back to top
Ana Sayfa Haber Unutulan İl Başkanının Gölgesinde Bir Parti Hafızası

Unutulan İl Başkanının Gölgesinde Bir Parti Hafızası

CHP Nevşehir İl Başkanı Avukat Mehmet Zeki Tekiner’in 1980 yılında siyasi cinayet sonucu öldürülmesinin üzerinden 46 yıl geçti. Ancak ailesinin anlattıkları, yalnızca bir cinayetin değil, Türkiye siyasetinde hafıza, yüzleşme ve siyasi sadakat sorunlarının da hikâyesini ortaya koyuyor. Kızı Aylin Tekiner’in (17 Haziran 2026 ) kaleme aldığı yazı, bir partinin kendi tarihine sahip çıkıp çıkamadığına ilişkin rahatsız edici soruları yeniden gündeme taşıyor.

Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki pek çok faili meçhul ve siyasi cinayet gibi, CHP Nevşehir İl Başkanı Avukat Mehmet Zeki Tekiner’in öldürülmesi de yalnızca bir adli vaka olarak kalmadı. Aradan geçen onlarca yıla rağmen cinayetin siyasi ve ahlaki sonuçları tartışılmaya devam ediyor. Çünkü mesele artık yalnızca bir il başkanının öldürülmesi değil; onun temsil ettiği siyasal mirasın, uğruna mücadele ettiği değerlerin ve ardından gelen kuşakların nasıl hatırlandığı ya da nasıl unutturulduğuyla ilgili.

T24’te yayımlanan “Dilenemeyen O Özür” başlıklı yazısında Aylin Tekiner, ailesinin yıllardır sürdürdüğü adalet ve yüzleşme mücadelesini anlatırken, CHP yönetimlerine yönelttiği eleştirilerle partinin kendi geçmişiyle kurduğu ilişkiyi de sorguluyor.

Bir Cinayetin Ardında Kalan Soru

17 Haziran 1980’de Nevşehir’de öldürülen Mehmet Zeki Tekiner, yalnızca bir avukat ya da yerel siyasetçi değildi. 1950’li yıllardan itibaren CHP içinde çeşitli görevler üstlenmiş, 1961 Kurucu Meclisi’nde yer almış, milletvekilliği ve il başkanlığı yapmış, dönemin yükselen faşist şiddetine karşı açık tutum alan bir siyasetçiydi.

Tekiner ailesinin anlatımına göre, cinayetin azmettiricisi olarak hüküm giyen Ömer Ay’ın yıllar sonra CHP’nin seçim ittifakı yaptığı İYİ Parti’nin Nevşehir İl Başkanı olması, yalnızca siyasi bir tercih değil, aynı zamanda aile açısından ağır bir tarihsel travmanın yeniden üretilmesi anlamına geldi.

Asıl kırılma da burada başladı. Çünkü aileye göre CHP yönetimi, kendi il başkanının öldürülmesiyle ilgili bu tarihsel yaraya karşı sessiz kaldı. Yapılan başvurular, hazırlanan dosyalar ve özür talepleri yıllarca karşılık bulmadı.

Sessizlikle Derinleşen Yaralar

Aylin Tekiner’in yazısında en dikkat çekici noktalardan biri, ailenin 2020 yılında dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin anlattıkları.

Yazıya göre Kılıçdaroğlu, konuyu dikkatle dinlediğini ve gerekli değerlendirmelerin yapılacağını ifade etti. Ancak aile, görüşmenin ardından somut hiçbir adım atılmadığını belirtiyor. Bunun üzerine mesele kamuoyuna taşındı, sosyal medya kampanyaları yürütüldü ve destek çağrıları yapıldı.

Ancak Tekiner ailesine göre CHP yönetiminin yaklaşımı, sorunun özünü çözmekten çok kamuoyundaki tepkiyi yönetmeye dönüktü. Yıllarca beklenen kurumsal özür gelmedi.

Bu durum, Türkiye siyasetinde sıkça rastlanan bir sorunu da gözler önüne seriyor: Partiler, kendi tarihsel mağduriyetlerini siyasi söylemde güçlü biçimde kullanırken, aynı tarihin içindeki bazı yaralarla yüzleşmek konusunda çoğu zaman isteksiz davranabiliyor.

Hafıza İle Siyaset Arasındaki Mesafe

Tekiner ailesinin eleştirileri yalnızca bir özür talebiyle sınırlı değil. Yazıda CHP’nin son yıllardaki dönüşümüne ilişkin daha kapsamlı bir siyasi değerlendirme de yer alıyor.

Aile, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu döneminde partinin merkez sağa açılma stratejisinin, örgütsel hafızayı ve tarihsel mücadele geleneğini geri plana ittiğini savunuyor. Bu görüşe göre CHP, zaman içinde kendi siyasi geçmişini taşıyan kadrolarla ve o geçmişin temsil ettiği değerlerle arasına mesafe koydu.

Bu eleştiri yalnızca Mehmet Zeki Tekiner’e yönelik ilgisizliğe değil; Türkiye’de merkez siyasetin genel karakterine yönelik daha geniş bir tartışmaya işaret ediyor. Çünkü siyasi partilerin kurumsal kimlikleri yalnızca seçim başarılarıyla değil, geçmişte bedel ödeyen üyelerine ve temsil ettikleri değerlere nasıl sahip çıktıklarıyla da ölçülüyor.

Dilenemeyen Özür Ve Demokratik Kriz

Aylin Tekiner’in yazısında son dönemde CHP’de yaşanan yönetim krizine ilişkin değerlendirmeler de önemli bir yer tutuyor. Aile, CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’in Mehmet Zeki Tekiner için kurumsal özür dileme iradesi ortaya koyduğunu, ancak yaşanan siyasi gelişmeler nedeniyle bunun gerçekleşemediğini belirtiyor.

Bu nedenle aile açısından mesele artık yalnızca geçmişte verilmemiş bir özür değil. Yazıda, dile getirilemeyen özrün Türkiye’de demokratik siyasetin karşı karşıya olduğu kuşatılmışlığın da sembollerinden biri haline geldiği savunuluyor.

Burada dikkat çeken nokta, özrün artık yalnızca bir nezaket ya da siyasi jest olmaktan çıkmış olmasıdır. Çünkü özür talebi, bir cinayetin siyasi ve ahlaki sonuçlarının tanınmasını, kurumsal hafızanın yeniden inşa edilmesini ve geçmişle dürüst bir yüzleşme gerçekleştirilmesini içeriyor.

Bir Ailenin Beklediği Şey Adaletten Fazlası Değil

Mehmet Zeki Tekiner’in öldürülmesinin üzerinden geçen onlarca yıl, Türkiye’nin siyasi hafızasında birçok şeyi değiştirdi. Partiler değişti, liderler değişti, ittifaklar kuruldu ve dağıldı. Ancak Tekiner ailesinin talebi değişmedi.

Bu talep ne maddi bir karşılık ne de siyasi bir ayrıcalık içeriyor. Talep edilen şey, CHP’nin kendi il başkanına, onun temsil ettiği mücadeleye ve uğruna hayatını kaybettiği değerlere sahip çıktığını açıkça ilan etmesi.

Belki de Aylin Tekiner’in yazısının merkezindeki asıl soru tam da burada yatıyor: Bir siyasi parti, kendi tarihine sahip çıkmadığında geleceğini hangi hafıza üzerine kurabilir?