Edirne Cezaevi’nde Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’yı ziyaret eden muhalefet partisi temsilcileri, iki siyasetçinin ortak mesajını kamuoyuyla paylaştı: “Bizler çıkmak için gün saymıyoruz. Cezaevine girişimiz ne kadar politikse, çıkışımız da öyle olacaktır.” Mesajda, çatışmasızlık ortamının kalıcı hale gelmesi, demokratik siyasetin güçlenmesi ve halkların lehine yeni bir mücadele birliğinin kurulması çağrısı öne çıktı.
Edirne’den Gelen Politik Mesaj
DEM Parti, CHP, EHP, EMEP, TİP ve TÖP temsilcilerinin Edirne Cezaevi’ne gerçekleştirdiği ziyaret, yalnızca bir dayanışma buluşması değil, aynı zamanda Türkiye siyasetinin mevcut kırılmalarına dair güçlü bir politik mesaj niteliği taşıdı.
HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Selçuk Mızraklı’nın cezaevinden gönderdiği ortak mesaj, kişisel tahliye beklentisinin ötesinde, demokratik dönüşüm ve toplumsal barış ekseninde bir siyasal çerçeve sundu.
DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Özlem Gündüz tarafından okunan mesajda, iki siyasetçi “çıkmak için gün saymadıklarını” vurgulayarak, meselelerinin bireysel özgürlük değil, toplumsal ve siyasal özgürleşme olduğunu açık biçimde ortaya koydu.
“Cezaevine Girişimiz De Çıkışımız Da Politik”
Demirtaş ve Mızraklı’nın mesajındaki en dikkat çekici vurgu, tutukluluk süreçlerinin kişisel değil, siyasal bir bağlamda değerlendirilmesi gerektiği yönündeydi.
“Biz gayet iyi ve moralliyiz. Gelişmeleri yakından takip ediyor ve elimizden gelen bütün gayreti gösteriyoruz. Şunu herkes bilmeli ki; bizler çıkmak için gün saymıyoruz. Cezaevine girişimiz ne kadar politikse, çıkışımız da öyle olacaktır” ifadeleri, Türkiye’de yargı ve siyaset ilişkisinin yeniden tartışılmasına neden olacak nitelikteydi.
Bu sözler, yalnızca bir savunma değil; aynı zamanda mevcut yargı pratiğine karşı açık bir politik eleştiri olarak okunuyor. Tutukluluğun bir hukuk meselesinden çok siyasal mühendislik aracı haline geldiği yönündeki muhalefet eleştirileri, bu mesajla yeniden görünür hale geldi.
Öncelik: Çatışmasızlık Ve Kalıcı Barış
Mesajın ikinci temel ekseni ise çatışmaların sona erdirilmesi ve barış ortamının kurumsallaşması oldu.
Demirtaş ve Mızraklı, en büyük önceliklerinin çatışmalardan kaynaklı can kayıplarının durdurulması olduğunu belirterek, mevcut çatışmasızlık ortamının kalıcı hale gelmesi için yasal düzenlemelerin zorunlu olduğunu ifade etti.
“Şimdilik bunu sağlamış olmaktan dolayı mutluyuz. Çıkarılacak yasalarla bu ortamın kalıcı hale getirilmesini umuyoruz” sözleri, yalnızca geçici bir siyasal yumuşamaya değil, hukuki güvenceye dayalı kalıcı bir demokratik zemine işaret etti.
Bu vurgu, Türkiye’de barışın yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, hukuk ve demokratik temsil mekanizmalarıyla mümkün olabileceğini yeniden hatırlatıyor.
Esas Mücadele Şimdi Başlıyor
İki siyasetçi, mevcut sürecin bir son değil, yeni bir başlangıç olduğunu belirterek esas demokrasi mücadelesinin bundan sonra büyüyeceğini söyledi.
“Ancak esas demokrasi mücadelesi bundan sonra gelişecek ve büyüyecektir” ifadesi, siyasal muhalefete pasif bir bekleyiş değil, aktif bir örgütlenme ve mücadele çağrısı niteliği taşıyor.
Demirtaş ve Mızraklı’ya göre Türkiye büyük bir değişim eşiğinde ve bu dönüşümün halklar ile emekçiler lehine şekillenmesi için daha güçlü mücadele birliklerine ihtiyaç var.
Bu yaklaşım, yalnızca Kürt siyasetinin değil; emek, demokrasi ve toplumsal adalet eksenli daha geniş bir muhalefet hattının inşasına işaret ediyor.
Cezaevi Önündeki Birlik Siyasetin Yeni Fotoğrafı
Mesajda özellikle Edirne Cezaevi önünde farklı siyasi partilerin bir araya gelmesine yapılan vurgu dikkat çekti.
Demirtaş ve Mızraklı, bu buluşmayı “mücadele birliğinin büyüyerek devam ettiğinin göstergesi” olarak tanımladı ve tüm partilere ayrı ayrı teşekkür etti.
Bu değerlendirme, Türkiye’de muhalefetin parçalı yapısına rağmen ortak demokratik zeminlerin hâlâ mümkün olduğunu gösteriyor. Cezaevi kapısında kurulan bu siyasi fotoğraf, yalnızca dayanışma değil; geleceğe dair alternatif bir siyasal tahayyülün de işareti olarak okunuyor.
Çünkü bazen bir ülkenin en güçlü demokrasi mesajı, parlamento kürsülerinden değil, cezaevi duvarlarının önünden yükselir.
Ve bazen özgürlük, dışarıda olmaktan çok, içerideyken ne söylediğinizle ölçülür.











