back to top
Ana Sayfa Haber 90 Gün Sonra Gelen Tahliye: Gazetecilik Yargılandı, Alican Uludağ Serbest Bırakıldı

90 Gün Sonra Gelen Tahliye: Gazetecilik Yargılandı, Alican Uludağ Serbest Bırakıldı

“Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yaklaşık üç aydır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Alican Uludağ, ilk duruşmada tahliye edildi. Duruşma boyunca savunma hakkı, ifade özgürlüğü ve gazeteciliğin kriminalize edilmesi tartışmaları öne çıkarken; dava, Türkiye’de yargının basın üzerindeki baskı aracı olarak kullanıldığı yönündeki eleştirileri yeniden gündeme taşıdı.

Gazetecilik Faaliyeti Mi, Suçlama Dosyası Mı?

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçlamasıyla 20 Şubat’ta tutuklanmıştı. Yaklaşık 90 gündür Silivri Cezaevi’nde tutulan Uludağ, Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katıldı.

Mahkeme salonunda yoğun katılım dikkat çekerken, Ankara Barosu adına Baro Başkanı Mustafa Köroğlu da davaya katılma talebinde bulundu.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri ise, Uludağ’ın yüz yüze savunma talebine rağmen fiziksel olarak mahkeme salonuna getirilmemesi oldu. Savunma tarafı, bunun adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geldiğini savundu.

“Suç İşlemedim, Gazetecilik Yaptım”

Savunmasına tutuklu gazetecileri selamlayarak başlayan Uludağ, yargı muhabirliği yaptığı dönemlerden bugüne kadar hiçbir siyasi ya da çıkar grubunun yanında yer almadığını söyledi.

Uludağ, “Bu dava basın ve ifade özgürlüğünün engellenmesinden ibarettir. Bu, halkın haber alma hakkının engellenmesidir” diyerek suçlamaların gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yöneltildiğini savundu.

İddianameyi hazırlayan savcının “terör savcısı” olmasına dikkat çeken Uludağ, “Terör savcısının gazeteciyle ne ilgisi olur? Gazeteci terörist mi?” sözleriyle soruşturmanın niteliğini eleştirdi.

Suçlamaya konu edilen sosyal medya paylaşımlarının tamamının kamu yararı amacı taşıdığını belirten Uludağ, özellikle CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin yaptığı yorumların eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

“Bir Yargı Muhabiri Bunu Yazmayacak Mı?”

Savunmasında, Gezi Davası hükümlüsü Tayfun Kahraman örneğini veren Uludağ, cezaevinde gördüğü adaletsizlik hissinin kendisini derinden etkilediğini söyledi.

“Hakkında iki Anayasa Mahkemesi kararı olmasına rağmen tutuklu. Cezaevinde gözlerinde adaletsizliği gördüm. Bir yargı muhabiri olarak bunu yazmayacak mıyım?” diyen Uludağ, gazeteciliğin temel görevinin kamu adına iktidarı ve devlet mekanizmasını denetlemek olduğunu vurguladı.

Uludağ ayrıca, iktidara yakın medya kuruluşlarına soruşturma bilgilerinin önceden servis edildiğine dair paylaşımlar yaptığını, ancak bu paylaşımların resmi makamlarca yalanlanmadığını belirterek suçlamaların siyasi nitelik taşıdığını ima etti.

Savunmasını “Suç işlemedim, gazetecilik yaptım” sözleriyle tamamlayan Uludağ, son olarak “Yaşasın gazetecilik” dedi.

Savunmadan “Eziyet” Ve “Hukuksuzluk” Vurgusu

Uludağ’ın avukatı Abbas Yalçın ise müvekkilinin gözaltı ve tutuklama sürecinin hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını savundu.

Yalçın, dosyada Cumhurbaşkanı’nın müşteki sıfatıyla dahi yer almadığını belirterek soruşturmanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü öne sürdü.

Savunmada özellikle, Uludağ’ın Ankara’daki yargılamaya rağmen İstanbul’da tutulması, fiziksel olarak duruşmaya getirilmemesi ve yaklaşık 20 saat içinde İstanbul’a sevk edilmesi “ağır hukuksuzluk” ve “eziyet” olarak tanımlandı.

Avukat Yalçın, “Tutuklamak için saatler içinde İstanbul’a götürülen bir gazetecinin, savunma hakkı için Ankara’ya getirilememesi kabul edilemez” dedi.

Tahliye Kararı Ve Basın Özgürlüğü Tartışması

Duruşma savcısı tutukluluğun devamını talep etse de mahkeme, Alican Uludağ hakkında tahliye kararı verdi.

Karar, basın meslek örgütleri ve hukuk çevrelerinde olumlu karşılandı. Ancak dava sürecinin kendisi, Türkiye’de gazetecilerin sosyal medya paylaşımları ve haber faaliyetleri nedeniyle tutuklanmasının giderek olağanlaştığı yönündeki tartışmaları yeniden büyüttü.

Özellikle uzun tutukluluk süreleri, SEGBİS üzerinden yapılan savunmalar ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasının geniş yorumlanması; uluslararası insan hakları kuruluşlarının Türkiye’ye yönelik eleştirilerinin merkezinde yer alıyor.

Uludağ’ın tahliyesi, bireysel bir özgürlük kararı olarak değerlendirilirken; davanın ortaya çıkardığı temel soru değişmedi: Türkiye’de gazetecilik faaliyeti ile cezai soruşturma arasındaki sınır giderek daha mı belirsiz hale geliyor?


TB / Artı Gerçek, DW Türkçe