Manisa’nın Soma ilçesinde İmbat Madencilik işçilerinin ödenmeyen ücretleri ve toplu iş sözleşmesinden doğan alacakları için başlattığı direniş altıncı gününe ulaştı. Ankara’ya yürümek isteyen madenciler güvenlik güçlerinin barikatlarıyla karşılaşırken, işçiler geçim sıkıntılarını su dolu tencerede taş kaynatarak anlattı. Yaklaşık 4 bin 200 kişinin çalıştığı şirket, ücret krizinin nedenini Soma B Termik Santrali’ni kontrol eden Konya Şeker’den tahsil edilemediğini ileri sürdüğü 1 milyar 475 milyon liralık kömür bedeline bağlıyor. İşçiler ise şirketler arasındaki alacak anlaşmazlığının bedelini kendi ücretleriyle ödemeyi kabul etmiyor. Türkiye Maden İşçileri Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Şeref Zeyrek, alacaklar ödeninceye kadar mücadelenin süreceğini açıkladı.
Soma’da yerin yüzlerce metre altında kömür çıkaran işçiler, bu kez yeryüzünde kendi emeklerinin karşılığını arıyor. Yıllardır ağır ve tehlikeli koşullarda çalışan madenciler, ücretlerinin zamanında ödenmemesi ve toplu iş sözleşmesinden doğan haklarının karşılanmaması nedeniyle başlattıkları eylemi sürdürüyor. 27 Ekim’de Ankara’ya yürümek üzere yola çıkan işçilerin direnişi, 1 Kasım itibarıyla altıncı gününe ulaştı. Kırkağaç Çamlığı’nda güvenlik güçlerinin barikatları önünde bekleyen madenciler, yalnızca bir şirketin ödeme sorununu değil, Soma’nın kömür üretimine dayalı ekonomik yapısında biriken sorunları da gündeme taşıdı.
İşçilerin talepleri açık: Geciken ücretlerin düzenli ödenmesi, birikmiş prim ve ikramiyelerin karşılanması, 2024 yılından kalan toplu iş sözleşmesi farklarının kapatılması ve çalışma yaşamındaki belirsizliğin sona erdirilmesi. Madencilerin açıklamalarına göre ücretlerin gecikmesi yeni bir sorun değil; bir yılı aşkın süredir maaşların parça parça ödenmesi, ailelerin geçim düzenini bozmuş durumda. Bu nedenle eylem, tek bir aylık ücretin ödenmemesine verilen tepkinin ötesinde, uzun süredir biriken ekonomik güvensizliğin sonucu olarak ortaya çıktı.
Altı Günlük Direnişin Simgesi: Su Dolu Tencerede Kaynatılan Taşlar
Madenciler, Kırkağaç Çamlığı’ndaki bekleyişleri sırasında su dolu bir tencereye taş koyarak kaynattı. İşçilerin çocuklarına ne yedireceklerini sorarak dile getirdikleri tepki, ücret krizinin aile yaşamında ulaştığı noktayı görünür kıldı. Yağmur, çamur ve soğuk altında süren bekleyişte bazı işçiler banka borçlarını ödeyemediklerini, bazıları ise evlerinin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını anlattı. Şirketin işçilere ücretlerine göre 25 bin liraya kadar avans yatırdığı belirtilirken, bu ödeme birikmiş alacak sorununu ortadan kaldırmadı.
Bir madencinin ücretini zamanında alamaması, yalnızca banka hesabındaki bir eksiklik değildir. Kirasını, faturasını, çocuğunun okul giderini, mutfak alışverişini ve borçlarını önceden hesaplamak zorunda olan bir ailenin bütün yaşam düzeni bu belirsizlikten etkilenir. İşçinin emeğini ne zaman vereceği bellidir; vardiyası, çalışma saati ve üretim yükümlülüğü önceden belirlenmiştir. Fakat aynı işçinin emeğinin karşılığını ne zaman alacağı belirsizleştiğinde, üretim ilişkisi çalışan açısından tek taraflı bir yükümlülüğe dönüşür.
Madencilerin taş kaynatarak yaptıkları protesto da bu nedenle yalnızca dikkat çekici bir eylem biçimi değildir. Ücretin ödenmediği yerde, çalışan insanın kendi ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını anlatan bir simgedir. Kömür çıkaran işçi, ürettiği değerin karşılığını alamadığında kendi evinin geçimini güvence altına alamaz hale gelmektedir.
