İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) Ocak ayı verileri, Türkiye’de işçi ölümlerinin yapısal bir sorun olmaya devam ettiğini ortaya koyarken; güvencesiz çalışma, sendikasızlık, denetimsizlik ve “çalışmaya zorlanma” pratiği, iş cinayetlerini istisna değil kural haline getiriyor.
Örgütlü Mücadele Çağrısı Ve Güncel Direnişler
Ocak ayı iş cinayetleri raporu, yalnızca rakamları değil, emek rejiminin genel seyrini de gözler önüne seriyor. Raporda yer alan değerlendirmeler, işçi sağlığı ve güvenliğinin piyasaya terk edildiği, hakların ise kâğıt üzerinde kaldığı bir çalışma düzenine işaret ediyor. Bu tabloya karşı, DGD-Sen öncülüğünde Migros depo işçilerinin başlattığı ve kısa sürede ülke geneline yayılan direniş, işçilerin fiili ve birleşik mücadelesinin hâlâ güçlü bir potansiyel taşıdığını gösteriyor.
Migros direnişinde işçilerin talepleri; ücret artışı, güvenceli çalışma, taşeron sisteminin kaldırılması ve işten atılanların geri alınması gibi temel başlıklarda yoğunlaşıyor. Rapora göre düşük ücret, iş güvencesizliği ve ağır çalışma koşulları, yalnızca sosyal bir sorun değil; doğrudan işçi sağlığını tehdit eden yapısal riskler arasında yer alıyor. Barınma ve beslenme koşullarından ergonomiye kadar uzanan bu sorunlar, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını kaçınılmaz hale getiriyor.
Fırtınada Çalıştırma Ve Hukukun Askıya Alınması
Ocak ayında yaşanan kuvvetli lodos fırtınası sırasında meydana gelen ölümler, “çalışmaktan kaçınma hakkı”nın fiilen kullanılamadığını bir kez daha ortaya koydu. Denizli’de TOKİ inşaatında, Aydın Kuşadası’nda turizm tesisinde ve İzmir Aliağa’daki gemi söküm tesisinde yaşanan ölümler, meteorolojik uyarılara rağmen üretimin durdurulmamasının sonuçlarını gözler önüne serdi.
6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun hem 13’üncü maddesinde yer alan “yakın ve ciddi tehlike halinde çalışmaktan kaçınma hakkı”nın hem de 25’inci maddesindeki “işin durdurulması” hükmünün, sendikal örgütlülüğün zayıf olduğu işyerlerinde neredeyse hiç uygulanmadığı vurgulandı. Rapora göre hukuki düzenlemelerin hayata geçmemesinin temel nedeni, işçilerin bu hakları kullanabilecek sınıfsal ve örgütsel güce sahip olmaması.
Borç, Mobbing Ve Çalışmaya Bağlı İntiharlar
İSİG verileri, iş cinayetlerinin yalnızca kazalarla sınırlı olmadığını; çalışma koşullarının doğrudan yaşamı sona erdirebildiğini gösteriyor. Ocak ayında en az 7 işçinin intihar ettiği belirtilirken, bu ölümlerin arka planında borç baskısı, yoğun iş stresi, mobbing ve geleceksizlik bulunuyor. Özellikle uzun çalışma saatleri, performans baskısı ve güvencesiz istihdam, depresyon ve tükenmişlik sendromunu yaygınlaştırıyor.
Raporda, işe bağlı intiharların bireysel değil, sistemik bir sorun olduğunun altı çiziliyor. Neo-liberal çalışma rejiminin dayattığı esnek ve güvencesiz istihdam biçimleri, yalnızca bedensel değil, ruhsal yıkımı da beraberinde getiriyor. Genç işçiler ve işsizler açısından ise bu tablo, “geleceksizleştirme”nin ölümcül bir boyuta ulaştığını gösteriyor.
Sayılarla Ocak Ayı: Sektörler, Nedenler, Kentler
İSİG Meclisi’nin tespitlerine göre Ocak ayında en az 146 işçi hayatını kaybetti. Ölümlerin yüzde 98’inden fazlası sendikasız işçileri kapsıyor. En fazla ölüm 29 işçiyle inşaat işkolunda gerçekleşirken, taşımacılık ve metal işkolları bunu izledi. Sanayi sektörü toplam ölümlerin neredeyse yarısını oluşturdu.
Ölüm nedenleri arasında ezilme ve göçük ilk sırada yer aldı; bunu yüksekten düşmeler ve trafik/servis kazaları izledi. Kalp krizi ve beyin kanaması kaynaklı ölümler ise ağır çalışma temposu ile sağlık arasındaki ilişkiye işaret etti. İstanbul başta olmak üzere sanayi, inşaat ve tarımın yoğun olduğu kentler, iş cinayetlerinin merkezleri olmaya devam etti.
Raporda ayrıca en az 4 çocuk işçinin, 6 kadın işçinin ve 4 göçmen işçinin hayatını kaybettiği belirtildi. Göçmen işçi ölümleri, kayıt dışı ve güvencesiz istihdamın en ağır sonuçlarını bir kez daha ortaya koydu.
Yapısal Sorun, Siyasal Sorumluluk
İSİG Meclisi’nin değerlendirmesine göre iş cinayetleri, “önlenebilir” olmasına rağmen sistematik biçimde sürüyor. Denetim mekanizmalarının yetersizliği, cezaların caydırıcı olmaması ve büyüme odaklı ekonomi politikaları, işçi yaşamını ikincil hale getiriyor. Raporda, iş güvenliğinin maliyet kalemi olarak görülmesinin, devlet ve sermaye ortaklığında sürdürülen bir tercih olduğu vurgulanıyor.
Bu çerçevede çözüm önerisi, teknik önlemlerle sınırlı değil. İSİG’e göre asıl belirleyici olan, sendikal örgütlenmenin güçlendirilmesi, işçilerin söz ve karar süreçlerine katılımının sağlanması ve çalışma yaşamının piyasaya terk edilmemesi. Aksi halde açıklanan her yeni rapor, yalnızca bir sonraki ayın bilançosuna dönüşüyor.
Kaynaklar:
– İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) Ocak Ayı İş Cinayetleri Raporu
– Ulusal ve yerel basın taraması
– Sendika ve işçi örgütlerinin saha bildirimleri

















