back to top
Ana Sayfa Yorum DİPNOTLAR 7

DİPNOTLAR 7

(78-95)

Kasım Aralık 2025 ve Ocak 2026’dan gündemimin dibine düşenler;

78) Seçimli demokrasi, seçimli asgari demokrasi, seçimsiz ileri demokrasi… Devam edelim; 21. yüzyılda insanlığın yüklenen “sofistike” kavramlar silsilesine! Seçimli faşizm, seçimsiz faşizm… Yeni kavramlar bulabilir miyiz, düşünelim… Mesela “meşruti faşizm!”

79) Javier Milei; emperyalist otoritenin yeni soytarılarından. Post modern bir faşist; ne var ki Arjantin halkının “seçim” desteği ile iktidara geldi ve iktidara gelmeden hep söylediği –ve hiç saklamadığı- biçimde bütün “vaatlerini” iktidara geldikten sonra yerine getirdi! Neydi bu vaatler; özetle emeğe topyekûn saldırı, sermayeyi güçlendirmek, yoksulluğu derinleştirmek. Tekrarla halkı ona kayıtsız şartsız onay verdi, sonra ne oldu dediklerini yaptı. Zavallı halk, her halde böylesini beklemiyordu. Birkaç ay önce yapılan ara seçimler öncesi bütün kalıt-hamalat sol –buna kuşkusuz kalıtlığı ve hamalatlığı baki yerli ve milli solda  –ve aynı zamanda çeviri solu da- dâhil olmak üzere Milei’nin seçimlerde büyük bir hezimete uğrayıp yenileceğini “düşünüyordu”. Milei, Trump’dan gelen milyarca doların desteği ile seçimi kazandı; özetle “seçim mi istiyorsunuz” dedi emperyalist otorite “alın size seçim; seçim bence gereksiz bir ayrıntı ama bu seferlik katlanalım” demiş olabilir! Tersinden şöylede okunabilir bu durum; Arjantin halkının seçimli demokrasi hezeyanı birkaç milyar dolara satın alındı.

Demokrasinin seçimden seçime oy kullanmak sanıldığı “bazı coğrafyalarda” bu iş yarım kilo nohut ya da yarım çeki odun-kömür ile tekil olarak yapılırken Arjantin’de topyekûn bir alım-satım yapıldı. 

Artık buna gerek kalmadığı düşünülüyor olabilir; seçime ya da seçim alım-satımına! 

80) Arayışımıza devam edelim; yeni kavramlar bulabilir miyiz; mesela monarşik faşizm… Neden olmasın? Ya da bu kavramları “bazı coğrafyalar” için küresel emperyalist otorite-ler dayatıyor olabilir mi; “geleneksel” falan deyip? 

Tarihten gördüğümüz odur ki faşizmde faşist liderlikte bir halef selef meselesi vardır; aşılması kolay olmayan… Yeni ve “yakıştırma” bir tanımlamaya gereksinim duyulabilir! 

81) Trump, “Venezüella’da seçimlerin yapılmayacağını, seçimlere gerek olmadığını, kendisinin Venezüella’nın da başkanı olduğunu” söyledi. Diğer taraftan seçim yapılsa dahi istediği gibi sonuçlanacağını ya da sonuçlandırılacağını biliyor; post modern faşizm kendisini seçim gibi bürokratik “uzatmalardan” kurtararak yola devam etme çabasında…

Diğer taraftan neden insanlık ya da “yorumcular” kendisini veba ile kolera arasında (bok ile tezek) seçim yapmak zorunda hissediyor. ABD/emperyalizm gerçeğini çok iyi biliyoruz; ancak Chavez-Maduro’nun ne olduğu ya da ne olmadığı yeterince tartışılıyor mu?

82) İddiamı bold yazmak ya da iddiamın altını çizmek isterim; doğrudan ya da dolaylı bir seçimsiz dönemdeyiz; ya da küçük olasılık da olsa bir seçim küçük ayrıntılar üzerinden meşruiyet oyununun devamının sağlanması için gerçekleştirilecek ve küresel-yerli-milli güçlerin koruma ve kollamasında rejimin devamlığını sağlayacaktır. Gelecek dekad için –en azından- niteliksel/niceliksel bir iktidar değişikliği beklenmemelidir. Rejim değiştirildiği gibi devam edecektir!