Ankara’ya Yürümek İsteyen Madencilerin Önüne Barikat Kuruldu
İmbat Madencilik işçileri, sorunlarını yalnızca şirket yönetimine değil, merkezi yönetime de duyurmak amacıyla 27 Ekim’de Ankara yürüyüşü başlattı. Ancak yürüyüş güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaştı. İşçiler, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda yeniden yürümek istediğinde de durduruldu. Yağmura rağmen yürüyüşlerini sürdürmek isteyen madencilerin ilerlemesine izin verilmedi.
Bu gelişme, ücret anlaşmazlığının ötesinde temel bir hak tartışmasını da ortaya çıkarıyor. İşçilerin toplu halde haklarını araması, sendikal örgütlenmenin ve barışçıl protesto hakkının bir parçasıdır. Kamu düzenine ilişkin tedbirlerin hangi somut gerekçelerle alındığı ve kullanılan sınırlamaların ölçülü olup olmadığı, bu nedenle ayrıca açıklığa kavuşturulması gereken konular arasında bulunuyor.
Soma’da dikkat çeken çelişki ise şu: Yer altında ülkenin enerji üretimine katkı sunan işçiler, kendi ücretlerinin ödenmesi talebiyle yola çıktıklarında güvenlik barikatlarıyla karşılaşıyor. Ücret alacağının çözümü için ekonomik ve idari mekanizmaların harekete geçirilmesi beklenirken, işçilerin karşısına öncelikle güvenlik tedbirlerinin çıkması, çalışma yaşamındaki sorunların nasıl ele alındığına ilişkin soruları da büyütüyor.
İmbat Madencilik: Konya Şeker’den 1 Milyar 475 Milyon Lira Alacağımız Var
Direnişin ekonomik arka planında İmbat Madencilik ile Konya Şeker arasındaki kömür alacağı anlaşmazlığı bulunuyor. İmbat Madencilik yönetimi, 29 Ekim’de çalışanlarına gönderdiği açıklamada, Soma B Termik Santrali’ni kontrol eden Konya Şeker’den 1 milyar 475 milyon lira tutarında alacağını tahsil edemediğini bildirdi.
Eynez bölgesinde yer altı kömür üretimi yapan ve yaklaşık 4 bin 200 işçi çalıştıran şirket, Türkiye Kömür İşletmeleri ile yürütülen kömür tedarik düzenindeki aksamalara ve Konya Şeker’e yapılan kömür satışlarından kaynaklanan tahsilat sorununa işaret etti. Yönetim, şirket varlıklarının ipotek altında olduğunu ve ücretleri düzenli ödeyebilecek başka mali kaynak kalmadığını savundu.
Bu açıklama, krizin şirketler arasındaki ticari ilişkilerden kaynaklandığı yönünde önemli bir iddia ortaya koyuyor. Ancak 1 milyar 475 milyon liralık tutar, bu aşamada İmbat Madencilik yönetiminin açıkladığı alacak miktarıdır. Alacağın kapsamı, vadesi, varsa itirazlı bölümleri ve tahsilat sürecinin ayrıntıları bağımsız belgelerle ortaya konulmadan şirketler arasındaki sorumluluğun kesin dağılımını belirlemek mümkün değil.
Bununla birlikte ticari anlaşmazlığın işçi ücretlerine yansıması, başka bir temel soruyu gündeme getiriyor: Kömür satışından doğan bir alacak tahsil edilemediğinde, neden ilk ve en ağır sonuçlardan biri üretimi gerçekleştiren işçinin maaşının gecikmesi oluyor?
Bir şirketin finansman sorunu yaşaması ekonomik bakımdan açıklanabilir. Ancak bu açıklama, çalışanların ücret alacağını ortadan kaldırmaz. İşçiler, şirketler arasındaki ticari sözleşmelerin tarafı değil; iş sözleşmeleri gereğince emeklerinin karşılığını zamanında alma hakkına sahip çalışanlardır.
