında köylülere işkence yapıldığı iddialarını konu alan haberlerden kaynaklanıyordu. Aynı gün LeMan çizeri Doğan Pehlevan, savunmasına göre kendisine ait olmayan bir X hesabından yapılan paylaşım nedeniyle “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.
8 Ekim’de gazeteci Sedef Kabaş’ın sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılandığı dosya, davaların birleştirilmesine ilişkin anlaşmazlık üzerine üst mahkemeye gönderildi. 9 Ekim’de BirGün muhabiri İsmail Arı’nın davasında ise hâkimin izinli olması nedeniyle duruşma ertelendi. Gazeteci Ali Tarakçı hakkında hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame de aynı hafta gündeme geldi.
Haftanın farklı yöndeki yargı gelişmesi, gazeteci Hakan Tosun’un öldürülmesine ilişkin davada yaşandı. 7 Ekim’de Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Adnan Şahin ve Abdurrahman Murat’ı kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı. Bolu Gündem gazetesi sahibi ve genel yayın yönetmeni Hüseyin Aykan ise 24 günlük tutukluluğun ardından serbest bırakıldı.
Haber Sitelerine ve Gazetecilerin Hesaplarına Erişim Engeli
Hafta boyunca dijital erişim engelleri de genişledi. 6 Ekim’de Mezopotamya Ajansının mezopotamyaajansi44.com alan adı, Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle erişime engellendi. Daha önce de farklı alan adları üzerinden yayın yapmak zorunda kalan ajans açısından bu karar, haberin okura ulaşmasını engelleyen uygulamaların devamı niteliğinde.
5 Ekim’de en az 70 X hesabına, 8 Ekim’de ise aralarında gazeteci Dilek Zaptçıoğlu ve Ayça Yılmaz’ın da bulunduğu en az 39 hesaba erişim engeli getirildi. Aynı hafta İrfan Değirmenci, Şirin Payzın, Burak Acerakis, Erdal Sağlam, Dinçer Gökçe, Sarya Toprak, Esra Tokat ve Furkan Karabay’ın hesaplarına yönelik engellemeler yeniden gündeme geldi. Gazeteci Alican Uludağ’ın daha önce kapatılan hesabının yerine açtığı yeni hesabı da erişime engellendi.
Engellemeler yalnızca gazetecilerle sınırlı kalmadı. Bağımsız İletişim Ağı bianet’in yaklaşık 402 bin takipçili X hesabı da erişim engeli kararlarından etkilendi. İnternet sansürünü belgeleyen EngelliWeb projesinin ve İfade Özgürlüğü Derneğinin hesaplarının Türkiye’den görünmez kılınması ise ayrıca dikkat çekti. Böylece erişim engellerini kamuoyuna duyuran kuruluşların kendileri de engellemelerin konusu hâline geldi.
Bu kararların bir bölümü eylül ayının son günlerinde alınmış, etkileri ve uygulanmaları 4–11 Ekim haftasında devam etmişti. Dolayısıyla aynı hesapları haftanın yeni engelleme kararları olarak ikinci kez saymak doğru değil. Bununla birlikte kararların sürekliliği, gazetecilerin haberlerini yayımlama ve okurlarıyla iletişim kurma olanakları üzerindeki etkisini büyütüyor.
T24’e Erişim Engeli, TELE2’nin Yayınlarını Sonlandırması
Haftanın basın özgürlüğü tablosunda, önceki günlerde başlayan ancak sonuçları bu hafta da süren iki önemli gelişme daha yer aldı. Bağımsız haber sitesi T24’ün internet sitesine ve sosyal medya hesabına 29 Eylül’de erişim engeli getirildi. Karara, LGBTİ+ haklarına ilişkin haber ve içerikler gerekçe gösterildi. Haber kuruluşu karara itiraz edeceğini açıklarken, basın örgütleri bütün bir haber sitesinin erişime kapatılmasının ölçülülük ve haber alma hakkı bakımından sorun yarattığını belirtti.
TELE1’e kayyım atanmasının ardından ayrılan gazetecilerin kurduğu TELE2 Haber ise RTÜK lisans bedellerini karşılayamadığı için yayınlarını sonlandırdığını 3 Ekim’de duyurdu. İnternet televizyonu ve isteğe bağlı yayın için gereken iki ayrı on yıllık lisansın toplam bedelinin 2 milyon 324 bin 612 liraya ulaşması, küçük ve bağımsız yayın kuruluşlarının karşılaştığı ekonomik güçlükleri görünür kıldı.
