Kapitalizmin işleyişini kusursuz piyasa varsayımlarıyla değil, gerçek rekabetin çatışmaları, kârın belirleyici gücü ve ekonomik krizlerin tarihsel sürekliliği üzerinden açıklamaya çalışan Marksist iktisatçı Anwar Shaikh yaşamını yitirdi. Ardında, iktisat biliminin yerleşik kabullerini sorgulayan yarım yüzyılı aşkın bir araştırma birikimi, kuşaklar boyunca yetiştirdiği öğrenciler ve siyasal iktisat tartışmalarında etkisini sürdürecek kapsamlı bir kuramsal miras bıraktı.
İktisat tarihi, çoğu zaman insanlığın zenginliği nasıl ürettiğini anlatan düşünürlerin tarihi olarak yazılır. Oysa bu tarihin daha az sorulan, belki de daha önemli bir sorusu vardır: Üretilen zenginlik neden onu yaratan insanların hayatına aynı ölçüde yansımaz? Fabrikalar büyürken işçiler neden yoksullaşabilir, üretim artarken işsizlik neden ortadan kalkmaz, piyasa genişlerken krizler neden yeniden kapıya dayanır? Hayatını bu soruların peşinde geçiren Anwar Shaikh, ekonomiyi insanların yaşadığı dünyadan koparılmış soyut bir hesaplama alanı olarak görmeyi reddeden düşünürlerdendi. Onun için iktisat, yalnızca fiyatların ve üretim miktarlarının değil, insan emeğinin, toplumsal ilişkilerin ve tarihsel çatışmaların da bilimiydi.
Shaikh’in ölümünün ardından Bard College bünyesindeki Levy Economics Institute bir anma açıklaması yayımladı. Enstitü, onun değer, gelir dağılımı, büyüme, dış ticaret ve ekonomik krizler üzerine çalışmalarının yanı sıra, öğrenciler ve araştırmacılar üzerindeki etkisini vurguladı. Ölüm haberi, özellikle eleştirel iktisat çevrelerinde yalnızca önemli bir akademisyenin kaybı olarak değil, uzun yıllar boyunca kapitalizmi kendi hareket yasaları içinde anlamaya çalışan bir düşünce geleneğinin önemli temsilcilerinden birine veda olarak karşılandı.
Pakistan’dan New York’a Uzanan Bir Düşünce Yolculuğu
1945 yılında doğan Anwar Shaikh’in iktisada yönelişi, yalnızca akademik bir merakın sonucu değildi. Pakistan kökenli düşünür, farklı ülkelerde yaşarken gözlemlediği zenginlik ve yoksulluk karşıtlığının dünyayı anlama arayışında belirleyici olduğunu anlatıyordu. Bir yanda büyük servetlerin biriktiği, diğer yanda insanların ağır çalışma koşullarında yaşamlarını sürdürdüğü toplumlar, onda ekonominin gerçekte nasıl işlediği sorusunu uyandırmıştı. Bu nedenle iktisada yöneldiğinde karşılaştığı soyut piyasa modelleri, gözlemlediği dünyanın sorunlarına yeterli karşılığı vermiyordu.
Princeton Üniversitesinde eğitim gören, Columbia Üniversitesinde doktorasını tamamlayan Shaikh, akademik yaşamının büyük bölümünü New York’taki New School for Social Research’te sürdürdü. Burada iktisat profesörü olarak dersler verdi, araştırmalar yürüttü ve farklı kuşaklardan öğrenciler yetiştirdi. Levy Economics Institute ile uzun yıllara yayılan ilişkisi boyunca makroekonomik modelleme, büyüme, gelir dağılımı ve ekonomik istikrarsızlık üzerine çalışmalara katkıda bulundu. 2003 yılında New School’un öğretim ödülüne layık görüldü; 2009’da Peru’daki Universidad Nacional Mayor de San Marcos tarafından fahri doktora unvanı verildi. 2014 yılında ise İtalya’da NordSud Uluslararası Edebiyat ve Bilim Ödülü’nü aldı.
Onun düşünsel yolculuğunda Adam Smith, David Ricardo ve Karl Marx’ın klasik siyasal iktisat geleneği önemli bir yer tuttu. Ancak Shaikh’in amacı geçmişte kurulmuş kuramları olduğu gibi tekrarlamak değildi. Klasik iktisadın üretim, emek, değer ve rekabet üzerine geliştirdiği kavramları çağdaş kapitalizmin verileriyle yeniden sınamaya çalıştı. Keynes, Kalecki, Sraffa ve Joan Robinson gibi düşünürlerle yürüttüğü eleştirel ilişki de bu arayışın parçasıydı. Bir kuramın doğruluğunu yalnızca kendi içinde tutarlı olmasına değil, gerçek dünyadaki ekonomik hareketleri açıklayabilmesine bağladı.