Kömür Üretiliyor, Ticari Alacak Birikiyor, Ücret Ödenemiyor
Soma’daki krizin anlaşılması için yalnızca İmbat Madencilik’in bilançosuna değil, kömür üretiminden elektrik üretimine uzanan ekonomik zincire de bakmak gerekiyor. Maden işletmeleri kömürü çıkarıyor, termik santraller bu kömürü enerji üretiminde kullanıyor, enerji piyasasındaki fiyatlar ve ticari ilişkiler üretim zincirinin gelirlerini belirliyor.
Bu zincirin herhangi bir halkasında yaşanan ödeme sorunu, başka işletmelerin nakit akışını etkileyebiliyor. Ancak şirketler arasındaki finansman ve tahsilat sorunlarının çalışanlara hangi ölçüde yansıtılabileceği yalnızca ekonomik değil, hukuki ve toplumsal bir mesele.
Konya Şeker’in kamuya açık bildirimlerinde 2026 yılı içinde tedarikçi ödemeleri ve Soma santralinin satışına ilişkin başlıkların bulunması, santralin mali ve işletmesel geleceğinin ayrıca incelenmesini gerektiriyor. Bununla birlikte söz konusu bildirimlerin varlığı, İmbat’ın ileri sürdüğü alacak tutarının tamamını tek başına doğrulamıyor.
Soma’nın ekonomisi uzun yıllardır kömür üretimiyle, bu üretimin istihdamıyla ve termik santrallerin faaliyetleriyle iç içe gelişti. Madencilikte yaşanan bir daralma yalnızca maden işletmesini değil, işçilerin ailelerini, yerel esnafı, taşımacılığı ve ilçenin genel ekonomik yaşamını etkileyebilir. Ancak bu bağımlılık, madencilerin ücret ve iş güvenliği haklarının üretimin devamlılığı gerekçesiyle ikinci plana itilmesini haklı çıkarmaz.
Şeref Zeyrek: Madenci Ücretini Düşünerek Ocağa İnmemeli
Türkiye Maden İşçileri Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Şeref Zeyrek, direnişin altıncı gününde işçileri ziyaret ederek taleplerin karşılanmasına kadar mücadelenin süreceğini açıkladı. İmbat Madencilik’te yaklaşık yirmi yıldır yer altında çalışan işçiler bulunduğunu hatırlatan Zeyrek, madencilerin işlerine giderken ücretlerinin ödenip ödenmeyeceği kaygısı taşımaması gerektiğini vurguladı.
Zeyrek, Soma’daki kömür satışlarında yaşanan daralmaya ve termik santrallerin üretim sorunlarına da dikkat çekti. Soma Termik Santrali’nin tam kapasite çalışmasının ilçe ekonomisi ve madencilik sektörü açısından önemli olduğunu belirterek, ücret belirsizliğinin işçilerin çalışma koşullarını ve dikkatini de etkileyebileceğini söyledi.
Zeyrek, “Bugün maaş ödenecek mi, yarın ödenmeyecek mi düşüncesiyle iş yerine gelindiğinde verim de düşer, olası kazaların riski de artar” sözleriyle, ücret güvencesi ile iş güvenliği arasındaki ilişkiye dikkat çekti.
Sendika yöneticisinin açıklamasında iş güvenliği bakımından önemli bir nokta bulunuyor. Yer altı madenciliği, dikkat, deneyim, koordinasyon ve sürekli güvenlik denetimi gerektiren yüksek riskli bir faaliyet. İşçinin ağır ekonomik kaygılarla çalışması, işyerindeki güvenlik kültürünün ve çalışma koşullarının değerlendirilmesinde göz ardı edilmemesi gereken bir unsur.
Zeyrek, 2024 yılından kalan toplu iş sözleşmesi alacaklarının bu hafta içinde ödenmesi gerektiğini de belirterek, sonuç alınamazsa mücadelenin Ankara’daki yetkililere taşınabileceğini açıkladı.
“Yetkililere buradan sesleniyoruz; kömür madencilerinin sorunlarına eğilsinler. İşçilerimiz evine ne götüreceğini, çocuğuna ve eşine harçlık verip veremeyeceğini düşünmesin. Bu eylemi sonuna kadar devam ettireceğiz. Gerekirse Ankara’ya gidip oradaki yetkililere de madencinin sesini duyuracağız.”