Bir soru: sonuçları yapılmadan önce otoritece belirlenmiş seçim, hileli seçim midir? Güçlü bir niceliksel tapını gösterisi için fırsat…

Diğer taraftan buna da şükür / yarabbi şükürcü “tebaa/güruh sınıfının da” bir niteliksel ve niceliksel iktidar değişikliği isteği yoktur. Ve aslında hiç olmamıştır. Sol’un kabul etmesi gereken budur; ne var ki onlar hala iki yüzyıl önce tahayyül edilen / tasarlanan / kurgulanan ancak hiçbir tarihin hiçbir döneminde reel bir özne olarak ortalıkta gözükmeyen, itinayla gözükmemekte ısrarlı “işçi sınıfı” saplantısında oyalanıp durmaktadır. 

Ve bir tekrar; “işçi sınıfının” “aman birileri, okumuş yazmış aydınlar bize ‘dışarıdan bilinç getirsin’ şeklinde bir beklentisi de yok! Aksine bu “bilinç taşıyıcı sınıf” “yerli ve milli sınıflar” tarafından her daim düşman olarak görülecektir! 

83) Onca yoksulluk varken!

84) Faşizm eğer halkın siyasi güncesinde yer tutmuyor ya da daha önemlisi retoriklerin arkasına gizlenmiş bir şekilde görülmeden/okunmadan –belki de görmezden gelinerek- varlığını sürdürüyorsa, bu türden bir otoriteye bağımlılık – biat halinin “gerektiğinde” kabartılan dalgalar halinde başat olmasının sağlanması oldukça kolay olacaktır. Bu bağlamda bir siyasi kavramsal gri alanın genişliği faşizmin ismi zikredilmeden meşruluğunu sağlamlaştıracaktır.

85) Bir tv haberi; yerküre üzerindeki bir ülkede son tüketim tarihi geçmiş –çoğunun bozuk olduğu görünen- ürünleri satan marketten görüntüler! “Buna da şükür” diyor satın alanlar… (Bu arada o ülkenin halk sağlıkçıları / bilim insanları (!) ne yapıyor acaba?)

86) Postmodern faşizmlerin öncekilere göre daha avantajlı olduğunu düşünebiliriz; en azından faşizmin sürdürülebilir olması için nelerin yapılması gerektiğini öğrendiler. Örneğin kutsiyetin, lider (ulu lider) fetişizasyonunun, “önderlik etrafında kurgulanan mitleştirme müdahalesinin kendisini sürekli geliştirmesinin, yenilemesinin –kendisini yeniden üretmesinin- otoritenin, baskının günden güne arttırılmasına rağmen ya da sefaletin, yoksulluğun her geçen an derinleşmesine rağmen kendisini koruyabileceğini öğrendiler. Bu “bilgi” pratikle sınandı ve olumsu sonuçlar verdi; halk denen güruh her zaman açlık, yoksullukla lider arasında bir seçim yapmak zorunda kalsa ulu önderini (=faşistini) seçmekte beis görmedi; görmeme halinin devamlılığı vardır, görmemeye bağımlıdır. Lider var olduğu sürece onun yanında kalacaklardır… Seçim denen şeyde artık meşruiyet arayışının da ötesinde bir “keyif aracıdır”; ve çoklukla gereksinim duyulmayacaktır. 

87) Bir belgesel; ABD’de son kullanım tarihi geçmiş ve artık, bozuk gıda ürünleri domuz çiftliklerinde domuzlara gıda olarak değerlendiriliyormuş. İyi sonuç alındığı (=besili domuzlar) not ediliyor; her ne kadar domuzlar oy kullanma yeteneğinde olmasalar da… Kuşkusuz domuzların ne istediğini ya da nasıl beslenirse semireceklerini bilenlerin aklına gelen bir iştir bu. 

