back to top
Ana Sayfa Haber İmamoğlu’ndan İktidara Net Mesaj: Barışı Siyasi Dizayna Teslim Etmeyeceğiz

İmamoğlu’ndan İktidara Net Mesaj: Barışı Siyasi Dizayna Teslim Etmeyeceğiz

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Terörsüz Türkiye” sürecine ve TBMM’den geçen çerçeve yasaya destek verirken, iktidarın barış arayışını siyasi mühendisliğin aracına dönüştürmesine karşı sert bir denetim hattı çizdi; Özgür Özel’in yeni siyaset hamlesine açık destek verirken Türkiye’nin geleceğini demokrasi, hukuk, eşit yurttaşlık ve toplumsal bütünlük ekseninde yeniden kurma çağrısı yaptı.

Barışa Destek, Siyasi Dizayna İtiraz

İmamoğlu’nun Sözcü’den Ali Macit’e verdiği röportaj ve kamuoyuna yönelik mesajları, muhalefetin “Terörsüz Türkiye” sürecine yaklaşımındaki temel ayrımı daha görünür hale getiriyor. İmamoğlu, onlarca yıldır süren çatışmanın sona ermesi ve Türkiye’nin barışa ulaşması gerektiğini açık biçimde savunurken, bu hedefin iktidarın siyasi hesaplarına eklemlenmesine karşı çıkıyor. “Türkiye’nin geleceğine, barış ve huzuruna evet diyoruz” mesajı, sürece kategorik bir itiraz yerine koşullu ve denetleyici bir destek hattının benimsendiğini ortaya koyuyor.

Bu yaklaşımın merkezinde ise iktidarın geçmiş performansına yönelik ciddi bir güvensizlik bulunuyor. İmamoğlu, kırk yıllık çatışmanın yaklaşık 25 yılında AK Parti iktidarlarının bulunduğuna dikkat çekerek, geçmişte kullanılan sert güvenlikçi söylemlerle bugün yürütülen barış arayışı arasındaki çelişkiye işaret ediyor. Ona göre demokratikleşme adımlarının ertelenmesi, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması ve muhalefetin süreçlerden dışlanması, iktidarın “barış” söylemini tek başına güvenilir bir siyasal zemine dönüştürmeye yetmiyor.

İmamoğlu’nun mesajlarında bu nedenle “destek” ile “denetim” birlikte kuruluyor. Ayrıca açıklamasında da sürecin güvencesinin şeffaflık, TBMM, hukuk ve millet iradesi olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “barışın siyasi hesaplara teslim edilmemesi” gerektiğini savunuyor. Bu tutum, muhalefetin barış sürecine yalnızca güvenlik ve silah bırakma başlığı üzerinden değil, demokratik hukuk devleti ve siyasal meşruiyet üzerinden müdahil olma arayışını güçlendiriyor.

Üniter Devlet Vurgusu Ve Demokratik Meşruiyet

İmamoğlu’nun açıklamalarındaki ikinci belirgin eksen, barış söylemiyle Cumhuriyet’in üniter yapısının ve ülkenin bütünlüğünün aynı siyasal çerçevede savunulması. “86 milyon yurttaşın eşitliği”ni temel güvence olarak tanımlayan İmamoğlu, Cumhuriyet’in demokrasiyle, birliğin adaletle, devletin ise hukukla güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Böylece iktidarın güvenlik merkezli “terörsüzlük” çerçevesinden farklı olarak, barışı devletin demokratikleşmesiyle birlikte ele alan bir siyasal perspektif ortaya koyuyor.

Bu vurgu aynı zamanda yeni siyasal oluşumun kendisini konumlandırmaya çalıştığı alan açısından da önem taşıyor. İmamoğlu, Özgür Özel’in liderliğinde şekillenen Yeni Parti’yi yalnızca CHP içindeki ayrışmanın ürünü olarak değil, “değişim talebinin ve demokrasi iradesinin yeni siyasal taşıyıcısı” olarak tanımlıyor. Yeni Parti’ye yönelik “gelin ve bu büyük hikâyenin bir parçası olun” çağrısı, tutukluluk koşullarında dahi siyasal mobilizasyonun sürdürüleceğini gösterirken, hareketin CHP sınırlarını aşan daha geniş bir toplumsal koalisyon iddiası taşıdığını da ortaya koyuyor.

