Türkiye, bazen sahip olduğu mirasın büyüklüğüne şaşıracak kadar alçakgönüllü bir ülke… Ya da belki tam tersi: Öyle büyük bir mirasın üzerinde oturuyoruz ki, kıymetini bilmek için adeta başka birinin bize hatırlatmasını bekliyoruz. İznik tam olarak böyle bir yer. Hristiyanlığın iki büyük Ekümenik Konsiline ev sahipliği yapmış, bir dinin ortak aklını, ortak inancını ve hatta ortak estetiğini şekillendirmiş bir şehir. Buna rağmen gündelik hayatımızda çoğu kez sessiz bir köşede unutulmuş bir taşra kasabası gibi anılıyor.
Oysa bu küçük göl kenti, dünya tarihinde iki kez sahnenin tam ortasında durdu. İlki 325 yılında… İmparator Konstantin’in çağrısıyla toplanan Birinci İznik Konsili, Arianizm tartışması üzerinden İsa’nın “kim” olduğuna dair en temel soruyu ele almıştı. Bugün “Nicaea İnancı” olarak bilinen ortak Creed metni, o toplantının mirasıdır. Hristiyanlığın sadece dini değil, siyasi örgütlenişini de derinden etkiledi. Bir dinin iç tartışması olmaktan çok, yeni bir imparatorluk aklının kuruluşuydu bu.
Aradan beş yüzyıl geçti. 787’de İkinci İznik Konsili toplandı; bu kez tartışma, ikonların yasaklanıp yasaklanmayacağı üzerineydi. Sonuç, sadece bir ibadet biçiminin değil, Ortodoks dünyasının bütün estetik geleneğinin –ikonalar, freskler, tasvir anlayışı– çerçevesini belirledi. Bugün Ayasofya’daki, Kapadokya’daki ya da Sina’daki ikonaları düşünün; hepsi, bir bakıma İznik’te verilen kararlardan güç alır.
Peki, tüm bu tarih bugün İznik’te nasıl yaşıyor?
Ayasofya’nın gölgesinde dolaşırken, taşlar bize çok şey anlatır: Yangınlarla, depremlerle, savaşlarla yarılmış bir hafıza… Osmanlı döneminde camiye dönüştürülmüş, Cumhuriyet döneminde müze olarak düzenlenmiş ve son yıllarda tekrar ibadete açılmış bir yapı. Her dönemin katmanlarını taşıyan bu kırılganlık, aslında İznik’in kaderidir: Her dönem birileri tarafından yeniden tanımlanan bir şehir.
Gölün altındaki bazilika ise bu sessizliğin en etkileyici sayfalarından biri. 2014’te keşfedilen bu erken dönem kilise kalıntıları, daha çok yeni bir arkeolojik hikâyenin başlangıcı. Kentin su altında bile sakladığı tarih, dinler tarihçileri kadar mimarları ve arkeologları da heyecanlandırıyor. Bu keşif, İznik’in sadece “konsil şehri” değil, erken Hristiyanlık topografyasının da önemli duraklarından biri olduğunu kanıtlıyor.
Bugün dünya yeniden İznik’i konuşuyor. Birinci Konsilin 1700. yılı anmaları çerçevesinde Katolik ve Ortodoks dünyasının temsilcilerinin kente yönelik ziyaret planları, bir anda Türkiye’nin gündemine girdi. İznik’in sokaklarında dolaşan diplomatik heyetler sadece dini bir anmanın hazırlığını yapmıyor; aynı zamanda Türkiye’nin kültürel miras yönetimine, dini özgürlükler konusundaki duruşuna ve uluslararası diyaloğa dair güçlü sembolik mesajlar taşıyor.
Elbette mesele sadece diplomasi değil. İznik’in bu anma yılındaki görünürlüğü, aynı zamanda bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Bu tarihî mirası ne kadar koruyoruz? Restorasyon tartışmaları hâlâ güncel. Bilimsel yöntemlerden uzak müdahaleler, bazen iyi niyetle bile olsa, kalıcı tahribatlara yol açıyor. İznik gibi bir mekânın korunması sadece teknik bir mesele değil; aynı zamanda çok kültürlü bir hafızaya saygı duymakla ilgili. Bu saygı, kısa vadeli turizm yatırımlarından daha kalıcı bir şey.
İznik’i değerli kılan tek şey erken dönem Hristiyanlık değil elbette. Burası Roma’nın, Bizans’ın, Selçuklu’nun ve Osmanlı’nın üst üste bindiği bir kültürel coğrafya. Göl kıyısında yürürken, surların gölgesinde dolaşırken bu çok katmanlılığın nefesini hissedersiniz. Belki de İznik’i benzersiz yapan tam da budur: Zamanın bir noktasında sabit kalmayan, her dönemde yeni bir kimlik kazanan bir şehir olması.
Bugün yapmamız gereken şey, sadece bu tarihî değere sahip çıkmak değil; İznik’i yeniden okumak, bu sessiz kentin hem Türkiye hem dünya için ne ifade ettiğini anlamak. Çünkü İznik, yalnızca geçmişin bir anısını değil, aynı zamanda bugün hâlâ süregelen bir diyaloğu temsil ediyor: İnançlar, kültürler, diller ve imparatorluklar arasında kurulan o ince köprüyü…
Bu köprüye sahip çıkmak, sadece tarihe değil, bugüne ve geleceğe de karşı bir sorumluluk.
Ve belki de en önemlisi şu:
İznik, hem dünyanın hem Türkiye’nin ortak hafızası. Bu hafızayı korumak, siyasi değil; insani bir mesele.
- İznik (Nicaea): Bir Kutsal Meclisin Şehri - 27 Kasım 2025
- Ekokırım Çağında Direniş: Dünya Genelinde Doğa Savunucuları Hedef Alınıyor - 11 Kasım 2025
- Bir Zulmün Sessizliği: Tayfun Kahraman’ın Ardından, Umudu Susturmak İsteyenler - 6 Kasım 2025