88) Var olan dinsel ideolojilerin ötesine geçiş söz konusu; 20. Yüzyılda din, faşistlerin maniplatif, gerekliliği kalmadığı zaman “inecekleri tramvayın” adıydı. Oysa şimdi eski dinlerin bu bağlamda yeniden yorumlanarak faşizm adına yenileştirilmiş bir din kurgusu oluşturulduğunu görüyoruz.  Neo-klerikalizm!*

89) Yalanlar, sorgulanması yasak olan kutsallıkla korunan ideolojik söylemler halinde; kitlenin bu yalanlar üzerinden bu durumdan görev çıkarması bekleniyor; özgül bir paramiliter kurgu…

İnşa edilen kutsallık öyle bir şeydir ki güruh “gerçeğin” sadece liderin elinde-zihninde-bilgisinde olduğunu düşünür. Öyle ki çoğu zaman “gerçek” kitle-güruh için faşist tarafından yalana dönüştürülebilir.  Yalan onun ideolojisinin pratiğidir!

90) Seçimler –her ne demekse demokratik seçimler- faşizmin pragmatizminin de aracısı olabilir; bir keyif aracı olduğunda ısrarlıyım. İktidarının ebedi devamlılığını sağlayacak her şey kuşkusuz onun rutinini bozacak yeni keyif alanları oluşturabilir; mesela “muvazaalı bir savaş / gerilim şovu”, “iç ve dış hayali –hayali olduğu bilgisi sadece faşistin zihninde saklı olan-  düşmanlar”: “devletin ülkesi ve milletiyle her zamankinden çok birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu günlerde” emin olun, gerek millet, gerekse yegâne siyasi katılım aracı seçim olan (bir diğer katılım aracıda kuytularda kıstırdıkları solcu gençleri linç etmek olan) halk kayıtsız şartsız faşistinin arkasında özenle durmaktan imtina etmeyecektir. Her zaman olduğu gibi…

91) Şiddetin her türlüsü, buna hayali şiddette dâhil, faşisti iktidarda tutar. Şiddetle iktidara gelir ve dolaylı ve hayali şiddet kullanarak yüzyıl iktidarda kalabilir. Buna engel olacak tek unsur doğadır. Kimi dünya liderlerinin 150 yıllık yaşam üzerine yaptıkları konuşmaları anımsayın. Neden bu hayalleri gerçekleşmesin?

92) Hukuk devleti retoriğinin kuvvetli bir argümanı olarak “seçim” hukukun belki de en ayrıntı kısmını oluşturur. Soru şudur; faşizmin yasaya ya da bir hukuk sistemine –hatta hiç de demokratik olmayan bir hukuk sistemine- gereksinimi var mıdır? Faşistin ruh hali, istekleri hukukun üstündedir. 

93) Diğer taraftan hukuk faşizmin, faşistin sığınaklarından olan mağduriyet yakarışının ve başkaldırışının hedefi haline de gelebilir ve mağduriyet söyleminin sıkça dillendirilmesi ötekilere “yeni mağduriyetlerin yaşatılacağının habercisi olarak ele alınmalıdır. Örneğin “geçmişteki” mağduriyetlerinden söz ederken, kendisine yapılan elit baskısı mevzuunu gündeme getirirken kendi “elitizmini” oluşturmaktadır. Giderek en asgarisinden demokrasi bile faşistin mağduriyetinin bir nedeni olarak gösterilmeye çalışılır. 

94) Bilim ve bilginin yerini şarlatanlığın ve hurafenin alması, ahlaki yozlaşma ve liyakatsizlik… Tarih okumalarında toplumsal çöküşü (dekadans) örnekleyen, niteleyen unsurlardan birkaçı olarak karşımıza çıkar. Kuşkusuz faşist iktidarların sürdürülebilir olmasını sağlayan unsurların vesaireleriyle bunlar olması bir paradoks değildir.

95) Faşizmi/faşisti güçlü kılan en önemli unsurun, inşa yollarını kutsiyet, dinsel ideolojiler, mit ve aidiyet vs. üzerinden sıkça tartıştığımız üzere halk desteği olduğunu tekrarlayalım. Süregiden –gedecek- bir durumdur bu. Yok olup gitmesinin üzerinden yüz yıl geçse bile kitlesel bir güruh desteği hep onunla birlikte olacaktır. 

Tolga ERSOY
Latest posts by Tolga ERSOY (see all)