Mart 2026’da en az 148 işçi yaşamını yitirirken, iş cinayetleri, güvencesiz çalışma, göçmen emeği ve sendikasızlaştırma politikalarının yarattığı yapısal krizi bir kez daha görünür kıldı.
İş Cinayetlerinin Bilançosu
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanında çalışan yapıların verilerine göre, Mart ayında Türkiye genelinde en az 148 işçi hayatını kaybetti. Böylece 2026’nın ilk üç ayında iş cinayetleri toplamı 432’ye ulaştı. Bu tablo, tekil “kazalar”dan ziyade sistematik bir emek rejiminin sonucu olarak değerlendiriliyor.
Ölümler en çok inşaat (26), taşımacılık (23) ve tarım/orman (21) işkollarında gerçekleşti. Sektörel dağılım ise sanayide 56, hizmette 43, inşaatta 28 ve tarımda 21 işçinin yaşamını yitirdiğini gösteriyor. Ölüm nedenleri arasında trafik ve servis kazaları ilk sırada yer alırken, bunu kalp krizi/beyin kanaması ve yüksekten düşmeler izledi.
Yapısal Sorunlar Ve Emek Rejimi
Raporda “iş kazası” yerine “iş cinayeti” kavramının tercih edilmesi, ölümlerin önlenebilirliğine dikkat çekiyor. İş güvenliği önlemlerinin alınmaması, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve denetimsizlik bu ölümlerin temel nedenleri arasında sıralanıyor.
Özellikle sanayi ve ihracat merkezlerinde üretim baskısının, işçi sağlığını ikinci plana ittiği vurgulanıyor. Gaziantep örneğinde olduğu gibi, yoğun çalışma temposu ve örgütsüzlük ortamı “mezbaha düzeni” olarak tanımlanan bir üretim modelini ortaya çıkarıyor. Bu modelde işçi sağlığı maliyet unsuru olarak görülürken, denetim mekanizmalarının etkisizliği dikkat çekiyor.
Göçmen İşçiler Ve Görünmeyen Riskler
Mart ayında hayatını kaybeden işçilerin en az 15’inin göçmen olduğu tespit edildi. Suriyeli, Afganistanlı ve diğer ülke vatandaşlarından oluşan bu işçiler, ağırlıklı olarak tarım, inşaat ve taşımacılık sektörlerinde çalışıyordu.
Antalya’nın Kepez ilçesinde bir konteynerde çıkan yangında, Suriyeli bir işçi ve beş çocuğunun yaşamını yitirmesi, göçmen emeğinin barınma koşullarını da gündeme taşıdı. Sigortasız, güvencesiz ve denetimsiz çalışma koşulları, göçmen işçileri daha yüksek risk altında bırakıyor.
Sendikasızlık Ve Hak Arama Engelleri
Rapora göre yaşamını yitiren işçilerin yüzde 98’e yakını sendikasız. Sendikal örgütlenmenin zayıflığı, işçilerin hak arama mekanizmalarına erişimini sınırlıyor.
Öte yandan, işçi eylemleri ve sendikal faaliyetlere yönelik baskılar da dikkat çekiyor. Ücretlerini alamadıkları için eylem yapan işçilere destek veren sendika temsilcilerinin yargılanması, emek mücadelesinin kriminalize edilmesine yönelik eleştirileri güçlendiriyor.
Çocuk İşçilik Ve Yaş Dağılımı
Mart ayında hayatını kaybedenler arasında çocuk işçiler de bulunuyor. 0-14 yaş arası 6, 15-17 yaş arası 2 çocuk işçinin ölümü, çocuk emeğinin hâlâ yaygın ve ölümcül koşullarda sürdüğünü gösteriyor.
Yaş dağılımı, en çok kaybın 30-49 yaş aralığında yoğunlaştığını ortaya koyarken, ileri yaş gruplarında da çalışma zorunluluğunun sürdüğüne işaret ediyor.
Coğrafi Yoğunlaşma Ve Üretim Haritası
İş cinayetleri en çok sanayi, inşaat ve tarım faaliyetlerinin yoğun olduğu şehirlerde meydana geldi. İstanbul, Antalya, İzmir ve Gaziantep gibi merkezler öne çıkarken, toplamda 50 şehirde ölüm vakası kaydedildi.
Bu dağılım, ekonomik büyüme ve üretim artışı ile işçi ölümleri arasındaki doğrudan ilişkiyi bir kez daha ortaya koyuyor.
Sonuç: Sistematik Bir Sorun
Ortaya çıkan tablo, iş cinayetlerinin münferit olaylar değil, yapısal bir sorunun sonucu olduğunu gösteriyor. Denetim eksikliği, güvencesiz çalışma, sendikasızlık ve maliyet odaklı üretim anlayışı, işçi ölümlerini süreklileştiren başlıca faktörler arasında yer alıyor.
Bu nedenle, iş cinayetlerinin önlenmesi yalnızca teknik önlemlerle değil; emek rejiminin bütünlüklü dönüşümüyle mümkün görünüyor.
- NHY / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) Mart 2026 Raporu















