back to top
Ana Sayfa Yorum Pandora’nın Kutusu: Sabah

Pandora’nın Kutusu: Sabah

Sabah uzmanı değilim ama bir şekilde sabahla ilişkimi anlatmak zorundayım. Onun ne kadar anti-demokratik bir karakteri olduğunu herkes bilmeli diye düşünüyorum. Ayrıca bana karşı ne kadar gayrişahsi, gayriyerli bir tutum içinde olduğu da bilinmeli!

Sabaha haksızlık etmek istemem; istemem ama gerçekler de bilinsin isterim. Ben onu, bana iyi ÅŸeyler anlatacağı beklentisiyle sevmiÅŸtim. Hayat, benzeri olmayan kalbimi zorlamasa anlayamazdım sabahın önemini. Bu durum ne tümüyle benim ne de tümüyle sabahın suçu… Anlatacaklarım biraz benim, biraz sabahın suçu.

Sabahları dakikalar, suları kesilmiş bir musluk gibi amacı dışında işliyor sanki. Herkes hayattaki yerini almak için telaş içindeyken sabah, bana öylesine gezintiye çıkarılmış bir canlı muamelesi yapıyor. Dışarıya çıktığımda gözümü açıp vicdanımın kanamasını izliyorum. İşte orada ayırtına varıyorum gerçek bir hayatla yalancı bir hayalin. O yüzden sabahları değil, gecenin insanı günaha davet eden yönünü seviyorum. Seviyorum dememden farklı bir mana çıkarılmasın; sevilmeden sevginin ne olduğunu tam bilemez insan.

Ta sabahtan baÅŸlıyorum kuyruÄŸunu kovalayan bir köpek gibi dolaÅŸmaya. Åžimdi biraz olsun anlaşılmıştır sabahların benim için her mevsim kış olduÄŸu. Sabah, her dakikayı yıkarak, saniyeleri kırıp geçiriyor; bir daha tekrar etmemek üzere… AkÅŸama doÄŸru ancak belini doÄŸrultuyor saatler. Ey sabah! Tüm günü besleyen zamanın kökü… Kökü böyle olunca günü siz düşünün artık. Sabahın, olmadığı bir kılığa girmesini beklemiyorum; kendisi olsun yeter. Fazladan bir beklentim yok. Hiç olmazsa çektiÄŸi kılıcını kınına soksun; gün boyu sallamak da ne oluyor? Herkesin adına slogan attığı, planlar yaptığı, umut ettiÄŸi, dualar bestelediÄŸi sabahı o nedenle öfkeyle açıyorum ben. Benim için Pandora’nın kutusu o.

Herkes akÅŸama kadar dolar taÅŸar; ben sabahın ilk saatlerinde dolarım ama taÅŸmam. Öyle kolay olmaz; taÅŸarsam da günün ilerleyen saatlerinde süt köpüğü gibi taÅŸarım aniden. “Bundan bize ne?” diyeceksiniz. Tabii ki size ne… Neyse, günün ilerleyen saatlerine gitmeyelim; sabaha kamp kurduk bir kere. Ne var ki ben daha sabahla tam tanışmamışken nasıl anlatırım onu baÅŸkasına? KuÅŸkusuz deneme-yanılma yöntemini izleyeceÄŸim.

Gün boyu aldatılırım ama en güzel sabah aldatır beni. Ben aslında ÅŸahane aldatılan biriyim; budalalığın daniskasını arayan bende bulur. Ne kadar “günaydın” öpücüğü varsa sabaha gömerim. Ama ne yapayım ki her günüm, bu samimiyet yoksunu sabahın kapısında baÅŸlıyor. Elimi uzatıyorum; dokunsun, tutsun, ısıtsın diye… Ölü bir solucana dokunur gibi tutuyor. Siz olsanız ne hissederdiniz ona karşı? Gözünün içine bakıp tüm bildiklerimi önüne koyuyorum: Topluyorum, çıkarıyorum, çarpıyorum; her iÅŸlemin sonucu sıfır çıkıyor. En istemediÄŸim yerden vurulmaya sabahtan baÅŸlıyorum. Oysa gece umutluydum; sabah oldu, umutlar öldü. Gece biriktirdiÄŸim tüm özlemler, sabah toplanıp bir yumruk gibi boÄŸazımın tam orta yerinde eyleme kalkıştı. Olacak ÅŸey deÄŸil…

Dolayısıyla sabah benim için bir anti-kahraman. Ne yazık ki büyük bir buluşa imza atmış gibi sabahlarımla ünlüyüm. Aslında haksız da sayılmam; böyle bir sabahı değme alim keşfedemezdi. Birisi çıksa ve sabahsız bir dünya vadetse bayram ilan edeceğim. Gerçi bayramdan bayrama taşıma suyla değirmen dönmez; insanlık her zaman lazım.

Ne olurdu sanki öyle dağı taşı olmayan, düzayak bir sabahım olsaydı? Sabah her gün aklımdan dışarı bir ur gibi uzamasa, başkalarına olduğu gibi bazen de iyiye açılan bir kapı olsa… O sanki ben hayallerimin peşinden koşamayayım diye icat edilmiş. Oysa onu bana hazırlayan Yaratan, hiç de böyle düşünmemişti.

Sabahla iliÅŸkimi anlattığım kimi dostlar “Biliyorum çok uÄŸraşıyorsun ama o sana uygun deÄŸil” diyor. Bazıları “Seni hak etmiyor”, “Sana iyi gelmiyor”, “Senin dengin deÄŸil” gibi kehanetlerde bulunuyor. Onun benimle mutlu olduÄŸunu, galiba sorunun bende olduÄŸunu söylüyorum onlara. Durumu kurtarmak için bunu sabahın mazoÅŸist bir yanı olmasıyla açıklamaya çalışıyorum. Gülünç oluyorum tabii…

Onun benimle sosyalleÅŸme modelini tam çözemedim; bir garip iliÅŸki iÅŸte. Tamam, sabahçı deÄŸilim ama sabahın kurallarını, kulis adabını, ekip ruhunu, sabaha nasıl hazırlanılacağını… Hepsini kusursuz derecede bilirim. Neticede en hayati özelliÄŸi, tüm gün boyu sürecek olanı içinde barındırıyor olması.

Evet, sabah bir memleket; benim kaçıp kurtulmak istediğim bir memleket. Benim ona ihtiyacım yok ama onun bir aracıya ihtiyacı var: Bana.

Anladım ki şu yaşımda hâlâ sabahın acemisiyim; ve öyle kalacağım.