Kusursuz Piyasa Masalına Karşı Gerçek Rekabet
Shaikh’in çalışmalarının merkezinde, ana akım iktisadın en temel varsayımlarından birine yönelttiği eleştiri bulunuyordu: Kusursuz rekabet. Yerleşik iktisat kuramlarının önemli bir bölümü, piyasanın belirli koşullarda dengeye ulaşacağını, ekonomik aktörlerin akılcı kararlar vereceğini ve rekabetin kaynakların etkin kullanımını sağlayacağını varsayıyordu. Shaikh ise böyle bir başlangıç noktasının gerçek kapitalist ekonomilerde yaşanan çatışmaları açıklamakta yetersiz kaldığını savundu.
Ona göre rekabet, herkesin aynı kurallarla ve eşit koşullarda yarıştığı uyumlu bir düzen değildi. İşletmeler maliyetlerini düşürmeye, rakiplerinin önüne geçmeye, daha fazla pazar elde etmeye ve kârlılıklarını korumaya çalışırken sürekli bir mücadele içindeydi. Bu mücadele ücretleri, teknolojik değişimi, yatırımları, fiyatları ve uluslararası ticareti etkiliyordu. Piyasa düzeni, dışarıdan bakıldığında kendiliğinden işleyen bir mekanizma gibi görünse de içinde sürekli hareket eden güç ilişkileri barındırıyordu.
Shaikh bu yaklaşımı gerçek rekabet kavramıyla geliştirdi. Ekonomik düzenin istikrarını değişmez bir dengede değil, sürekli dalgalanmalar ve karşılıklı baskılar içinde aradı. Fiyatların, kâr oranlarının ve üretim düzeylerinin belirli eğilimler çevresinde hareket ettiğini, fakat bu hareketin hiçbir zaman toplumsal çatışmalardan bağımsız olmadığını ileri sürdü. Böylece rekabeti yalnızca piyasanın teknik bir özelliği olarak değil, kapitalist üretimin davranışlarını belirleyen tarihsel bir süreç olarak ele aldı.
Bu yaklaşımın önemi, ekonomik krizlerin anlaşılmasında daha da belirginleşti. Krizler, Shaikh’in çözümlemesinde yalnızca yanlış kararların, kötü yönetimin ya da piyasanın geçici aksaklıklarının sonucu değildi. Kârlılık, yatırım, borçlanma ve üretim arasındaki ilişkiler, kapitalist ekonominin kendi içinde tekrarlayan istikrarsızlıklar yaratabiliyordu. Dolayısıyla ekonomik büyümenin ardında biriken çelişkileri anlamadan krizleri yalnızca ortaya çıktıkları anda değerlendirmek yeterli değildi.
Kapitalizmin Hareket Yasalarını Yeniden Okumak
Shaikh’in düşünsel birikiminin en kapsamlı ürünü, 2016 yılında Oxford University Press tarafından yayımlanan 979 sayfalık Capitalism: Competition, Conflict, Crises (Kapitalizm: Rekabet, Çatışma, Krizler) adlı kitabı oldu. Yaklaşık on beş yıllık yoğun bir yazım sürecinin ürünü olan eser, yalnızca mevcut iktisat kuramlarına yöneltilmiş bir eleştiri değildi. Fiyatlardan ücretlere, kâr oranlarından döviz kurlarına, işsizlikten enflasyona ve ekonomik krizlere kadar kapitalist ekonominin temel sorunlarını ortak bir kuramsal çerçeve içinde açıklamayı amaçlıyordu.
Shaikh’in araştırmalarında değer kuramı, emek ve sermaye arasındaki bölüşüm ilişkileri, uluslararası ticaret, teknolojik değişim ve kâr oranlarının hareketi birbirinden kopuk başlıklar değildi. Ona göre ekonomik hayatın görünen yüzündeki fiyat değişimleri, finansal dalgalanmalar ve büyüme dönemleri, üretimin derinliklerinde işleyen ilişkilerle birlikte ele alınmalıydı. Bu nedenle matematiksel çözümlemeyi ve istatistiksel verileri önemserken, onları toplumsal gerçekliğin yerine koymadı. Sayılar onun çalışmalarında dünyanın kendisi değil, dünyayı anlamanın araçlarıydı.
1974 yılında yayımladığı ve üretim fonksiyonlarına yönelttiği eleştiri, erken dönem çalışmalarının önemli örneklerinden biri oldu. Shaikh, iktisatta sermaye ve emeğin üretime katkısını ölçmek için kullanılan bazı matematiksel modellerin, gerçekte varsaydıkları ilişkileri kanıtlamakta yetersiz kaldığını gösterdi. Daha sonraki araştırmalarında fiyatların oluşumunu, kâr oranlarını ve uluslararası rekabeti ampirik verilerle inceleyerek klasik siyasal iktisadın çağdaş ekonomileri açıklama gücünü sınadı.
