Ekrem İmamoğlu’nun aynı gün üç ayrı davada hakim karşısına çıkarılması, yargılamanın usulü ve savunma hakkının etkin biçimde kullanılmasına ilişkin tartışmaları derinleştirdi. Hukuk çevreleri ve uluslararası gözlemciler, bu takvimin adil yargılanma ilkesine uygunluğu konusunda ciddi soru işaretleri bulunduğunu dile getirirken, İmamoğlu da yaşanan süreci “hukuksuzluk triatlonu” olarak nitelendirdi.
Savunma Hakkı Yerine Zaman Yarışı
Silivri’de aynı gün önce diploma davasına, ardından “siyasal casusluk” ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyalarına ilişkin duruşmalara katılan Ekrem İmamoğlu, bir sanığın aynı gün farklı mahkemelerde savunma yapmak zorunda bırakılmasının adil yargılanma hakkıyla bağdaşmadığını savundu. İmamoğlu, “Bugün ayrı salonlarda hukuk cinayetleri işleniyor. Bir hukuk cinayetinden diğerine koşarak kendimi savunmaya çalışıyorum” ifadelerini kullandı.
Aynı gün içinde üç ayrı dosyada savunma yapılmasını gerektiren yargılama takvimi, davaların maddi içeriğinden bağımsız olarak, savunmanın hazırlanması ve etkin biçimde sunulması hakkının ne ölçüde kullanılabildiği sorusunu da gündeme taşıdı.
Yargılamanın Usulü Tartışma Konusu Oldu
İmamoğlu savunmasında, dosyalarında bugüne kadar çok sayıda hakim değişikliği yaşandığını belirterek, bunun yargı bağımsızlığına ilişkin kaygıları artırdığını ifade etti. Ayrıca mahkemelerin yalnızca duruşma salonlarından ibaret olmadığını; adil bir yargılamanın tarafsız hakim, bağımsız savcı, hukuka uygun delil ve etkin savunma hakkıyla mümkün olacağını söyledi.
Ekrem İmamoğlu’nun aynı gün üç farklı davada hakim karşısına çıkarılması, Türkiye’de son dönemde yargı süreçlerine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşırken, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor da bu takvimin bağımsız bir yargı sisteminde olağan kabul edilemeyeceğini belirterek sürece ilişkin kaygılarını kamuoyuyla paylaşmıştı.










