Üçü çocuk yedi işçinin yaşamını yitirdiği Dilovası yangınına ilişkin davada iki sanığın daha tahliye edilmesi, mağdur ailelerin tepkisini büyüttü. Yangından iki hafta önce yapılan denetimde üretim alanının kontrol edilmediğine ilişkin tanık ifadesi, kamu görevlilerinin sorumluluğunu yeniden gündeme taşıdı. Aileler, kendilerine para ve mülk teklif edildiğini öne sürerken davanın yalnızca işyeri sahipleriyle sınırlı kalmamasını istiyor. Beşinci duruşmanın ardından yükselen itiraz, yedi işçinin ölümüne uzanan çalışma koşullarının ve denetimsizliğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması talebinde birleşiyor.
- NHA – KOCAELİ | 4 Kasım 2026
Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 8 Kasım 2025’te Ravive Kozmetik’e ait parfüm dolum imalathanesinde çıkan yangında üçü çocuk yedi işçinin yaşamını yitirmesine ilişkin davanın beşinci duruşması, iki sanığın tahliyesi ve ailelerin protestosuyla sona erdi. Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesi, savcılığın tutuklulukların devamı yönündeki görüşüne karşın Ali Osman Akat ve Abdurrahman Bayat’ın yurt dışına çıkış yasağı uygulanarak tahliye edilmesine karar verdi. Böylece 23 sanıklı davada tutuklu sayısı altıya düştü. Duruşma, mali bilirkişi raporunun hazırlanması için 23 Mart 2027’ye ertelendi.
Yangının birinci yıldönümüne beş gün kala açıklanan karar, yakınlarını kaybeden ailelerin adalet arayışındaki temel anlaşmazlıkları yeniden görünür kıldı. Aileler, yalnızca sanıkların tutukluluk durumlarına değil, imalathanenin çalışma koşullarına, yıllarca sürdüğü ileri sürülen ruhsatsız faaliyetlere, belediyenin denetim uygulamalarına ve üretimden ekonomik yarar sağlayan kişiler arasındaki ilişkilerin yeterince araştırılmadığına itiraz ediyor.
Duruşmanın ardından Kandıra Cezaevi yerleşkesi önünde yapılan açıklamalarda aileler, sorumluluğun birkaç kişiyle sınırlandırılmasına karşı çıktı. DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar’ın yargıya yönelik sert sözleri de bu itirazların içinde yer aldı. Acar, yoksul insanların yaşamlarını sürdürme mücadelesine sıkıştırıldığını belirterek yargının sermaye sahipleri karşısındaki bağımsızlığını sorguladı. Ailelerin sosyal medya hesabından paylaşılan konuşmasında, yargılamanın göstermelik olduğu görüşünü dile getirdi.
Yangından Önceki Denetimde Üretim Alanına Girilmemiş
Duruşmanın önemli gelişmelerinden biri, yangından önce belediye tarafından yapılan denetime ilişkin tanık anlatımı oldu. Daha önce soruşturma dosyasında şüpheli olarak yer alan eski zabıta şoförü Ömer Kocabay, bu kez tanık sıfatıyla dinlendi. Kocabay, 24 Ekim 2025’te, yangından yaklaşık iki hafta önce imalathaneye denetime gittiklerini, ancak üretim alanını dolaşmadıklarını söyledi.
Tanık, denetimin esas olarak işyeri ruhsatının sorulmasıyla sınırlı kaldığını anlattı. Ruhsatın işyerinde gösterilememesi üzerine belediyedeki ilgili birimin telefonla arandığını, ardından tutanak düzenlendiğini belirtti. İşletme sahibi adına atılan imzanın kendisine ait olabileceğini de söyleyen Kocabay, bu konuda kesin bir hatırlaması bulunmadığını ifade etti.
Tanığın açıklaması, işyerlerinin denetlenmesinde kullanılan yöntemin sınırlarını ortaya koydu. Ruhsat bilgisinin kontrol edilmesiyle üretim alanındaki yangın tehlikesinin, çalışanların güvenliğinin ve çalışma koşullarının incelenmesi birbirinden farklı işlemler. Özellikle yanıcı maddelerin kullanıldığı bir parfüm dolum imalathanesinde denetimin hangi teknik koşulları kapsadığı, davanın belirleyici konularından biri olmayı sürdürüyor.
Aile avukatlarının soruları üzerine Kocabay, davanın esas dosyasında görev yapan savcının kuzeni olduğunu da kabul etti. Ancak savcıyla olay hakkında herhangi bir görüşme yapmadığını söyledi. Akrabalık ilişkisi tek başına usulsüzlük kanıtı oluşturmamakla birlikte, tanığın soruşturmadaki konumu ve beyanlarının değerlendirilmesi bakımından duruşmada gündeme geldi.