Onun 2008 küresel krizine yaklaşımı da bu düşünsel çizginin devamıydı. Krizi yalnızca ABD’deki konut kredilerinin çöküşüyle açıklamak yerine, uzun dönemli kârlılık eğilimleri, ücretlerin baskılanması, borçlanmanın genişlemesi ve finansal piyasaların büyümesi arasındaki bağlantıları araştırdı. Böylece finansal çöküşün ardında üretim ve bölüşüm ilişkilerinin bulunduğunu savundu. Bu yaklaşım, krizleri birbirinden bağımsız kazalar olarak değil, ekonomik düzenin tarihsel hareketi içinde değerlendirmeye yöneliyordu.
Bir İktisatçıdan Geriye Kalanlar
Shaikh’in ölümünün ardından Jacobin dergisinde yayımlanan yazısında sosyolog Vivek Chibber, onu kuşağının en parlak Marksist iktisatçısı olarak nitelendirdi. Chibber’e göre Shaikh’in önemi, klasik siyasal iktisadı yeniden gündeme getirmekle sınırlı değildi; bu geleneğin kavramlarını çağdaş kapitalizmin somut verileriyle ilişkilendirebilmesiydi. Böylece uzun süre yalnızca kuramsal tartışmaların konusu olarak görülen kimi düşüncelerin, günümüz ekonomisinin işleyişini açıklamakta kullanılabileceğini göstermeye çalıştı.
Levy Economics Institute ise Shaikh’in yalnızca yayımlanmış eserleriyle değil, geride bıraktığı araştırma arşiviyle de yaşamaya devam edeceğini duyurdu. Enstitüye bağışladığı yayımlanmış ve yayımlanmamış çalışmalar, ders notları, mektuplar ve video kayıtlarından oluşan arşiv 1.372 klasör içeriyor. Enstitünün açıklamasına göre arşiv, oluşturulmasının ardından 45 binden fazla kez indirildi. Bu birikim, onun çalışmalarının yeni araştırmacılar tarafından incelenmesine ve geliştirilmesine olanak sağlayacak.
Bir düşünürün ölümünün ardından geriye yalnızca yazdığı kitapların kalmadığı bilinir. Bazen asıl miras, kendisinden sonra da sorulmaya devam eden sorulardır. Shaikh’in iktisat dünyasına bıraktığı sorular da güncelliğini koruyor: Kapitalist ekonomiler neden sürekli büyüme ile kriz arasında hareket ediyor? Rekabet neden her zaman toplumsal refah üretmiyor? Teknolojik gelişme neden işsizliği kendiliğinden ortadan kaldırmıyor? Üretimin yarattığı zenginlikle insanların ondan aldıkları pay arasındaki uzaklık nasıl açıklanmalı?
Bu sorular, yalnızca üniversitelerin iktisat bölümlerini ilgilendirmiyor. Fabrikada çalışan işçinin ücretinde, işsiz kalan gencin geleceğinde, borçla yaşamını sürdüren ailenin sofrasında ve ekonomik krizlerin yükünü taşıyan milyonlarca insanın gündelik hayatında karşılığını buluyor. Shaikh’in çalışmalarının kalıcılığı da ekonominin soyut modelleriyle insanların yaşadığı dünya arasındaki uzaklığı kapatma çabasında aranabilir.
Anwar Shaikh, 1945’te başlayan yaşamını 2026’da tamamladı. Ardında tamamlanmış bir düşünce sistemi kadar, yeniden araştırılmayı ve tartışılmayı bekleyen büyük bir birikim bıraktı. Onun eserlerinin gelecekteki değeri, bütün önermelerinin tartışmasız kabul edilmesinde değil, ekonomik gerçekliğin yeni veriler ve yeni sorularla yeniden incelenmesine sağlayacağı katkıda ortaya çıkacak.
Çünkü düşüncenin gerçek mirası, kendisinden sonra gelenlerin aynı cümleleri tekrarlaması değil, dünyanın henüz yeterince anlaşılmamış yanlarını araştırmayı sürdürmesidir. Shaikh’in yaşamı boyunca yaptığı da buydu: Ekonominin görünen düzeninin ardındaki çatışmaları, sayılarla anlatılan büyümenin içindeki eşitsizlikleri ve krizlerin gerisindeki tarihsel ilişkileri anlamaya çalışmak. Ölümünün ardından siyasal iktisada bıraktığı en önemli çağrı, belki de ekonomiyi yeniden insanların gerçek hayatından başlayarak düşünmek olacak.
- NHY / Levy Economics Institute of Bard College, The New School for Social Research, Institute for New Economic Thinking, Oxford University Press, Jacobin, Cambridge Journal of Economics.