Soma’nın Hafızasında 301 Madencinin Ölümü Var
Soma’da iş güvenliğinden söz edildiğinde, 13 Mayıs 2014’te meydana gelen ve 301 madencinin yaşamını yitirdiği facia da kaçınılmaz olarak hatırlanıyor. Bu felaket, Türkiye’de madencilik sektörünün çalışma koşullarını, denetim sistemini ve üretim baskısıyla insan yaşamı arasındaki ilişkiyi ulusal ve uluslararası tartışmanın konusu haline getirmişti.
Soma faciasının ardından Türkiye’de özellikle madencilik sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldü. Türkiye, 2015 yılında Uluslararası Çalışma Örgütünün 176 sayılı Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi’ni onayladı.
Bugünkü ücret direnişiyle 2014’teki facia aynı olay değildir; aralarında doğrudan bir nedensellik kurmak da doğru olmaz. Ancak Soma’nın geçmişi, madencilikte ekonomik kararlarla işçi güvenliğinin neden birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini hatırlatıyor.
İş sağlığı ve güvenliği, üretimin ardından gelen ikincil bir konu değil, üretimin vazgeçilmez koşuludur. İşçinin ekonomik güvencesi, çalışma süresi, dinlenme olanakları, eğitimi ve işyerindeki risklerin yönetimi bu bütünün farklı parçalarını oluşturur.
Bu nedenle sendikanın ücret belirsizliğine ilişkin uyarısı yalnızca geçim sorunuyla sınırlı görülmemeli. Madencinin çalışma ortamındaki bütün risklerin önleyici bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir.
Toplu İş Sözleşmesi Hakları Bir Yardım Değil, İşçinin Alacağıdır
İmbat Madencilik işçilerinin talepleri arasında 2024 yılından kalan toplu iş sözleşmesi farkları da bulunuyor. Bu durum, ücret krizinin yalnızca son aylardaki nakit sıkışıklığıyla sınırlı olmadığını, geçmiş dönemlerden gelen hakların da tartışmanın merkezinde bulunduğunu gösteriyor.
Toplu iş sözleşmesi, işverenin uygun gördüğü zaman yerine getireceği bir yardım taahhüdü değildir. Taraflar arasında bağıtlanan, ücret ve çalışma koşullarını düzenleyen hukuki bir metindir. Sözleşmeden kaynaklanan ödemelerin gecikmesi, işçinin yalnızca bugünkü gelirini değil, geçmiş döneme ilişkin haklarını da etkiler.
Türkiye’de 4857 sayılı İş Kanunu, ücretin ödenmesi ve gecikmesiyle ilgili hükümler içeriyor. Kanunun 34. maddesi, belirli koşullar altında ücretin ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmemesi durumunda işçiye iş görmekten kaçınma hakkı tanıyor. Ancak somut olayda bu hakkın hangi koşullarda kullanılabileceği, alacakların niteliği ve hukuki süreç ayrıca değerlendirilmek zorunda.
Madencilerin eyleminde temel sorun, emeklerinin karşılığı olan ücretin ve sözleşme haklarının zamanında ödenmemesi. Şirketler arasındaki alacak anlaşmazlığı ne kadar büyük olursa olsun, işçinin ücretini tahsil edebilmesi başka bir şirketin ödeme yapmasına süresiz biçimde bağımlı hale getirilemez.
Madencilerin Yanında Aileler ve Dayanışma Gösteren Yurttaşlar da Var
Direnişin altıncı gününde işçilerin aileleri de alandaki bekleyişe destek verdi. Eylem alanında Hakkâri’de hayatını kaybeden Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü ve yaşamını yitiren diğer askerler anısına saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu. Madencilerin hak arayışına destek vermek için alana gelen nişanlı bir çift de baretlerini yere vurarak işçilerle dayanışmaya katıldı.
Bu dayanışma, Soma’daki meselenin yalnızca maden işletmesinin çalışanlarını ilgilendirmediğini de gösteriyor. Bir işçinin ücretini alamaması, ailesinin geçiminden başlayarak ilçenin toplumsal ve ekonomik hayatına uzanan sonuçlar doğuruyor.
Ücretin gecikmesiyle ortaya çıkan belirsizlik, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını değil, geleceğe ilişkin kararları da etkiliyor. Ev kurmak, çocuk okutmak, borç ödemek ya da temel ihtiyaçları planlamak, düzenli gelir beklentisine dayanıyor. Bu beklenti ortadan kalktığında işçinin yaşamını planlama olanağı da daralıyor.
