İBB davasının ikinci celsesinde tutuklu sanıkların tahliye talepleri alınırken belediye bürokratlarının savunmalarında ortak bir itiraz öne çıktı. İPA Başkanı Buğra Gökçe, İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Ramazan Gülten, Medya AŞ Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık, KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt ve diğer bürokratlar; görevleri gereği yaptıkları işlemlerin suç örgütü faaliyeti olarak yorumlandığını, kendileriyle suçlamalar arasında somut bağ kurulamadığını ve yaklaşık bir buçuk yıla ulaşan tutuklulukların fiili cezaya dönüştüğünü savundu. Mahkemenin tahliye taleplerine ilişkin ara karar vermesi bekleniyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davada 53’ü tutuklu 414 sanığın yargılanmasına Silivri’de devam edilirken, ikinci celsenin son günlerinin ana gündemini tutukluluk incelemeleri oluşturdu. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu sanıklar ve avukatlarına tahliye taleplerini açıklamaları için süre verirken, belediyenin farklı birimlerinde görev yapan bürokratların beyanları davanın başından beri tartışılan “kamu görevi ile örgütsel faaliyet arasındaki sınır” sorununu yeniden gündeme getirdi.
Savunmaların önemli bölümünde sanıklar, iddianamede suç olarak gösterilen işlemlerin belediyecilik faaliyetleri, ihale süreçleri, imar kararları ve kurumsal görev dağılımının doğal sonucu olduğunu ileri sürdü. Bürokratların ortak iddiası, görev nedeniyle atılan imzaların veya gerçekleştirilen idari işlemlerin doğrudan “örgüt üyeliği”, “rüşvet”, “irtikap”, “dolandırıcılık” ya da “ihaleye fesat” suçlarıyla ilişkilendirildiği; buna karşılık kişisel menfaat, para transferi veya örgütsel emir-komuta ilişkisini gösteren yeterli somut delil ortaya konulamadığı yönünde oldu.
Buğra Gökçe: “17 Ay Çalıştım, 18 Aydır Hapis Yatıyorum”
Tahliye incelemesinin en dikkat çekici savunmalarından birini İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe yaptı. Yaklaşık 30 yıllık kamu görevlisi olduğunu hatırlatan Gökçe, Konya, Manisa, İzmir ve İstanbul’da görev yaptığını, üniversitelerde ders verdiğini ve meslek hayatı boyunca binlerce resmi evraka imza attığını anlattı.
Gökçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 17 ay görev yaptıktan sonra yaklaşık 18 aydır tutuklu bulunduğuna dikkat çekerek, “17 ayın karşılığında 18 aydır hapis yatıyorum” sözleriyle tutukluluk süresine itiraz etti. Savunmasında kamu görevlisinin görevi gereği karar almak ve imza atmak zorunda olduğunu vurgulayan Gökçe, mesleki ve idari sorumluluklarının suç faaliyeti olarak yorumlanamayacağını savundu.
Gökçe, önceki esas savunmasında da hakkındaki suçlamaların görev yaptığı dönemdeki imar ve planlama kararlarına dayandırıldığını belirtmiş, İstanbul dışındaki belediyelerde ve kamu kurumlarında da aynı mesleki ilkelerle çalıştığını ifade etmişti. Savunma tarafı, Gökçe’nin görev yaptığı işlemlerle kişisel menfaat elde ettiğini gösteren somut veri bulunmadığını öne sürüyor.
Tahliye talebinde Gökçe’nin kullandığı ifade ise savunmasının çerçevesini özetledi:
“Merhamet dilenmiyorum. Adalet istiyorum.”
Buğra Gökçe’nin sözleri, yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden tutukluluğun artık yalnızca ceza muhakemesi tedbiri olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Ramazan Gülten: “Savunmam Alındı, Deliller Dosyada”
İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Ramazan Gülten de tahliye talebinde, hakkındaki suçlamaların dosyadaki teknik incelemelerle desteklenmediğini savundu.
Gülten’in aktardığına göre savcılığın talebi üzerine yapılan incelemelerde, suçlama konusu bazı projelerin silüet onayına tabi olması gerektiği tespit edildi. Gülten, bunun kendisine yöneltilen “mevzuata aykırı işlem” iddiasını ortadan kaldırdığını savunarak söz konusu işlemlerin yürürlükteki mevzuata uygun şekilde gerçekleştirildiğini söyledi.
Gülten’in savunmasının dikkat çeken bölümlerinden biri de yaklaşık 17 yıllık kamu hizmetine ve sabit yaşam düzenine ilişkin değerlendirmesi oldu. Kaçma veya delilleri karartma ihtimalinin bulunmadığını belirten Gülten, savunmasının alındığını ve delillerin dosyaya girdiğini hatırlatarak bu aşamadan sonra tutukluluğunun sürdürülmesinin “gerekli ve ölçülü olmadığını” söyledi.
