back to top
Ana Sayfa Haber Batı Şeria’da Yerleşimci Şiddeti: İsrail Devleti Seyrediyor, Topraklar El Değiştiriyor

Batı Şeria’da Yerleşimci Şiddeti: İsrail Devleti Seyrediyor, Topraklar El Değiştiriyor

İşgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilerin günlerce evlerinden çıkamaz hale geldiği yerleşimci saldırıları, İsrail ordusunun ve polisinin müdahalesindeki isteksizliği yeniden gözler önüne sererken, yerleşim politikasının şiddet yoluyla Filistin toprakları üzerindeki denetimi pekiştiren daha geniş bir devlet politikasının parçası olduğu tartışmasını büyütüyor.

Qusra’da Günler Süren Kuşatma

Associated Press’in haberine göre, işgal altındaki Batı Şeria’nın Qusra köyünde Filistinliler, İsrailli yerleşimcilerin oluşturduğu tehdit nedeniyle günler boyunca evlerinden çıkamadı. İsrail ordusu, bölgedeki yerleşimcileri uzaklaştırmak için müdahalede bulunsa da, köyün yaklaşık bir saatlik mesafesindeki yerleşim bölgelerinden gelen tehdidin tamamen ortadan kaldırılmadığı bildirildi.

Ortaya çıkan tablo, İsrail ordusunun Gazze ve bölgedeki diğer operasyonlarda sergilediği askeri kapasiteyle Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetine müdahale biçimi arasındaki çelişkiyi de gündeme getiriyor. ABD Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yerleşimcileri “teröristler” olarak nitelendirmesi ve İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın saldırganları “tepelerdeki çocuklar” şeklinde tanımlaması, aynı olay karşısında İsrail ile Washington arasındaki söylem farkını görünür kıldı.

Ancak AP’nin aktardığı tablo, meselenin birkaç radikal yerleşimcinin taşkınlığından ibaret olmadığını gösteriyor. Habere göre yerleşim hareketi, İsrail hükümetleri tarafından yıllardır destekleniyor ve Netanyahu hükümeti döneminde daha da güçleniyor. Bu politikanın temel sonuçlarından biri, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü derinleştirirken Filistin devletinin kurulmasını zorlaştırması olarak değerlendiriliyor.

Yarım Milyondan Fazla Yerleşimci

İsrail, 1967 savaşında Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü ele geçirdi. AP’ye göre o tarihten bu yana Batı Şeria’da yaklaşık 150 yerleşim kuruldu ve bu yerleşimlerde 500 binden fazla İsrailli yaşıyor. Bazıları artık apartmanlar, alışveriş merkezleri, parklar ve sanayi bölgeleri bulunan gelişmiş banliyöler niteliğinde.

Bunun yanında, İsrail hükümetinin resmi onayı olmadan kurulan yüzlerce ileri karakol da bulunuyor. Bu yapıların önemli bir bölümünün İsrail ordusunun korumasından ve kamu hizmetlerinden yararlanması, “yasadışı yerleşimci eylemi” ile devletin fiili politikası arasındaki sınırın ne kadar geçirgen olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Netanyahu hükümeti ise son dönemde 100’den fazla yeni yerleşim kurduğunu açıkça övünerek duyurdu.

Uluslararası toplumun büyük bölümü Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı ve barışın önündeki temel engellerden biri olarak değerlendiriyor. İsrail’deki mevcut hükümet ve siyasal sınıfın önemli bir bölümü ise Batı Şeria’yı Yahudilerin tarihsel ve dini vatanı olarak görüyor ve yerleşimleri güvenlik politikasının temel unsurlarından biri sayıyor.

İki Ayrı Hukuk Düzeni

Batı Şeria’daki sorun yalnızca toprakların paylaşımı veya yerleşimlerin genişlemesiyle sınırlı değil. Yaklaşık 3 milyon Filistinlinin İsrail askeri yönetimi altında yaşadığı bölgede, Filistin Yönetimi yalnızca belirli nüfus merkezlerinde sınırlı bir özerkliğe sahip. Filistinliler, silahlı faaliyet şüphesiyle suçlama yöneltilmeden aylarca veya yıllarca idari gözaltında tutulabiliyor.

Yerleşimciler ise İsrail vatandaşı oldukları için esas olarak İsrail polisi ve sivil mahkemelerin yetki alanında bulunuyor. İsrail Savunma Bakanı Katz’ın yerleşimcilerle ilgili kolluk sorumluluğunun tamamen polise devredilmesini planladığını açıklaması, mevcut uygulamadaki ikili hukuk yapısını değiştirmekten çok, bu ayrımı kurumsallaştırma riski taşıyor. AP’nin aktardığı insan hakları örgütlerinin değerlendirmelerine göre Batı Şeria’da Yahudiler ve Filistinliler için fiilen ayrı hukuk sistemlerinin bulunması apartheid tartışmalarını da beraberinde getiriyor; İsrail ise bu nitelendirmeyi reddediyor.