Ankara’nın Yanıtlaması Gereken Sorular
Türkiye Maden İşçileri Sendikası, krizin çözümü için Ankara’da daha önce de temaslarda bulundu. 23 Ekim’de yapılan girişimlerde, Soma Termik Santrali’nden tahsil edilemediği belirtilen kömür bedelinin ödenmesi ve işçilerin mağduriyetinin giderilmesi talep edildi. Ancak bu temaslar, işçilerin ücret sorununu çözmeye yetmedi.
Gelinen noktada açıklığa kavuşturulması gereken bir dizi temel mesele bulunuyor: İmbat Madencilik’in Konya Şeker’den alacaklı olduğunu ileri sürdüğü 1 milyar 475 milyon liranın ne kadarı kesinleşmiş ve vadesi gelmiş borçlardan oluşuyor? Konya Şeker yönetimi bu tutar ve ödeme takvimi konusunda nasıl bir tutum alıyor? Türkiye Kömür İşletmeleri ile yürütülen tedarik düzenindeki değişikliklerin krize etkisi ne ölçüde? İşçilerin ücret ve toplu iş sözleşmesi alacaklarının güvence altına alınması için hangi somut adımlar atılacak?
Bu soruların yanıtları, şirketlerin açıklamalarının ötesinde, ilgili kamu kurumlarının ve ticari tarafların belgeli değerlendirmelerini gerektiriyor. İmbat Madencilik’in mali sıkıntı yaşadığını açıklaması önemli bir veri olmakla birlikte, tek başına sorumluluk zincirini bütünüyle ortaya koymuyor.
Üretimin Yükünü Taşıyanlar Neden Krizin de Yükünü Taşıyor?
Soma’daki gelişmeler, Türkiye’de emek ile sermaye arasındaki ilişkinin en temel sorunlarından birini yeniden görünür hale getiriyor. İşçi, üretim sürecine emeğini düzenli olarak katmakla yükümlü. Yer altına indiğinde çalışma koşullarının bütün tehlikelerini üstleniyor; üretimin gerçekleşmesi için bedensel gücünü, deneyimini ve zamanını kullanıyor. Buna karşılık emeğinin bedelini zamanında alabilmesi, kimi zaman şirketlerin tahsilat sorunlarına ve ekonomik kararlarına bağlı hale geliyor.
Oysa ticari risklerle işçinin geçim hakkı aynı şey değildir. Şirketler arasındaki ödeme anlaşmazlıkları çözülmeli, enerji üretim zincirindeki ekonomik sorunlar giderilmeli, işletmelerin sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. Ancak bütün bunlar yapılırken ücretlerin gecikmesinin olağan bir finansman yöntemi haline gelmesine izin verilmemelidir.
İmbat Madencilik işçilerinin altı gündür sürdürdüğü direnişin merkezinde de bu gerçek bulunuyor. Madenciler yeni bir ayrıcalık değil, çalışarak kazandıkları ücretleri ve sözleşmeyle güvence altına alınmış haklarını istiyor.
Soma’da kömürün ekonomik değeri, şirketlerin alacakları ve termik santrallerin üretim kapasitesi tartışılırken gözden kaçırılmaması gereken temel gerçek şu: Kömürü yerin altından çıkaran işçi, kendi emeğinin karşılığını almak için günlerdir yol kenarında bekliyor.
Şirketlerin milyarlarca liralık alacak hesaplarının arasında işçinin ücretinin kaybolması, yalnızca bir ödeme sorunu değil, ekonomik ilişkilerde kimin haklarının öncelikli görüldüğüne ilişkin bir tercih meselesidir.
Ve Soma’dan yükselen soru, yalnızca madencilik sektörüne değil, emeğin karşılığının geciktirildiği bütün işyerlerine yöneliyor:
Üretimin devam etmesi için her gün yer altına inmesi beklenen işçi, kendi ücretini alabilmek için daha kaç gün yeryüzünde beklemek zorunda kalacak?
- NHA / ANKA Haber Ajansı, Cumhuriyet, Evrensel, bianet, Independent Türkçe, Türkiye Maden İşçileri Sendikası, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO).