Savunmasının sonunda ise hukuki tartışma, cezaevinde geçen sürenin kişisel sonuçlarına bağlandı. Tutukluyken baba olduğunu anlatan Gülten, kızının ilk adımlarını ve ilk yaş gününü kaçırdığını belirterek bundan sonraki yaşamına ilişkin mahkemeden tahliye talep etti.
Bu kişisel anlatının arkasındaki hukuki itiraz ise açıktı: Deliller toplandıktan, savunma yapıldıktan ve sanığın kamu görevi ile aile bağları ortadayken tutukluluğun hangi somut gerekçeyle sürdürüldüğü.
Fatoş Ayık: “Maaşım Dışında Tek Kuruş Uhdeme Geçmedi”
Medya AŞ Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık da savunmasında yaklaşık bir buçuk yıldır tutuklu bulunduğuna dikkat çekti.
Ayık, eski İBB Başkanı Kadir Topbaş döneminde belediyede çalışmaya başladığını belirterek kendisine yöneltilen “çıkar amaçlı suç örgütü” suçlamasına karşı, kişisel mal varlığı ve banka hareketlerini örnek gösterdi. Hakkında MASAK tarafından suçlayıcı bir rapor hazırlanmadığını, maaşı dışında herhangi bir menfaat sağlamadığını ve şüpheli para hareketi bulunmadığını söyledi.
Ayık ayrıca Medya AŞ’de yürütülen hizmet alımlarında kamu zararına yol açılmadığını, aksine şirket açısından kâr elde edildiğini savundu. “Varlığından haberdar olmadığım bir örgüt yüzünden bir buçuk yıldır çile çekiyorum” sözleri, savunmasının temelini oluşturdu.
Savunmasında anne ve babasının yaşlarına da dikkat çeken Ayık, uzun tutukluluğun ailesi açısından ağır sonuçlar doğurduğunu belirtti.
Ancak Ayık’ın savunmasının hukuki ağırlık noktası kişisel mağduriyetten çok, “çıkar amaçlı örgüt” suçlaması ile kendisinin elde ettiği iddia edilen çıkar arasında somut bağ kurulamadığı iddiası oldu.
Taner Çetin’in Avukatı: “Aynı İhaleler Daha Önce de Yapılıyordu”
Tutuklu İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin’in avukatı Pınar Çengel ise belediyedeki ihale uygulamalarının dönemler arasında farklı biçimde değerlendirildiğini savundu.
Çengel, müvekkilinin suçlandığı ihale yöntemlerinin 2019 öncesindeki İBB yönetimleri döneminde de kullanıldığını belirterek aynı işlemleri geçmişte yapan bazı bürokratların halen kamu görevinde bulunduğunu söyledi. Savunmaya göre sorun yalnız işlemin kendisi değil, aynı işlemin hangi belediye yönetimi döneminde gerçekleştirildiğine göre farklı hukuki anlamlar kazanmasıydı.
Benzer bir eleştiriyi İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün de daha önceki savunmasında dile getirmişti. Akgün, aynı şartlara sahip bir ihalenin 2019’dan önce yapılması halinde sorun görülmezken 2019 sonrasındaki benzer işlemlerin suçlamaya konu edildiğini savunmuştu.
Bu savunma hattı, davadaki en temel hukuki tartışmalardan birini oluşturuyor: Belediyenin geçmişten devraldığı idari ve mali uygulamalar, yönetim değişikliğinin ardından suç delili olarak değerlendirilebilir mi?
Ali Kurt: “Bende Nasıl Bir Tehlike Var?”
KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt’un tahliye talebinde ise özellikle eşitlik ve tutuklama tedbirinin gerekliliği tartışması öne çıktı.
Kurt, kendisiyle ilgili suçlamaların dayandığı bazı kişilerin beyanlarının başka delillerle doğrulanmadığını savundu. Kendisine para verdiği ileri sürülen kişiyle baz kaydının dahi bulunmadığını belirten Kurt, taşeron firmaların ifadelerinde kendisine para verdiklerini söyleyen kimsenin çıkmadığını ifade etti.
Aynı eylemler nedeniyle suçlanan bazı kişilerin tutuksuz yargılandığını hatırlatan Kurt, mahkeme heyetine şu soruyu yöneltti:
“Benimle aynı eylemden sorumlu kişiler dışarıdayken ben tutukluyum; bende nasıl bir tehlike var?”
Kurt, çocuklarının gözaltı ve tutuklama sürecinden etkilendiğini de anlatarak tahliyesini istedi. “Tahliye edin, bir hafta sonra çocuklarımı okula ben götüreyim” sözleri duruşmadaki en dikkat çekici ifadelerden biri oldu.
