Diken yazarı Murat Sevinç, 12 Mayıs 2026 tarihli köşe yazısında, son dönemde Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılarak Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçen siyasetçiler üzerinden CHP’nin kadro yapısını, siyaset anlayışını ve “dava” eksikliğini eleştirdi.
Sevinç, siyasette kariyer yapmanın doğal olduğunu ancak siyaseti yalnızca elde edilen makamı koruma aracı haline getirmenin saygın bir tutum sayılamayacağını belirtti. Türkiye’de pek çok siyasetçinin “siyaset yapmak” yerine “siyasette kalmayı” hedeflediğini savunan yazar, CHP’nin de uzun süredir bu anlayışın sorunlarını yaşayan bir “kariyer partisi” görünümünde olduğunu ifade etti.
Yazıda, CHP’nin ideolojik tutarlılık ve siyasal dava konusunda ciddi bir boşluk yaşadığı ileri sürüldü. Sevinç’e göre parti, yıllardır iktidar olamasa da “iktidar adayı muhalefet partisi” niteliği sayesinde birçok kişi için kariyer ve çıkar alanı oluşturdu. Bu nedenle bazı siyasetçilerin partide uzun yıllar yükselmesine rağmen toplumsal veya ideolojik bir üretim ortaya koymadığı ima edildi.
Yazar, eski genel başkan Deniz Baykal döneminden itibaren CHP’de gerçek anlamda iktidarı hedefleyen çok az siyasetçi bulunduğunu öne sürdü. Mevcut genel başkan Özgür Özel’in performansını ayrı tuttuğunu belirten Sevinç, son yıllarda partide iktidarı gerçekten isteyen ve bunu başarabilecek görüntü veren tek bir ismin çıktığını, ancak onun da tutuklandığını ifade etti. Yazıda isim verilmedi.
Sevinç, CHP üzerindeki siyasi ve hukuki baskının geçmiş dönemlerden daha ağır olduğunu kabul etmekle birlikte, son dönemde yaşanan parti değişikliklerinin yalnızca dış baskılarla açıklanamayacağını vurguladı. Özellikle CHP’den ayrılarak iktidar partisine geçen isimler ile bazı belediye başkanlarının tartışmalı tutumlarının, partinin insan kaynağı ve siyaset üretim biçimiyle ilgili yapısal sorunlara işaret ettiğini savundu.
Yazıda dikkat çeken bölümlerden biri, uzun yıllar milletvekilliği ve belediye başkanlığı yapan bazı isimlerin hangi niteliklerle siyasette tutulduğuna ilişkin sorgulamaydı. Sevinç, “Bu insanlar hangi ideolojileri, hangi davaları, hangi toplumcu siyaset önerileriyle yıllarca el üstünde tutuldu?” sorusunu yöneltti. CHP’nin kadrolarını nasıl oluşturduğunu, insanların hangi ölçütlerle yükseldiğini sorgulayan yazar, yıllarca görev yapan bazı siyasetçilerin topluma somut katkı sunmadığını ileri sürdü.
Yazıda, CHP yönetiminin parti içindeki transferlere aslında şaşırmadığı görüşü de dile getirildi. Sevinç, yöneticilerin kendi siyasetçilerinin ideolojik derinliğini ve siyasal motivasyonlarını toplumdan daha iyi bildiğini savundu. Ona göre, bu kişilere “Davanız ne?” diye sorulduğunda, çoğunun klişe ifadelerin ötesine geçemeyeceği düşünülebilir.
Sevinç ayrıca, partiden ayrılan siyasetçilerin kendilerine oy veren seçmenlere açıklama yapma gereği duymamasını da eleştirdi. Yazısını, “Cumhuriyet Halk Partisi” adındaki “parti” kavramıyla ilgilenip onun sağladığı imkânlardan yararlanmanın kolay olduğunu, ancak “Cumhuriyet” ve “Halk” kavramlarına karşı sorumluluk hissetmenin ideoloji ve dava gerektirdiğini söyleyerek tamamladı.
Yazar, CHP’nin yaşanan süreçlerden doğru dersler çıkarması gerektiğini belirterek, “Dava dediğin, her eve lazım” ifadesini kullandı.










