back to top
Ana Sayfa Kültür ve Sanat Ece Temelkuran: Türkiye Yorgun Bir Sessizliğe Teslim Edildi

Ece Temelkuran: Türkiye Yorgun Bir Sessizliğe Teslim Edildi

Türk yazar ve gazeteci Ece Temelkuran, İsviçre merkezli Tages-Anzeiger’e verdiği kapsamlı söyleşide, Türkiye’de “siyasal kötülüğün normalleştirildiğini” söyledi. On yıldır sürgünde yaşayan Temelkuran, Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin artık kurumsal işleyişini kaybettiğini, toplumun ise baskı nedeniyle “öfke değil tükenmişlik” yaşadığını savundu. Söyleşi, yalnızca Türkiye’nin siyasal dönüşümünü değil; küresel aşırı sağ yükselişini, sürgün psikolojisini ve modern otoriterliğin yeni biçimlerini de tartışmaya açtı.

Türkiye’den Berlin’e Uzanan Bir Sürgün Hikâyesi

Ece Temelkuran, Alman gazeteci ve edebiyat eleştirmeni Sieglinde Geisel ile gerçekleştirdiği söyleşide, 2016 yılında Türkiye’yi terk etmek zorunda kalış sürecini ayrıntılarıyla anlattı. Gezi Parkı protestoları sonrasında artan baskı ortamını hatırlatan Temelkuran, hükümet karşıtı yazıları nedeniyle 2012’de çalıştığı gazeteden çıkarıldığını, avukatlarının kendisine “uzun bir tatile çıkmasını” tavsiye ettiğini söyledi.

Temelkuran’a göre Türkiye’den ayrılmak yalnızca fiziksel bir göç değil, aynı zamanda kimlik, hafıza ve aidiyet kaybı anlamına geliyor. “Evinizi kaybettiğinizde, geri dönebilmeyi hak etmek zorundaymışsınız gibi hissediyorsunuz” diyen yazar, yıllarca “başarılı olmak zorunda olduğu” duygusuyla yaşadığını aktardı.

“Siyasal Kötülük Türkiye’de Normalleştirildi”

Söyleşinin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Temelkuran’ın Türkiye’deki siyasal iklime ilişkin değerlendirmeleri oldu. Yazara göre Türkiye’de yaşanan en büyük kırılma, toplumun baskı karşısında siyasal kötülüğü “kanıksamaya zorlanması”.

Temelkuran, “İnsanlar buna inandıkları için değil, başka seçenek bırakılmadığı için kötülüğü normalleştirdi” ifadelerini kullanırken, uzun süreli otoriter yönetimlerin toplumlarda öfkeyi değil tükenmişliği büyüttüğünü savundu.

Türkiye’de artık kurumsal bir devlet mekanizmasının değil, tek merkezli bir yönetim anlayışının hâkim olduğunu belirten Temelkuran, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tüm devlet yapısını belirleyen tek aktör haline geldiğini ileri sürdü. Muhalefetin ise seçimler dışında etkili bir çıkış yolu üretemediğini ifade etti.

İmamoğlu Vurgusu Ve Muhalefet Tartışması

Temelkuran, söyleşide İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na da değinerek, Erdoğan’ın yalnızca siyasal rakiplerini değil, kültür ve sanat dünyasından birçok ismi de baskı altına aldığını söyledi.

Türkiye’deki mevcut atmosferin artık klasik siyasal analiz yöntemleriyle açıklanamayacağını belirten yazar, “Bugün Türkiye’de temel gerçek şu: Ülkeyi tek bir adam yönetiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu noktada Temelkuran’ın söyleşisi, Batı demokrasileri için de bir uyarı niteliği taşıyor. Yazara göre Türkiye, yalnızca “istisnai” bir örnek değil; ABD’den Almanya’ya kadar birçok ülkede yükselen otoriter-popülist dalganın erken laboratuvarlarından biri.

“Faşizm Artık Çizmeyle Gelmiyor”

Temelkuran, çağdaş aşırı sağ hareketlerin klasik faşizm imgelerinden farklı biçimde örgütlendiğini savundu. Ona göre yeni otoriterlik, “askeri çizmeler ve sert ideolojik sloganlar” yerine popüler kültür, mizah ve medya gösterileri üzerinden toplumsallaşıyor.

Bu çerçevede Donald Trump, Nigel Farage ve Avrupa’daki aşırı sağ hareketleri aynı küresel siyasal dönüşümün parçaları olarak değerlendiren Temelkuran, neoliberal dönemde insanların siyasete ve birbirine olan güvenini kaybettiğini söyledi.

Margaret Thatcher ve Ronald Reagan dönemlerinde yayılan “Başka alternatif yok” anlayışının, bugün yaşanan küresel siyasal krizin temelini oluşturduğunu savunan Temelkuran, modern aşırı sağın bu nihilizm üzerinden büyüdüğünü ifade etti.

Sürgün, Utanç Ve “Yabancılar Ulusu”

Temelkuran’ın yeni kitabı Nation of Strangers yalnızca politik sürgünü değil, sürgünün psikolojik yükünü de ele alıyor. Yazar, özellikle “yersizlik utancı” kavramına dikkat çekerek, ülkesini terk eden insanların geride kalanlara karşı suçluluk hissettiğini anlattı.

Berlin’i “yabancıların dünya başkenti” olarak tanımlayan Temelkuran, sürgünün en ağır tarafının “kimsenin sizi tanımadığı bir şehirde yaşamak” olduğunu söyledi. Ona göre aidiyet artık coğrafyayla değil, insan ilişkileriyle kuruluyor.

“Vatan artık bir yer değil, insanlar” diyen Temelkuran, sürgün deneyiminin bireyi daha çıplak bir gerçeklikle yüzleştirdiğini ifade etti.

Avrupa’ya Yönelik Dolaylı Eleştiri

Temelkuran’ın söyleşisinde dikkat çeken bir diğer unsur ise Batı’ya yönelik eleştiriler oldu. Avrupa’nın kendisini hâlâ “güvenli liman” olarak sunduğunu belirten yazar, aşırı sağın yükselişi karşısında Batılı toplumların da ciddi bir kriz içinde olduğunu söyledi.

Entelektüel sürgün figürünün Batı’da zaman zaman “romantik” bir hikâyeye dönüştürüldüğünü savunan Temelkuran, gerçek mülteci deneyimlerinin ise çoğu zaman görünmez kaldığını vurguladı.

Bu açıdan söyleşi, yalnızca Türkiye’ye değil; küresel liberal demokrasilerin krizine dair de sert bir politik okuma niteliği taşıyor.

“Artık Eve Dönüş Yok”

Söyleşinin en çarpıcı bölümlerinden biri ise Temelkuran’ın dönüş fikrine ilişkin sözleri oldu. Türkiye’ye geri dönme düşüncesinin artık kendisi için “fazla acı verici” olduğunu söyleyen yazar, sürgünün yalnızca mekân kaybı değil, aynı zamanda geçmiş zamanın da kaybı olduğunu belirtti.

Temelkuran, “İnsan yalnızca bir yeri değil, artık var olmayan bir zamanı özlüyor” diyerek, sürgünün geri dönüşü olmayan bir kırılma yarattığını ifade etti.


  • NHY / Tages-Anzeiger Röportajı