Gürkan Akgün: MASAK Kaydı Yok, Tutukluluk Sürüyor
İBB Genel Sekreter Yardımcısı ve şehir plancısı Gürkan Akgün’ün daha önce yapılan savunması da mevcut tutukluluk incelemesinin genel çerçevesi açısından önem taşıyor.
Akgün yaklaşık 15 aylık tutukluluğun ardından yaptığı esas savunmada, hakkındaki suçlamaların belediyenin planlama ve ihale süreçleriyle bağlantılı olduğunu belirtmiş; kamu yararı ve şehircilik ilkeleri doğrultusunda hareket ettiğini savunmuştu.
Avukatları ise MASAK raporlarında Akgün’ün adının bulunmadığını, HTS ve baz kayıtlarının suç delili sayılamayacağını ve müvekkillerine yönelik temel suçlamaların bazı tanık ve müşteki ifadelerine dayandığını belirtti. Savunmaya göre bu ifadeleri doğrulayan bağımsız maddi deliller bulunmuyordu.
Akgün’ün avukatlarından Akçay Taşçı’nın tutukluluk konusundaki değerlendirmesi ise davadaki genel tartışmayı özetledi: Tutuklamanın hangi kamusal amaca hizmet ettiğinin hukuken gösterilmesi gerektiği, aksi durumda tedbirin cezalandırmaya dönüşeceği savunuldu.
Savunmaların Ortak Sorusu: Tutukluluk Neden Devam Ediyor?
İBB davasındaki bürokratların tahliye talepleri farklı suçlamalara ve farklı belediye faaliyetlerine ilişkin olsa da savunmalarda beş ortak nokta öne çıkıyor.
Bürokratlar öncelikle haklarındaki delillerin büyük bölümünün toplandığını, savunmalarının alındığını ve görev yaptıkları kurumlara ait belgelerin zaten kamu kayıtlarında bulunduğunu belirtiyor. Bu nedenle delil karartma ihtimalinin kalmadığını savunuyorlar.
İkinci ortak itiraz, suçlama konusu işlemlerin önemli bölümünün kamu görevinin gereği olarak gerçekleştirildiği yönünde. İmar kararı almak, ihale dosyasına imza atmak, belediye şirketinin satın alma işlemlerini yürütmek veya planlama kararlarında görev almak tek başına örgütsel faaliyet olarak değerlendirilemez görüşü savunmalarda tekrar tekrar dile getiriliyor.
Üçüncü başlık, kişisel çıkar meselesi. Özellikle Fatoş Ayık, Buğra Gökçe, Ramazan Gülten ve Gürkan Akgün cephesindeki savunmalarda MASAK raporları, banka hareketleri veya mal varlıkları üzerinden suçlamalara konu edilen menfaat ilişkilerinin ortaya konulamadığı iddia ediliyor.
Dördüncü itiraz, aynı veya benzer işlemlerde görev alan başka kişilerin tutuksuz olması ya da hiç sanık yapılmaması. Bu durum savunmalar tarafından “ölçülülük” ve “eşitlik” ilkeleri bakımından sorgulanıyor.
Son olarak ise tutukluluğun süresi öne çıkıyor. 19 Mart 2025 operasyonuyla başlayan süreçte bazı belediye bürokratları yaklaşık bir buçuk yıldır cezaevinde bulunuyor. Sanıklar, henüz haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadan geçen bu sürenin tutuklama tedbirinin sınırlarını aştığını ileri sürüyor.
Dosyadan Yapılan Son İncelemede Tahliye Çıkmamıştı
Mahkeme, ikinci celse başlamadan önce 6 Ağustos 2026’da dosya üzerinden yaptığı son aylık tutukluluk incelemesinde Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53 sanığın tutukluluğunun devamına karar vermişti. Kararda tahliye çıkmaması kadar, savunma tarafının ifadesiyle tutuklulukların devamına ilişkin bireyselleştirilmiş gerekçe bulunmaması da tartışılmıştı.
İkinci celsede ise bu kez sanıkların tahliye talepleri doğrudan duruşma salonunda dinlendi.
Mahkemenin, tutuklu sanıkların beyanlarının tamamlanmasının ardından ara kararını açıklaması bekleniyor.
Duruşmalarda günlerdir dile getirilen talepler farklı isimlerden gelse de mahkemenin önündeki soru giderek sadeleşiyor:
Savunması alınmış, delilleri toplanmış, sabit ikametgâhı ve kamu geçmişi bulunan bürokratların tutukluluğu bundan sonra hangi somut hukuki gerekçeyle devam edecek?
İBB davasında verilecek yeni tutukluluk kararı, bu nedenle yalnız sanıkların cezaevinde kalıp kalmayacağını belirlemeyecek. Aynı zamanda yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden yargılamada tutuklamanın bir koruma tedbiri mi yoksa hüküm verilmeden uygulanan fiili bir cezalandırma mı olduğu yönündeki tartışmanın da yeni aşamasını oluşturacak.










