İstanbul ve Kocaeli’de etkili olan sağanak yağışların ardından sel felaketinde yaşamını yitirenlerin sayısı altıya yükseldi. Yaklaşık 1.200 su baskınının yaşandığı İstanbul’da arama-kurtarma çalışmaları sürerken, dere yataklarının yapılaşmaya açılması, betonlaşma ve kent planlamasında bilimsel uyarıların ne ölçüde dikkate alındığı yeniden tartışılıyor. Felaketi yalnızca yağışın şiddetiyle açıklamak, kent yönetimlerinin sorumluluğunu görünmez kılıyor.
İstanbul’da 14 Ekim’de başlayan ve 17 Ekim’de yeniden etkili olan sağanak yağışların ardından sel felaketinin bilançosu ağırlaşıyor. İstanbul’da beş, Kocaeli’de bir kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi. Pendik’in Göçbeyli Mahallesi’nde yükselen dere sularına kapılan otomobildeki üç kişiden biri kurtulurken, iki kişi kayboldu. Kayıplardan birinin cansız bedenine ulaşıldı, diğerini arama çalışmaları sürüyor. Haliç kıyısında yürütülen aramalarda ise günlerdir kayıp olan Türkmenistan uyruklu Murat Babajanov’un cansız bedeni bulundu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi’nin ölçümlerine göre Beykoz, Sarıyer ve Eyüpsultan’da metrekareye 200 kilogramı aşan yağış düştü. Yaklaşık 1.200 su baskınının yaşandığı kentte yollar ve işyerleri sular altında kalırken İstanbul Havalimanı’nda 19 sefer iptal edildi, 51 uçuş başka havalimanlarına yönlendirildi. İstanbul Valisi Davut Gül, son 84 yılın en ağır yağışlarından birinin yaşandığını açıkladı.
Yağışın olağanüstü şiddeti tartışmasız. Ancak böylesine büyük bir kentin aşırı hava olaylarına karşı ne ölçüde hazırlandığı, yalnızca meteoroloji verileriyle açıklanamayacak bir sorun.
Bilimin Uyarıları, Betonun Altında Kalan Kent
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada selin etkilerinin yalnızca yağışın şiddetiyle açıklanamayacağını belirtti. Meslek örgütüne göre dere yataklarının ve taşkın alanlarının yapılaşmaya açılması, yeşil alanların daralması ve altyapı eksiklikleri felaketin sonuçlarını ağırlaştırıyor. TMMOB, İstanbul’da dokuz alışveriş merkezi ile 16 üniversite yerleşkesinin dere yataklarında bulunduğunu ileri sürerek yıllardır yapılan uyarıların dikkate alınmadığını savundu.
Bu eleştiriler yeni değil. 2009’daki Ayamama Deresi taşkınından 2023’teki sellere kadar hazırlanan teknik raporlarda benzer sorunlara işaret edildi. İstanbul’un kuzeyindeki ormanların ve su havzalarının büyük ulaşım ve yapılaşma projeleriyle dönüşmesi, doğal alanların yağmur suyunu emme kapasitesinin azalması ve taşkın riskinin büyümesi bakımından tartışılıyor. Özellikle AKP iktidarı döneminde hayata geçirilen büyük projelerin çevresel etkileri, meslek odalarının uzun süredir eleştirdiği başlıklar arasında bulunuyor.
Kentleşmenin ekonomik değerini yükselten her yatırımın, aynı zamanda kentin yaşam güvenliğini artırmadığı artık daha açık görülüyor. Bir arsanın yapılaşmaya açılması, bir dere yatağının daraltılması veya bir yeşil alanın betonla kaplanması kısa vadede ekonomik kazanç sağlayabilir. Ancak aşırı yağış geldiğinde bu tercihlerin maliyeti yalnızca yatırımcıların değil, o kentte yaşayan herkesin karşısına çıkıyor.
Şehir Plancılarının Uyarıları Neden Dinlenmiyor?
İstanbul’un sel riskini azaltmak için hangi önlemlerin gerektiği bilinmeyen bir konu değil. Taşkın haritalarının imar planlarına işlenmesi, dere yataklarının korunması, yağmur suyu altyapısının güçlendirilmesi ve doğal su emilim alanlarının artırılması, mühendislerin yıllardır önerdiği uygulamalar arasında bulunuyor. Buna rağmen meslek odaları, bilimsel planlama ilkelerinin yatırım ve yapılaşma kararları karşısında geri plana itildiğini savunuyor.
Üstelik Türkiye’de şehir plancıları, mimarlar ve mühendislerin kamusal kararlara itirazları zaman zaman yargı süreçlerinin konusu hâline geliyor. Gezi davasında şehir plancısı Tayfun Kahraman’ın tutukluluğu, mesleki bilgiyle kamusal karar alma süreçleri arasındaki gerilimin en çok tartışılan örneklerinden biri. Kahraman hakkındaki yargı sürecinin doğrudan İstanbul’daki sellerin nedeni olduğu söylenemez. Ancak şehir planlamasına ilişkin itirazların özgürce dile getirilebilmesi ve kamu yönetimi tarafından dikkate alınması, afetlere hazırlığın da önemli bir parçası.
İstanbul’da sel riskinin azaltılmasından merkezi yönetim, büyükşehir belediyesi, ilçe belediyeleri ve ilgili kamu kurumları farklı yetkileri ölçüsünde sorumlu. Bu nedenle geçmişten bugüne verilen imar kararlarının, yapılan altyapı yatırımlarının ve yerine getirilmeyen teknik önerilerin birlikte incelenmesi gerekiyor. Tek tek can kayıplarının hangi ihmallerle bağlantılı olduğunun belirlenmesi ise olay yerlerine ilişkin teknik incelemeleri gerektiriyor.
Selden etkilenen esnaf için açıklanan 80 milyon liralık destek, acil kayıpların giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak kentlerin her büyük yağıştan sonra yeniden onarılmaya ihtiyaç duyması, afet öncesinde alınması gereken önlemlerin yeterliliğini sorgulatıyor. İstanbul’un ihtiyacı yalnızca daha fazla beton kanal, daha yüksek duvar veya felaket sonrasında dağıtılan yardımlar değil; suyun doğal hareketini ve insanların güvenliğini birlikte gözeten bir kent planlaması.
Yağmurun ne zaman ve ne kadar yağacağını belirlemek mümkün değil. Fakat suyun nereden akacağını, hangi alanların taşkın riski taşıdığını ve nerelere yapı yapılmaması gerektiğini bilim büyük ölçüde ortaya koyabiliyor. İstanbul’da yanıt bekleyen soru, bu bilgilerin neden kent yönetiminde yeterince belirleyici olamadığıdır.
- NHA / Euronews Türkçe (18 Ekim 2026), İstanbul Valiliği, İBB AKOM, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu (16 Ekim 2026), TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, TMMOB Şehir Plancıları Odası, İstanbul Kalkınma Ajansı 2024–2028 İstanbul Bölge Planı.












