Bazı grafikler vardır; yalnızca ekonomi anlatmaz, bir toplumun nasıl yalnız bırakıldığını da gösterir. Rakamlar bazen bir çocuğun boş beslenme çantasına, bazen hastane koridorunda saatlerce bekleyen bir hastanın çaresizliğine, bazen de öğretmensiz bir sınıfın sessizliğine dönüşür. Ekonomist İnan Mutlu’nun sosyal medya hesabından paylaştığı grafik de tam olarak böyle bir şeyi anlatıyor: Devletin küçülmesini değil, yurttaşın terk edilişini.
Mutlu’nun “Piyasa diye diye devleti kuşa çevirdiler. Yoksulların eskiden iyi kötü bir devleti vardı. Şimdi kimseleri yok. Okullarda öğretmen, hastanelerde doktor yok. Denklem basit aslında. Devlet küçüldükçe, yoksulluk büyüyor” notuyla paylaştığı grafik, Türkiye’de sabit sermaye yatırımları içinde kamunun payının 1998’den 2025’e nasıl dramatik biçimde gerilediğini gösteriyor.
Grafiğin başlığı net: “Sabit Sermaye Yatırımları İçinde Kamunun Payı (%)”
1998’de yüzde 21 civarında başlayan oran, 2001’de yüzde 25,2 ile zirveye ulaşıyor. Sonra sert bir düşüş başlıyor. 2004’te yüzde 12 seviyelerine kadar inen kamu payı, kısa süreli toparlanmalar yaşasa da eski gücüne asla dönemiyor. 2009’da yüzde 16,8, 2018’de yüzde 14,6 olarak görülen oran, 2025 itibarıyla yalnızca yüzde 11’e kadar gerilemiş durumda.
Bir başka ifadeyle: Devlet, yatırım yapmaktan çekilmiş; kamusal varlık, piyasanın insafına bırakılmış.
Bu yalnızca teknik bir ekonomi tercihi değildir. Bu, ideolojik bir tercihtir.
Neoliberal çağın en büyük yalanlarından biri şuydu: “Devlet küçülürse toplum büyür.” Oysa pratikte olan başka bir şeydi: Devlet küçüldü, sermaye büyüdü; toplum ise borçlandı, yoksullaştı, güvencesizleşti.
Devletin küçülmesi denildiğinde çoğu zaman kulağa nötr bir reform gibi gelir. Oysa küçülen şey yalnızca bütçe kalemleri değildir. Küçülen; öğrencinin bursudur, emeklinin ilacıdır, işçinin tazminat güvencesidir, çiftçinin destekleme alımıdır, yurttaşın nefes alabildiği kamusal alandır.
Özel sektör yatırım yapar; ama kâr varsa yapar. Sermaye okul açmaz, müşteri yaratır. Hastane kurar ama hasta ister. Barınma üretmez; kira piyasası yaratır. Kamunun çekildiği her alanda yurttaş, artık hak sahibi değil müşteri olur.
İnan Mutlu’nun cümlesindeki en sert ve en doğru ifade belki de şudur: “Yoksulların eskiden iyi kötü bir devleti vardı. Şimdi kimseleri yok.”
Bu cümle, yalnızca nostaljik bir sitem değil; sınıfsal bir teşhistir.
Bir zamanlar devlet kusursuz değildi ama en azından yoksul için başvurulabilecek bir kapıydı. Bugün ise devletin kapısı çoğu zaman yalnızca vergi tahsilatı, icra bildirimi ya da kolluk kuvveti olarak açılıyor. Sosyal devlet zayıflarken güvenlik devleti güçleniyor.
Okullarda öğretmen eksikliği kronik hale geliyor. Devlet hastanelerinde randevu almak aylar sürüyor. Üniversite mezunları işsiz, işçiler güvencesiz, çocuklar yetersiz beslenmeyle büyüyor. Ama aynı dönemde kamu kaynakları büyük müteahhitlere, garanti ödemeli projelere, vergi aflarına ve sermaye transferlerine akmaya devam ediyor.
Yani mesele devletin küçülmesi değil; devletin kimin için çalıştığıdır.
Devlet yoksul için küçülürken, ayrıcalıklı sınıflar için hiç de küçük değildir.
Vergi borçları silinen holdingler için devlet hâlâ çok büyüktür. Kamu ihaleleriyle servet büyütenler için devlet hâlâ çok cömerttir. Ama emekçi için devlet artık çoğu zaman bir yokluk hissidir.
Bu yüzden grafikteki yüzde 25’ten yüzde 11’e düşüş, yalnızca ekonomik bir veri değil; siyasal bir hikâyedir. Bu hikâye, kamunun tasfiyesiyle birlikte yurttaşlığın da tasfiye edilmesidir.
Devlet küçülmedi aslında; yön değiştirdi.
Aşağıya değil yukarıya baktı.
Yoksula değil sermayeye yaslandı.
Ve bugün bize “tasarruf” diye anlatılan şey, çoğu zaman halktan eksiltilip zengine eklenen bir servet transferinden başka bir şey değil.
İnan Mutlu’nun grafiği bu yüzden yalnızca geçmişi değil, bugünü de anlatıyor. Ve belki en çok şunu soruyor:
Bir ülkede devlet gerçekten küçüldüğünde, kim büyür?
Cevap ortada.
Birileri servetine servet katarken, çoğunluk hayatta kalmayı başarı sayıyor.
Devlet küçüldükçe yoksulluk büyüyor; çünkü piyasa hiçbir zaman merhametli olmadı. Çünkü sermaye hiçbir zaman adalet dağıtmadı. Çünkü toplum dediğimiz şey, ancak kamusal olanla nefes alabiliyor.
Ve kamunun geri çekildiği yerde, yalnızca piyasa değil; sessizlik de büyüyor.
- Devlet Küçülürken Yoksulluk Büyür - 24 Nisan 2026
- Tahran’ın Mesajı Net: Abluka Kalkmadan İslamabad Masası Kurulmayacak - 20 Nisan 2026
- Silivri’den Kütahya’ya Mesaj: İmamoğlu Yargıyı Siyasetin Sahnesi Olarak İşaret Etti - 4 Nisan 2026











