back to top
Ana Sayfa Haber Sosyal Sorunun Geri Dönüşü: Sessizliğin İçinden Yükselen Bir Ülke

Sosyal Sorunun Geri Dönüşü: Sessizliğin İçinden Yükselen Bir Ülke

Bazen bir ülke kendini yüksek sesle değil, eksilerek anlatır. Hakların geri çekildiği, sözün daraldığı, hayatın ağırlaştığı anlarda… Türkiye bugün tam da böyle bir anlatının içinde. Gürültü var, ama ses yok; hareket var, ama yön belirsiz. Ve yine de, derinde bir şey değişiyor.

Tolga Tören’in Global Labour University için kaleme aldığı analiz, bu değişimi yüzeye çıkaran metinlerden biri. Onun yazısı yalnızca bir siyasal çözümleme değil; aynı zamanda bir çağın kapanıp yenisinin açıldığına dair bir kayıt.

Bir zamanlar bu ülke için kurulan cümleler başkaydı. “Ilımlı İslam”, “liberal demokrasiye geçiş”, “uyum süreci”… Oysa bugün gelinen noktayı anlatmak için Tören, Nicos Poulantzas’a başvuruyor ve şu cümleyi hatırlatıyor: “Hukuk artık düzenlemez; keyfilik hüküm sürer.”

Bu yalnızca bir alıntı değil; bugünün özetidir.

İstisna Halinin Sürekliliği

Tören’in işaret ettiği “istisnai devlet” kavramı, Türkiye’de artık geçici bir durumun değil, kalıcı bir yönetim biçiminin adı. Hukuk, bir sınır çizmek yerine, sınırların nasıl aşılacağını belirleyen bir araca dönüşmüş durumda.

Bu dönüşümün en belirgin özelliği belirsizliktir. Çünkü keyfilik, kesinlikten beslenmez.
Bir gün geçerli olan, ertesi gün geçersiz olabilir.
Bir hak bugün tanınır, yarın askıya alınabilir.

Ve insanlar, bu belirsizlik içinde yaşamayı öğrenir.

Bir Olay Değil, Bir Birikim

18 Mart 2025’te bir diploma iptal edildi. Ertesi gün bir siyasetçi tutuklandı. Sokaklar doldu.

Ama Tören’in açıkça söylediği gibi: “Mesele diploma değil.”

Çünkü bu olay, tek başına bir kırılma yaratmazdı. Onu anlamlı kılan, arkasındaki birikimdi. Yılların ekonomik sıkışması, güvencesizlik, eşitsizlik ve temsil krizinin birikimi…

İnsanlar yalnızca bir kişiye yapılanı değil, kendilerine yapılanı gördü.

İstanbul: Bir Şehirden Fazlası

Tören, Türkiye’de sıkça tekrar edilen bir sözü hatırlatıyor: İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır.”

Bu söz bir metafor değil, maddi bir gerçeklik. İstanbul, ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 30’unu üretiyor. 14 milyar avroyu aşan bütçesiyle yalnızca bir şehir değil, bir ekonomik merkez.

Bu nedenle İstanbul üzerindeki mücadele, yalnızca yerel yönetim meselesi değil; sermaye birikiminin, kaynak dağılımının ve siyasal gücün kesişim noktasıdır.

2019 seçimlerinin iptali ve ardından gelen daha güçlü bir seçim sonucu, bu mücadelenin ters tepebileceğini gösterdi. Çünkü bazı müdahaleler, bastırmak yerine yoğunlaştırır.

Rakamların Anlattığı Hikâye

Tören’in analizinin en çarpıcı bölümlerinden biri, sayılarla kurduğu anlatı.

%28,6 geniş tanımlı işsizlik.
Yalnızca her 10 işsizden 2’si işsizlik ödeneğine erişebiliyor.
Fiyatlar 25 kat, gıda fiyatları 38 kat artmış.

Ama en çarpıcı olanı şu:
En düşük gelir grubu toplam gelirin yalnızca %6,3’ünü alırken, en yüksek %20’lik kesim %48,1’ini alıyor.

Bu bir eşitsizlik değil yalnızca.
Bu, bir ayrışma.

Ve bu ayrışma, bir süre sonra siyasetin dilini de değiştirir.

Emek: Görünmezlikten Görünürlüğe

Uzun süre emek meselesi, teknik tartışmaların içinde kayboldu. Sendika oranları düştü, toplu sözleşme kapsamı daraldı, güvencesizlik yaygınlaştı.

Tören’in verileri açık:
Gerçek sendikalaşma oranı %12,3.
Toplu sözleşme kapsamı %9,6.
Özel sektörde bu oranlar daha da düşük.

Ve özel sektörde çalışanların neredeyse yarısı asgari ücretle çalışıyor.

Bu tablo, emeğin yalnızca zayıfladığını değil, sistematik biçimde değersizleştirildiğini gösteriyor.

Ama tam da bu noktada, bir kırılma başlıyor.

Direnişin Yayılması

Tören, Mart 2025’te başlayan protestoları anlatırken, bunun yalnızca bir siyasi tepki olmadığını vurguluyor. Saraçhane’de başlayan eylemler kısa sürede ülke geneline yayılıyor.

Milyonların katıldığı mitingler, iş bırakma eylemleri, akademik boykotlar, tüketim boykotları…

Bu çeşitlilik, tek bir merkezden yönetilen bir hareketi değil, ortak bir duygudan beslenen bir toplumsal refleksi gösteriyor.

Ve bu refleksin merkezinde şu var:
Geçim, eşitlik ve adalet talebi.

Baskı Ve Direnişin Döngüsü

Tören’in metni, yalnızca direnişi değil, ona verilen karşılığı da anlatıyor. Gözaltılar, tutuklamalar, grev yasakları…

Eti Maden’de planlanan grevin bir gün kala ertelenmesi (fiilen yasaklanması) bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri.

Ama aynı metin bize şunu da söylüyor:
Baskı arttıkça direniş de sürüyor.

Migros işçilerinin 18 gün süren direnişi ve elde ettikleri kazanımlar, bu döngünün tek yönlü olmadığını gösteriyor.

Sonuç: Geri Dönen Soru

Tolga Tören, yazısını şu tespitle bitiriyor: Türkiye’de emek hareketi, tüm baskılara rağmen “sosyal soruyu” gündemde tutmaya devam ediyor.

Bu, basit bir cümle değil.

Çünkü sosyal soru geri döndüğünde, siyaset değişir.
Ekonomi yeniden tartışılır.
Ve en önemlisi, insanlar yeniden sorar:

Kim için çalışıyoruz?
Kim kazanıyor?
Ve biz neden kaybediyoruz?

İşte bu sorular sorulmaya başlandığında, bir ülke yeniden konuşmaya başlar.

Ve o konuşma, çoğu zaman bir değişimin başlangıcıdır.