The Atlantic yazarı David Frum ile Peterson Institute for International Economics Başkanı Adam Posen’in değerlendirmesine göre, ABD’nin İran merkezli askeri gerilimi yalnızca Orta Doğu’yu değil, küresel ekonomiyi de resesyon ve yeni bir enflasyon dalgasının eşiğine sürüklüyor. Uzmanlara göre Trump yönetiminin savaş politikası, enerji fiyatlarını yukarı çekerken ABD’nin küresel güvenilirliğini de zedeliyor; dünyanın geri kalanı ise Washington’un “koruyucu güçten” bir “ekonomik şantaj düzenine” dönüştüğünü düşünüyor.
Küresel Ekonomide Yeni Kırılma Noktası
The Atlantic’te yayımlanan The David Frum Show programında konuşan Peterson Institute for International Economics Başkanı Adam Posen, İran çevresinde tırmanan savaş riskinin yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi olmadığını, bunun aynı zamanda küresel ekonomik düzeni sarsacak bir “enerji şoku” anlamına geldiğini söyledi.
Posen’e göre finans piyasalarının ilk bakışta sakin görünmesi yanıltıcı. ABD borsalarının sert tepki vermemesi, piyasanın ateşkesin kalıcı olacağına inandığını değil; sermayenin kriz anlarında yine ABD’ye park edildiğini gösteriyor. Ancak enerji piyasaları, özellikle petrol ve doğalgaz fiyatları, çok daha karanlık bir tabloya işaret ediyor.
Özellikle Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı hattındaki olası bir çatışma genişlemesi; petrol, doğalgaz, gübre ve kritik sanayi girdilerinin akışını tehdit ediyor. Bu durumun ilk ve en ağır darbesi ise enerji ithalatçısı gelişmekte olan ülkelere yöneliyor.
Gelişmekte Olan Ülkeler İlk Darbeyi Alıyor
Posen, Hindistan’dan Brezilya’ya, Güney Asya’dan Sahra Altı Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyanın yeni bir ekonomik sarsıntıyla karşı karşıya olduğunu belirtiyor.
Enerji fiyatlarındaki artış yalnızca akaryakıt maliyetini değil; gıda, ulaşım ve üretim zincirinin tamamını etkiliyor. Çünkü enerji ithal eden ülkelerin büyük bölümü aynı zamanda gıda ve gübre de ithal ediyor. Üstelik kriz anlarında sermaye güvenli liman olarak dolara yöneldiği için bu ülkelerin para birimleri zayıflıyor, borçlanma maliyetleri artıyor ve merkez bankaları faiz artırmak zorunda kalıyor.
Bu tablo, fiilen yeni bir borç ve yoksulluk döngüsü anlamına geliyor.
Frum’un ifadesiyle mesele şu: “ABD dünyayı ekonomik olarak sarsıyor, para paniği yine ABD’ye akıyor ve Washington kendi yarattığı krizin merkezinde en az zarar gören aktör oluyor.”
ABD Krizden Muaf Değil
Donald Trump’ın sıkça dile getirdiği “ABD enerji ihracatçısıdır, bu yüzden etkilenmez” tezi ise uzmanlara göre eksik ve yanıltıcı.
Posen, ABD’nin net enerji ihracatçısı olmasının kısa vadede bazı sektörler için avantaj yaratabileceğini kabul ediyor. Ancak küresel enerji fiyatları yükseldiğinde, Japonya, Almanya, Güney Kore ve Çin gibi büyük ekonomilerin daha yüksek fiyatla enerji satın alması, kaçınılmaz olarak Amerikan iç piyasasını da yukarı çekiyor.
Bu da doğrudan enflasyon demek.
ABD’de zaten tam olarak bastırılamayan enflasyonun yeniden hız kazanması, Fed’in faiz artırma baskısını artırıyor. Faiz artışı ise konut kredilerinden otomobil piyasasına, teknoloji yatırımlarından tüketici harcamalarına kadar tüm ekonomik alanlarda yavaşlama riski yaratıyor.
Posen’e göre dünya yeni bir küresel enflasyon dalgasına çok yakın; resesyon ise özellikle “küresel Güney” için neredeyse kapıda.
Fed Üzerindeki Trump Baskısı
Programın dikkat çeken başlıklarından biri de Trump’ın ABD Merkez Bankası (Fed) üzerindeki siyasi baskısı oldu.