Daha önceki duruşmalarda da belediye görevlilerinin denetim işlemleri tartışılmıştı. İmalathanenin üst katındaki faaliyetlerin neden belirlenmediği, mahalleden gelen şikâyetlerin nasıl değerlendirildiği ve ruhsat kayıtlarıyla fiili üretim arasındaki farklılıkların neden giderilmediği soruları henüz bütünüyle açıklığa kavuşmuş değil.
Ailelere Para, Ev Ve Araba Teklif Edildiği İddiası
Mağdur ailelerin itirazlarının yoğunlaştığı bir başka konu, dava sürecinde kendilerine maddi teklifler yapıldığı iddiası. Yangında yaşamını yitiren Şengül Yılmaz’ın kız kardeşi Emine Bulut, sanık Ali Osman Akat adına kendilerine para, ev ve araba teklif edildiğini ileri sürdü. Bulut, bu girişimlerde Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu’nun da adının geçtiğini öne sürdü.
Aileler, yakınlarının ölümüne ilişkin ceza sorumluluğunun maddi uzlaşma girişimleriyle ortadan kaldırılamayacağını belirterek teklifleri kabul etmediklerini açıkladı. Emine Bulut, açıklamasında “Biz ölmüşlerimizi satmıyoruz” sözleriyle ailelerin tutumunu ifade etti.
DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar da duruşmalar arasında ailelere yönelik maddi tekliflerin sürdüğünü ve teklif edilen tutarların artırıldığını iddia etti. Acar, ailelerin bu girişimler nedeniyle baskı altında bırakıldığını savundu.
Bu açıklamalar, ailelerin ve sendika temsilcilerinin iddiaları niteliğinde. Tekliflerin kimler tarafından, hangi koşullarda yapıldığı ve hukuki bir ihlal oluşturup oluşturmadığı ayrıca araştırılmayı gerektiriyor. Ancak ailelerin itirazı, davanın yalnızca maddi zararların giderilmesiyle sonuçlandırılabilecek bir uyuşmazlık olarak görülmemesi gerektiği yönünde.
Aileler, yaşamını yitiren işçilerin çalışma koşullarının, işyerindeki güvenlik önlemlerinin ve kamu görevlilerinin denetim sorumluluğunun ceza yargılaması içinde açıklığa kavuşturulmasını istiyor.
Üretilen Parfümün Değeri İle İşçilerin Çalışma Koşulları
Duruşmada imalathanenin ticari ilişkileri de gündeme geldi. Aile avukatları, Ravive Kozmetik’te yalnızca işletmenin kendi ürünlerinin değil, başka markalara ait parfümlerin de üretildiğini belirterek fason üretim bağlantılarının araştırılmasını istedi.
Avukatlar, sanık Ali Osman Akat’ın kardeşi Çetin Akat’a ait Vertus markalı parfümlerin de aynı imalathanede üretildiğine dikkat çekti. Bu markaya ait bazı ürünlerin satış fiyatlarının 17 bin ile 27 bin lira arasında değiştiği belirtildi. Yangından yaralı kurtulan işçi Gülhan Bendi de önceki duruşmalarda atölyede farklı markalar için üretim yapıldığını anlatmıştı.
Ürünlerin yüksek satış fiyatları, tek başına işyerindeki hukuki sorumluluğu belirlemiyor. Ancak üretimden elde edilen ticari değerin hangi şirketler ve kişiler arasında paylaşıldığı, üretimin hangi koşullarda gerçekleştirildiği ve işçilerin bu süreçte nasıl çalıştırıldığı sorularını gündeme getiriyor.
Davanın önceki duruşmalarında tanık olarak dinlenen genç bir işçi, 15 yaşında imalathanede çalışmaya başladığını ve sigortasız çalıştırıldığını anlatmıştı. Yangında yaşamını yitiren üç işçinin de çocuk yaşta olması, çalışma yaşamındaki denetim yükümlülüğünün önemini artırıyor.
Böylece dava, yalnızca yangının nasıl çıktığına ilişkin teknik bir incelemeden ibaret kalmıyor. Çocuk işçiliği, kayıt dışı istihdam, iş güvenliği, fason üretim ilişkileri ve kamu denetiminin işleyişi de yedi işçinin ölümüne uzanan koşulların araştırılmasında önem taşıyor.
Aileler Mahkemeye Ulaşmakta Da Zorlanıyor
Mağdur yakınları, davanın Kandıra Cezaevi yerleşkesinde görülmesine de itiraz ediyor. Aileler, duruşmaların Gebze’ye taşınmasını isteyerek Kandıra’ya ulaşmanın ekonomik ve ailevi yük oluşturduğunu belirtiyor.