T24 hakkındaki erişim engeli ile TELE2’nin yayınlarını durdurması aynı hukuki süreçlerin sonucu değil. Birinde mahkeme kararıyla getirilen erişim kısıtlaması, diğerinde yayın lisansının ekonomik yükü söz konusu. Ancak her iki gelişme de bağımsız yayınların okura ve izleyiciye ulaşma olanaklarının farklı yollarla daralabildiğini gösteriyor.
Basın Örgütlerinden X’e Çağrı, Avrupa’dan Tepki
6 Ekim’de Uluslararası Gazeteciler Federasyonu, Avrupa Gazeteciler Federasyonu ve Türkiye Gazeteciler Sendikası ortak açıklamayla X yönetimine seslendi. Kuruluşlar, gazeteci ve medya hesaplarının açık, bağımsız biçimde denetlenebilir hukuki kararlar olmadan engellenmemesini; platformun erişim kısıtlamalarında şeffaflık ve ölçülülük ilkelerine uymasını istedi.
Aynı günlerde açıklanan verilere göre eylül ayında Türkiye’de erişime engellenen 1.270 hesaptan yalnızca 115’i için belirlenebilir mahkeme kararı bulunuyordu. Engellenen hesapların toplam takipçi sayısı 35 milyonu aşıyordu. Bu rakamlar ekim haftasının yeni engelleme sayısı değil, erişim kısıtlamalarının ulaştığı boyutu gösteren önceki ayın verileriydi.
7 Ekim’de gazeteci örgütleri, sivil toplum temsilcileri ve siyasi parti üyeleri Anayasa Mahkemesi önünde erişim engellerini protesto etti. Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos da 9 Ekim’de Türkiye’deki medya özgürlüğü kısıtlamalarına dikkat çekerek bu gelişmelerin ülkenin Avrupa Birliği üyelik hedefiyle arasındaki mesafeyi büyüttüğünü söyledi.
Cezaevindeki Gazeteciler ve Haber Alma Hakkı
Türkiye Gazeteciler Sendikasının 7 Ekim’de yayımladığı listeye göre o tarih itibarıyla 15 gazeteci ve medya çalışanı cezaevindeydi. Bu sayı, 9 Ekim’deki iki yeni tutuklamadan önce açıklanmıştı; dolayısıyla haftanın sonundaki kesin toplam olarak sunulamaz. Gazetecilerin tutukluluk, hükümlülük ve mesleki faaliyetleriyle bağlantılı suçlamalar bakımından farklı izleme kuruluşlarının kullandığı ölçütler de birbirinden ayrılabiliyor.
Derya Okatan’ın 2 Ekim’deki tutuklanmasının ardından gazeteciler 8 Ekim’de Adalet Bakanlığı önünde toplanarak serbest bırakılmasını istedi. Okatan’ın tutuklanması haftanın başlangıcından önce gerçekleşmiş olsa da bu hafta düzenlenen protesto, tutukluluğunun basın özgürlüğü gündemindeki yerini koruduğunu gösterdi.
4–11 Ekim haftasında yaşananlar, basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin kişisel haklarından ibaret olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Gazeteci bir kamu işlemini araştırırken soruşturmayla karşılaşıyor, bir haber kuruluşunun internet adresi erişime kapatılıyor, sosyal medya hesabı görünmez kılınıyor ya da yayın kuruluşu ekonomik yükümlülükler nedeniyle faaliyetini sürdüremiyorsa, bütün bu gelişmelerin ortak sonucu toplumun bilgiye ulaşma olanaklarının daralmasıdır.
Bir ülkede gazeteciliğin özgürlüğü, yalnızca haberin yazılabilmesiyle ölçülemez; o haberin yayımlanabilmesi, okura ulaşabilmesi ve gazetecinin mesleğini cezalandırılma korkusu olmadan sürdürebilmesi de gerekir. Türkiye’nin 4–11 Ekim haftasında ortaya çıkan tablo, basın özgürlüğü tartışmasının artık yalnızca cezaevindeki gazetecilerle değil, haberin üretiminden dağıtımına kadar uzanan bütün koşullarla birlikte ele alınması gerektiğini gösteriyor.
- NHY / bianet, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), İfade Özgürlüğü Derneği ve EngelliWeb, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), Reuters, Euronews, Medyascope, International Press Institute (IPI), The Washington Post.