Trump’ın faiz indirimleri konusunda Jerome Powell’a yönelik sert baskısı ve yeni Fed başkanı üzerinden faizleri hızla düşürme arzusu, 1970’lerdeki stagflasyon korkularını yeniden gündeme taşıyor.
Posen, yanlış bir faiz indiriminin “Arthur Burns dönemi” benzeri bir felakete yol açabileceğini belirtiyor. Yani ekonomi yavaşlarken fiyatların yükseldiği; halkın hem işsizleştiği hem de yoksullaştığı bir dönem.
Bu nedenle Fed’in siyasi baskıyla değil ekonomik gerçeklikle hareket etmesi gerektiği vurgulanıyor.
Tarifeler Ve Güven Kaybı
İran savaşı kadar önemli bir diğer başlık ise Trump yönetiminin 2025’te uyguladığı agresif gümrük tarifeleri.
ABD Yüksek Mahkemesi bu tarifelerin önemli bölümünü hukuka aykırı bularak iptal etmiş olsa da Posen’e göre asıl zarar tarifelerin kendisinden değil, yarattığı belirsizlikten kaynaklandı.
Trump yönetiminin Çin’e, Japonya’ya ve Avrupa’ya karşı öngörülemez ekonomik saldırıları; iş dünyasında yatırım iştahını çökertti. Yapay zekâ sektörü dışında özel yatırımlar neredeyse durma noktasına geldi.
Posen bunu şu ifadeyle özetliyor:
“ABD daha önce küresel ekonomi için sigorta sağlayan güçtü. Trump bunu bir koruma racketine çevirdi. İnsanlara ‘güzel bir ekonomin var, başına bir şey gelmesi yazık olur’ deniyor.”
Bu yaklaşım, yalnızca yatırımcı güvenini değil; ABD’nin onlarca yılda inşa ettiği uluslararası meşruiyeti de aşındırıyor.
Avrupa Ve Asya ABD’ye Güvenini Kaybediyor
Frum’un en dikkat çekici tespitlerinden biri, Avrupa’nın artık ABD’yi Rusya kadar olmasa da “güvenilir olmayan enerji tedarikçisi” olarak görmeye başlaması.
Rusya’nın Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’ya gaz akışını kesmesi üzerine ABD sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ile yeni bir güvenlik partneri haline gelmişti. Ancak Trump döneminde enerji ihracatının siyasi baskı aracına dönüşme ihtimali, Avrupa başkentlerinde ciddi endişe yaratıyor.
Benzer bir kaygı Japonya, İngiltere ve Kanada’da da hissediliyor. Yalnızca enerji değil; savunma sanayi, internet altyapısı ve yüksek teknoloji alanlarında da ABD’ye bağımlılığın riskleri tartışılıyor.
Bu nedenle ülkeler artık yalnızca Çin’e değil, Washington’a karşı da “stratejik sigorta” arıyor.
Küreselleşmeden Korku Ekonomisine
David Frum’un programdaki en çarpıcı değerlendirmesi ise şu oldu:
“Küreselleşme dediğimiz şey aslında daha az korkuydu. Deglobalizasyon ise daha fazla korku demek.”
1945 sonrası kurulan sistemde ABD; deniz yollarının güvenliğini, mülkiyet haklarını ve küresel ticaret düzenini koruyan ana güçtü. Bunun karşılığında doların rezerv para olması, düşük borçlanma maliyetleri ve küresel ekonomik liderlik gibi büyük avantajlar elde etti.
Ancak Trump’ın bu düzeni “ABD sömürülüyor” söylemiyle hedef alması, Washington’u bir güvenlik sağlayıcısından bir ekonomik tehdit unsuruna dönüştürüyor.
Sonuç ise daha pahalı üretim, daha yüksek enerji maliyetleri, daha fazla stokçuluk ve daha derin bir küresel güvensizlik.
Yani yalnızca ekonomik değil; tarihsel ölçekte bir sistem krizi.
- Savaşın Gölgesinde Küresel Ekonomi Alarm Veriyor - 23 Nisan 2026
- Sosyalizm Korkusu Sağın Eski Refleksi - 21 Nisan 2026
- Barselona’dan Yükselen İtiraz: Küresel İlerici Hat - 17 Nisan 2026

















