ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonları sürerken, Tahran yönetiminin petrol ihracatını kesintisiz biçimde sürdürmesi ve yükselen fiyatlar sayesinde günlük yüz milyonlarca dolarlık gelir elde etmesi, küresel enerji politikalarında “kontrollü kriz” tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Hürmüz Gerilimine Rağmen Petrol Akışı Sürüyor
İran, savaş koşullarına ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilime rağmen petrol ihracatını büyük ölçüde kesintisiz sürdürüyor.
Ülkenin ana ihracat noktası olan Harg Adası Petrol Terminali üzerinden yapılan sevkiyatların savaşın başlangıcından bu yana ciddi bir aksama yaşamadığı bildiriliyor. Uluslararası veri şirketi Kpler’e göre, savaşın başladığı tarihten itibaren çok sayıda süpertanker yüklenerek küresel pazarlara yönlendirildi.
Günlük ihracatın 1,5–1,6 milyon varil seviyesinde olduğu tahmin edilirken, bu miktar İran’ın yaptırımlara rağmen enerji piyasasındaki kritik rolünü koruduğunu ortaya koyuyor.
Yükselen Fiyatlar, Artan Gelirler
Küresel petrol fiyatlarının savaşın etkisiyle hızla yükselmesi, İran ekonomisi açısından beklenmedik bir avantaj yarattı.
Financial Times verilerine göre İran’ın günlük petrol gelirleri 140 milyon dolara kadar ulaşıyor. Normal şartlarda yaptırımlar nedeniyle indirimli fiyatla satılan İran petrolü, Brent petrolün varil fiyatının 100 dolar seviyesine yaklaşmasıyla önemli bir gelir artışı sağladı.
Uydu verilerine dayanan analizler, yalnızca son haftalarda Hürmüz üzerinden yaklaşık 24 milyon varil petrol taşındığını gösteriyor. Bu tablo, savaşın ekonomik etkilerinin taraflar açısından eşitsiz sonuçlar doğurduğunu gözler önüne seriyor.
ABD’nin Stratejik Tercihi: Piyasayı Dengelemek
En dikkat çekici unsur ise ABD yönetiminin bu ihracata fiilen müdahale etmemesi.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’ın petrol ihracatına yönelik doğrudan bir engelleme planlarının olmadığını açıkça dile getirerek, küresel arzın korunmasının öncelik olduğunu ifade etti. Washington’un bu yaklaşımı, enerji fiyatlarının kontrol altında tutulması amacıyla “sınırlı tolerans” politikası izlediği şeklinde yorumlanıyor.
Benzer bir stratejinin daha önce Rusya-Ukrayna Savaşı sürecinde de uygulandığı; Rus petrolüne doğrudan ambargo yerine fiyat sınırlaması getirildiği hatırlatılıyor.
Çin Faktörü Ve Yaptırımların Aşınması
İran petrolünün en büyük alıcısı konumundaki Çin, ABD yaptırımlarını tanımayarak Tahran’ın ihracatını sürdürebilmesinde kritik rol oynuyor.
Bunun yanı sıra Hindistan gibi ülkelerin de dolaylı yollarla İran ve Rus petrolü ticaretinde yer alması, Batı yaptırımlarının etkinliğini tartışmalı hale getiriyor.
Uzmanlara göre bu durum, küresel enerji piyasasında yaptırımların giderek daha esnek ve seçici uygulandığı yeni bir döneme işaret ediyor.
Savaş Ve Piyasa Arasında Sıkışan Küresel Denge
Ortaya çıkan tablo, askeri çatışma ile ekonomik çıkarların nasıl iç içe geçtiğini gösteren çarpıcı bir örnek sunuyor.
Bir yandan İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik askeri baskısı sürerken, diğer yandan aynı İran’ın küresel enerji arzının devamı için kritik bir aktör olarak sistem içinde tutulması, uluslararası politikanın çelişkili doğasını gözler önüne seriyor.
Analistler, bu “kontrollü çelişki”nin kısa vadede petrol fiyatlarını dengeleyebileceğini, ancak uzun vadede hem yaptırım rejimlerinin hem de küresel güvenlik mimarisinin güvenilirliğini aşındırabileceği uyarısında bulunuyor.
- NHY / Financial Times, ntv, CNBC, IRNA