İmamoğlu’nun Özgür Özel’e verdiği açık destek de bu tablonun önemli bir parçası. Özel’in “yeni siyaset yolu”na ve liderliğine güvendiğini belirten İmamoğlu, Mansur Yavaş’ın süreçle ilgili uyarılarını da sahiplendiğini ifade ediyor. Selahattin Demirtaş’ın bütünleştirici barış çağrılarını değerli bulduğunu söylemesi ise yeni siyasal hattın hem milliyetçi hassasiyetleri hem de Kürt meselesinin demokratik çözümü konusundaki beklentileri aynı çatı altında tutma arayışını gösteriyor.

Yargı Eleştirisi Ve İktidar Mücadelesi

İmamoğlu’nun açıklamalarının üçüncü ayağını ise doğrudan kendi yargılamaları oluşturuyor. Hakkındaki yaklaşık 20 ayrı dosyayı “gerçek dışı ve dayanaksız” olarak nitelendiren İmamoğlu, diplomadan casusluk suçlamasına, “Ahmak Davası”ndan rüşvet ve irtikap iddialarına kadar uzanan dosyaların siyasi rakibini yargı yoluyla etkisizleştirme girişimleri olduğunu savunuyor. Bu ifadeler, elbette İmamoğlu’nun siyasi ve hukuki değerlendirmeleri olarak aktarılırken, söz konusu suçlamalar hakkındaki nihai hukuki kararların mahkemeler tarafından verilmesi gerekiyor.

İmamoğlu’nun savunma hakkına ilişkin itirazları ise yargılamaların usul boyutunu siyasi tartışmanın merkezine taşıyor. Aynı gün içerisinde birden fazla duruşmanın planlanması, ardından 143 ayrı eylem isnadına karşı savunma için yalnızca bir gün ayrılması üzerinden “savunma hakkı”nın yalnızca sanığa mikrofon uzatılmasından ibaret olmadığını savunan İmamoğlu, mahkemelerin kamuoyuna açık ve şeffaf biçimde yürütülmesini istiyor. Bu talep, yalnızca kendi dosyalarının değil, Türkiye’de siyasi davaların yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma standartları açısından tartışılmasını da beraberinde getiriyor.

Sonuçta İmamoğlu’nun mesajları, birbirinden ayrı görünen üç başlığı tek bir siyasal çerçevede birleştiriyor: Barış, demokratikleşme ve iktidar mücadelesi. İmamoğlu bir yandan Türkiye’nin silahlı çatışma döngüsünden çıkmasını destekliyor, diğer yandan bu çıkışın iktidarın seçim hesaplarına veya muhalefeti yeniden dizayn etme girişimlerine dönüşmesine itiraz ediyor. Bu nedenle açıklamalarının asıl siyasi ağırlığı, “barışa evet” demesinden çok, barışın hangi kurumlarla, hangi hukuk düzeni içinde ve kimin denetiminde gerçekleştirileceği sorusunu gündeme taşımasında yatıyor.

Türkiye açısından kritik eşik de tam burada ortaya çıkıyor: Çatışmanın sona ermesi ile demokratikleşmenin birbirinin alternatifi olmadığı, tersine kalıcı barışın ancak güçlü bir hukuk devleti, Meclis denetimi, şeffaflık ve eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınabileceği bir siyasal zeminin kurulup kurulamayacağı. İmamoğlu’nun mesajı, bu zeminin kurulması halinde barış sürecinin toplumsal meşruiyet kazanabileceği; aksi durumda ise “Terörsüz Türkiye” hedefinin yeni bir siyasi mühendislik alanına dönüşme riskinin büyüyeceği uyarısını içeriyor.


Sözcü – Ali Macit’in İmamoğlu haberleri