back to top
Ana Sayfa Haber Ekonomi Siyasi Müdahale Ekonomiden Daha Pahalı: 13 Günde 44 Milyar Dolarlık Güven Kaybı

Siyasi Müdahale Ekonomiden Daha Pahalı: 13 Günde 44 Milyar Dolarlık Güven Kaybı

Ekonomi yazarı Uğur Gürses’in verileri, Türkiye’de siyasi gelişmelerin piyasalara etkisinin dış savaş risklerinden bile daha ağır sonuçlar doğurduğunu ortaya koyarak, ekonomi yönetiminin kırılganlığını gözler önüne serdi.

Siyasi Şok Mu, Jeopolitik Şok Mu Daha Ağır?

Uğur Gürses’in paylaştığı verilere göre, Körfez’de başlayan savaşın ilk 13 iş gününde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası rezervlerinde yaklaşık 25 milyar dolarlık net döviz kaybı yaşandı.

Buna karşılık, 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik başlatılan operasyonun ardından ilk 13 iş gününde yaşanan rezerv kaybı 44 milyar dolara ulaştı. Bu karşılaştırma, iç siyasi gelişmelerin piyasalarda dışsal jeopolitik risklerden daha sert dalgalanmalara yol açabildiğini ortaya koyuyor.

Rezerv Eriyişi Ve Güven Krizi

Merkez Bankası rezervlerindeki bu hızlı erime, yalnızca döviz piyasasına yapılan müdahalelerin boyutunu değil, aynı zamanda yatırımcı güvenindeki aşınmayı da işaret ediyor. Ekonomistler, bu tür ani çıkışların genellikle piyasalarda “güven şoku” olarak adlandırılan süreçlerle bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor.

Siyasi müdahaleler, hukuki belirsizlikler ve kurumsal bağımsızlığa dair soru işaretleri, yabancı yatırımcıların risk algısını yükseltirken; yerli yatırımcıların da dövize yönelmesine neden oluyor. Bu durum, kur baskısını artırırken Merkez Bankası’nı rezerv satışlarıyla denge sağlamaya zorluyor.

Ekonomik Maliyet: Görünmeyen Vergi

Rezerv kaybı doğrudan bütçede görünmese de, uzun vadede toplumun geneline yayılan bir maliyet yaratıyor. Döviz rezervlerinin azalması, kur oynaklığını artırarak enflasyon baskısını güçlendiriyor. Bu da ücretliler için satın alma gücünün erimesi anlamına geliyor.

Dolaylı olarak bakıldığında, siyasi kararların ekonomik bedeli “görünmeyen bir vergi” gibi çalışıyor. Kur artışı üzerinden ithalat maliyetleri yükselirken, bu artış zincirleme biçimde fiyatlara yansıyor ve geniş toplum kesimlerini etkiliyor.

Kurumsal Erozyon Ve Politika Tutarsızlığı

Uzmanlara göre, ekonomik kırılganlığın temelinde yalnızca kısa vadeli gelişmeler değil, uzun süredir devam eden kurumsal erozyon da bulunuyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yönelik tartışmalar, para politikasının öngörülebilirliğini zayıflatırken, piyasalarda kalıcı bir güvensizlik ortamı yaratıyor.

Bu çerçevede, iç siyasi gelişmelerin ekonomik etkisinin dış şoklardan daha yıkıcı olabilmesi, politika yapım süreçlerinin ekonomik rasyonalite yerine siyasi önceliklerle şekillendiği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

Ekonomi Yönetiminde Kırılgan Eşik

Gürses’in ortaya koyduğu veriler, Türkiye ekonomisinin artık yalnızca küresel gelişmelere değil, iç siyasi dinamiklere karşı da son derece hassas bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Bu durum, ekonomi yönetiminde güven inşasının ve kurumsal istikrarın kritik önemini bir kez daha gündeme taşıyor.

Aksi halde, her yeni siyasi gerilim dalgasının ekonomik maliyetinin katlanarak artacağı ve bu yükün doğrudan toplumun geniş kesimlerine yansıyacağı uyarısı yapılıyor.


Kaynaklar: Uğur Gürses’in X (Twitter) paylaşımı