Yangında yaşamını yitiren Nisa Taşdemir’in annesi Altun Taşdemir, eşinin ağır sağlık sorunları bulunduğunu, duruşmaya katılabilmek için onu evde bırakmak zorunda kaldığını anlattı. Ailelerin önemli bir bölümünün işçi olması, duruşmalara katılmak için işlerinden ayrılmalarını, ulaşım giderlerini karşılamalarını ve bakım sorumluluklarını yeniden düzenlemelerini gerektiriyor.
Duruşma yerinin seçimi hukuki ve idari koşullara bağlı olsa da mağdur yakınlarının yargılamaya fiilen katılabilmesi, adalete erişimin önemli bir parçası. Ailelerin talebi, yalnızca mahkemenin coğrafi olarak yakınlaştırılması değil, yargılama sürecini düzenli biçimde izleyebilecek koşulların sağlanması.
Duruşmada söz alan yakınlar, bir yıldır süren yargılama boyunca sorumluların belirlenmesini beklediklerini ifade etti. Bazı aileler, belediye görevlilerinin de aralarında bulunduğu bütün sorumluların cezalandırılmasını istedi. Kocaeli Barosu temsilcileri ise olayın maddi yönlerinin ortaya çıkarılmasının ve adil yargılama koşullarının korunmasının önemini vurguladı.
Yedi İşçinin Ölümünden Kimler Sorumlu?
Davada şirket yöneticileri, işyeriyle bağlantılı kişiler ve belediye görevlilerinin de aralarında bulunduğu 23 sanık yargılanıyor. Şirket yetkililerinden bazılarına olası kastla öldürme, bazı sanıklara suçluyu kayırma, kamu görevlilerine ise bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçlamaları yöneltiliyor.
Ailelerin avukatları, sanık Aleyna Oransal’ın yeniden tutuklanmasını ve yangının yaşandığı gün şirket yetkililerinin hesaplarında gerçekleştiği belirtilen para hareketlerinin ayrıntılı biçimde incelenmesini talep etti. Mahkeme, mali bilirkişi raporunun hazırlanmasını bekleyerek bir sonraki duruşmayı 23 Mart 2027’ye bıraktı.
Tutuklama ve tahliye kararları, sanıkların suçlu veya suçsuz olduğuna ilişkin kesin hüküm niteliğinde değil. Bununla birlikte ailelerin tepkisi, yargılamanın ilerleyişiyle sorumlulukların ortaya çıkarılması arasındaki ilişkiye odaklanıyor. İşyerinin hangi koşullarda faaliyet gösterdiği, denetimlerde hangi eksikliklerin bulunduğu ve bu eksikliklerin yangınla bağlantısının ne olduğu, mahkemenin değerlendirmesi gereken temel meseleler arasında bulunuyor.
Yangının birinci yıldönümü olan 8 Kasım’da Dilovası’nda anma düzenlemeye hazırlanan aileler, davayı izlemeyi sürdüreceklerini açıkladı. Yedi işçinin yaşamını yitirdiği imalathaneye ilişkin dosya, işverenlerin yükümlülükleri kadar kamu kurumlarının denetim sorumluluğunu da gündemde tutuyor.
Dilovası’nda ortaya çıkan tablo, çalışma yaşamında iş güvenliğinin yalnızca işverenin aldığı önlemlere bırakılamayacağını gösteren somut sorular içeriyor. Ruhsat kayıtları, belediye denetimleri, sigorta işlemleri ve üretim ilişkileri farklı kurumların sorumluluk alanlarında bulunsa da işçilerin yaşamı bu süreçlerin tümünden etkileniyor.
Ailelerin mahkeme önündeki itirazı, bu sorumlulukların birbirinden koparılarak değerlendirilmemesi talebinde yoğunlaşıyor. Çünkü yedi işçinin ölümüne ilişkin yargılamada yalnızca yangının başladığı an değil, yangından önce işyerinin faaliyetini sürdürmesine olanak veren koşullar da araştırılıyor. Geriye, davanın sonucunun ötesinde çalışma yaşamını ilgilendiren bir soru kalıyor: Bir işyerinde çocuklar dahil çalışanların güvenliği sağlanamıyorsa, bu durumdan haberdar olması ve önlem alması gereken kurumların sorumluluğu hangi noktada başlar?
- NHA / Dilovası İşçi Katliamı Aileleri, DGD-SEN, Evrensel, Cumhuriyet, Nokta Gazetesi (Kocaeli), Kocaeli Barış Gazetesi, Bianet, Mezopotamya Ajansı, JINNEWS, İhlas Haber Ajansı, Diken, soL Haber.











