back to top
Ana Sayfa Yorum Yaralı Yeryüzü ve Direnen İnsan

Yaralı Yeryüzü ve Direnen İnsan

Karanlık ve Mavi Arasında

Sanki görünmez bir el, insanın içindeki ışığın fitilini yavaşça kısar. Omuzlarına koyu bir ağırlık gibi çöker dünya. Sokaklardan, haber başlıklarından, kırık cümlelerden sızan bir karanlık dolaşır.

Bir kadının adı akşam haberlerinde bir sayıya indirildiğinde, bir çocuğun gülüşü korkunun içinde titrediğinde, uzak bir ormanda ağaçların sessizliği makinelerin soğuk gürültüsüyle yarıldığında; gökyüzü biraz daha kararır.

Doğa, içimizdeki yaraları sessizce dinleyen, susarak iyileştiren eski bir dosttur. Gürültülü kalabalıktan sıyrılıp bir ağacın gölgesine sığınmak istersin. Şehrin paslı uğultusunu arkanda bırakıp rüzgârın elini sürdüğü serin, sessiz bir tepeye doğru…

İnsanın kalbini yavaşlatan, düşüncelerini yumuşatan toprağın kokusu vardır orada. Konuşmaz ne ki seni dinler. Ayaklarının altında çıtırdayan yapraklar, sanki yeryüzünün eski bir günlüğünden kopmuş sayfalardır. Rüzgâr, dalların arasından bir şiir gibi fısıldar, göğün mavisi küçük uçuşlarla çoğalır. Işık yaprakların arasından süzülür, dantel gibi serilir yere. Şehir, artık uzaklarda bir uğultu olarak kalır. Sıkıntılar yavaş yavaş sönen bir ateş gibi küle döner. Sessizlik büyür ve çoktandır unuttuğun bir kapı aralanır. İşte o zaman ayırt edersin; en derin sözler çoğu zaman sessizliğin içinde saklıdır….

Bir süreliğine dünya yeniden kurulmuş gibidir; daha ağır, daha eski ve daha gerçek. Bir kanat çırpışıyla ürperen yapraklar usulca düşer, zaman saatlerle değil, rüzgâr ve ışıkla akar.

Fakat insanın açgözlülüğü, bitmeyen rant iştahı, doğanın sessizliğinde ormanın derinliğine kadar uzanır. Uzaklardan gelen motor gürültüsüyle bir ağacın devrilirken çıkardığı acı ses, sarsar seni. Toprak, derin bir yankıyla kabuğuna gömülür. O anda kavrarsın; yeryüzü, insanın kendisinden kaçamayacağı kadar kalabalıktır.

Başını kaldırınca gökyüzü görünür. Her zamanki gibi geniş, sabırlı ve suskun. Ağır ağır ilerleyen bulutlar, dünyanın kaygılarından yorulmuş düşünceler gibidir. Mavinin enginliği bambaşka bir rahatlık verir. O açıklığa baktığında, içindeki daralmanın bir parça hafiflemiş olduğunu duyumsarsın.

Gökyüzüne Yürümek

Belki de insan kimi zaman, filizlenen düşüncelerini yukarı çevirmelidir. Bir yükselişe başlamalıdır. Dünyadan ayrılmak değil, kuşlar gibi tepeden bakabilmenin yoludur. Yeryüzünden biraz uzaklaştığında, aşağıda kalan yaşamın kırık çizgileri daha net görünür; eşitsizlik, şiddet ve unutulmuş sevgi.

Kimi zaman en çok yaralandığı yerden yeniden yeşerir umut. Yitirdiği kardeşinin yanında bir ağaç filizlenir. Sonra ışık sızar karanlığa; emeğin haksızlığa yürüyüşü, önde kadınların adımları, gençlerin kabaran sesi, bir çocuğun yeniden kurduğu eski bir oyun.

Gökyüzü uzaklaştıran değil, içimizdeki dar odaları genişleten bir kapıdır. Bakışı büyütür, yüreği derinleştirir. Belki de bu yüzden insan, yüzyıllardır uçmayı düşlemiştir. Kuşların gölgesine tutunarak, rüzgârın dilini çözmeye çalışarak… Bir söylencenin kanatlarında, bir çocuğun kâğıda düşürdüğü bulutlarda… Ütopik olsa da bu düş eskimez. Zaman zaman dünyayı savunabilmek için ona uzaktan bakmak gerekir.

Bu yüzden teslim olmayanlar sürdürür yürümeyi. Ormanların içinden, rüzgârın sesinden, bulutların gölgesinden geçerek… Başını göğe kaldırdıkça, yüreğin büyür. 

Ve yeryüzü, her koşulda savunulacak kadar güzeldir. 

Muzaffer YEGÜL
Latest posts by Muzaffer YEGÜL (see all)