Daha çarpıcı olan ise yerleşimci şiddetine ilişkin soruşturmaların sonuçları. İsrailli insan hakları kuruluşu Yesh Din’in verilerine göre 2005’ten bu yana yerleşimci şiddetiyle ilgili soruşturmaların yaklaşık yüzde 94’ü iddianameyle sonuçlanmadı; yalnızca yüzde 3’ünde tam veya kısmi mahkûmiyet kararı çıktı. Bu oranlar, şiddetin yalnızca bireysel failler üzerinden değil, cezasızlık mekanizması üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Washington’un Baskısı Sınırlı Kaldı

Yerleşimci şiddetindeki artış, özellikle 7 Ekim 2023 saldırısı ve ardından başlayan Gazze savaşı sonrasında daha da belirginleşti. Biden yönetimi 2024’te Filistinlilere yönelik şiddetle suçlanan bazı İsrailli yerleşimcilere ve kuruluşlara yaptırım uygulamış, İngiltere ve diğer Batılı ülkeler de aşırı şiddeti teşvik etmekle suçlanan bazı İsrailli siyasetçilere yaptırımlar getirmişti. Ancak bu adımlar yerleşimci hareketini geri püskürtmekte etkili olmadı.

Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin başlamasıyla ABD’nin önceki yaptırımları kaldırması ise Washington’un İsrail’in yerleşim politikasına yönelik baskısının daha da zayıfladığı değerlendirmelerine yol açtı. Üstelik Trump’ın İsrail yerleşimlerinin güçlü destekçilerinden Mike Huckabee’yi büyükelçi olarak ataması, ABD politikasındaki yön değişiminin sembollerinden biri olarak öne çıktı.

Bu nedenle Qusra’daki gelişmeler yalnızca yerel bir güvenlik sorunu değil. İsrail’in askeri kapasitesinin, siyasi iradenin ve uluslararası baskının aynı denklemde buluştuğu daha büyük bir yapısal sorunu açığa çıkarıyor: Yerleşimci şiddeti gerçekten devletin kontrolü dışındaki radikal bir hareket mi, yoksa devlet politikasıyla genişleyen yerleşim düzeninin sahadaki uzantısı mı?

Muhalefet Bile Yerleşim Politikasını Sorgulamıyor

Netanyahu’nun siyasi rakipleri, Batı Şeria’daki şiddet ve “anarşi” görüntülerini eleştirseler de yerleşimlerin genişlemesine bütünüyle karşı çıkmıyor. Eski genelkurmay başkanlarından Gadi Eisenkot, Qusra’daki gelişmeler nedeniyle hükümeti eleştirirken, Filistin devletine ilişkin net bir destek ortaya koymuyor ve İsrail’in çıkarlarıyla uyumlu yerleşimleri desteklediğini söylüyor.

Eski Başbakan Naftali Bennett de yerleşimci şiddetini “terörizm” olarak nitelendirerek kınarken, siyasi çizgisi itibarıyla yerleşim projesinin güçlü savunucuları arasında yer alıyor. Başbakanlığı döneminde de binlerce yeni yerleşim konutunun onaylandığı AP tarafından hatırlatılıyor.

Bu tablo, Batı Şeria’daki krizin yalnızca Netanyahu hükümetine veya birkaç aşırı sağcı siyasetçiye indirgenemeyeceğini gösteriyor. İsrail siyasetinin geniş bir kesiminde yerleşimlerin varlığını ve büyümesini meşru kabul eden ortak zemin korunurken, tartışmanın daha çok bu politikanın hangi yöntemlerle uygulanacağı üzerinde yoğunlaştığı görülüyor.

Qusra’da Filistinlilerin kendi evlerinden çıkamayacak hale gelmesi ise bu politikanın sahadaki insani sonucunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bir yanda uluslararası hukuka aykırı olduğu kabul edilen yerleşimlerin genişlemesi, diğer yanda yerleşimci şiddetinin büyük ölçüde cezasız kalması ve Filistinlilerin askeri yönetim altında tutulması, Batı Şeria’da “güvenlik” adı altında sürdürülen düzenin Filistinliler açısından nasıl sistematik bir baskı alanına dönüştüğünü gösteriyor.

  • TB / Associated Press (AP)