back to top
Ana Sayfa Haber Pehlivan’dan İBB Davasında Sert Savunma: “Asıl Ahtapot Soruşturmanın Kendisi”

Pehlivan’dan İBB Davasında Sert Savunma: “Asıl Ahtapot Soruşturmanın Kendisi”

Mehmet Pehlivan, Ekrem İmamoğlu’nun da tutuklu sanıkları arasında bulunduğu İBB Davası’nın 26’ncı gününde yaptığı savunmada, iddianamenin somut delillerden değil “etkin pişmanlık beyanlarıyla kurulmuş bir kurgu”dan oluştuğunu söyledi. Pehlivan, “Ahtapot benzetmesi yapılacaksa, bu ahtapotun başı soruşturma makamları, kolları ise etkin pişmanlardır” diyerek yargı sürecinin siyasi saiklerle şekillendiğini savundu.

Duruşmada Savunmanın Odağı Yargı Süreci Oldu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının 414 sanıklı dosyasında, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki duruşma salonunda görülen 26’ncı gün oturumunda söz alan tutuklu avukat Mehmet Pehlivan, savunmasını yalnızca müvekkili üzerinden değil, doğrudan yargı mekanizmasının işleyişi üzerinden kurdu.

Pehlivan, soruşturmanın hukuki değil siyasal bir kurguya dayandığını öne sürerek, özellikle dosyanın hazırlanış biçimi, iddianamenin kabul süreci ve mahkeme heyetinin oluşumuna ilişkin ciddi eleştiriler yöneltti.

Akın Gürlek Üzerinden Siyasal Yargı Eleştirisi

Savunmasında dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i doğrudan hedef alan Pehlivan, Gürlek’in geçmiş yargı pratiğinin muhalefeti tasfiye etmeye dönük olduğunu savundu. 2017–2022 yılları arasında verilen siyasi yasaklar ve ağır hapis kararlarını hatırlatan Pehlivan, bu kariyerin daha sonra Adalet Bakan Yardımcılığı ile ödüllendirildiğini söyledi.

Pehlivan, özellikle DİAYDER davasını örnek göstererek, İBB ile “terör” kavramının ilk kez bilinçli biçimde yan yana getirildiğini ve bunun bugünkü dosyanın öncülü olduğunu ileri sürdü.

“Tasfiye Girişimi 2024’te Başlamadı”

Pehlivan’a göre İmamoğlu’na yönelik siyasi tasfiye operasyonu kamuoyunun düşündüğü gibi 2024 sonbaharında değil, yıllar önce başladı. DİAYDER dosyasındaki tanık çağırma ve suç duyurusu süreçlerini bu planın ilk adımı olarak tanımlayan Pehlivan, “Bugünkü kumpasın ilk esiri yapılmak istenen kişi Yavuz Saltık’tı” dedi.

Bu sürecin tesadüfi olmadığını savunan Pehlivan, Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı başvurusu ile soruşturma takvimi arasındaki zamanlamanın da siyasi müdahalenin açık göstergesi olduğunu belirtti.

Hakim Değişiklikleri Ve Doğal Yargıç Tartışması

Savunmada dikkat çeken bir diğer başlık ise mahkeme heyetlerinin sürekli değişmesi oldu. Pehlivan, İmamoğlu’nun yargılandığı dosyalarda hakim değişikliği sayısının 12’ye ulaştığını belirterek bunun doğal yargıç ilkesini açıkça ihlal ettiğini savundu.

Mahkeme heyetinin bu dava için özel olarak oluşturulduğunu ileri süren Pehlivan, iddianamenin dosya ekleri incelenmeden kabul edildiğini, savcılığın ise adeta mahkeme yerine karar açıklayan bir merci gibi davrandığını söyledi.

“Örgüt Değil, Beyanlarla İnşa Edilmiş Kurgu”

Savunmanın merkezindeki en güçlü itiraz ise “suç örgütü” iddiasına yönelikti. Pehlivan, dosyada yer alan onlarca kişinin farklı görev ve alanlarda bulunduğunu, bunların tek dosyada bir araya getirilebilmesi için yapay bir örgüt kurgusuna ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Resmi yazışmalar, açık ihale süreçleri ve bürokratik işleyiş üzerinden hiyerarşik suç ilişkisi kurulamayacağını belirten Pehlivan, bu nedenle savcılığın “etkin pişmanlık yaratma modeli” ile delil üretmeye çalıştığını savundu.

“Ahtapot” Benzetmesine Karşı En Sert Çıkış

Savcılık makamının kullandığı “ahtapot” benzetmesini doğrudan hedef alan Pehlivan, bunun hukuki değil tamamen algı yönetimine dönük bir söylem olduğunu söyledi. “Bir yapıyı ahtapot gibi tasvir etmek hukuki değil, propagandif bir tercihtir” diyen Pehlivan, asıl örgütün soruşturma mekanizmasının kendisi olduğunu ileri sürdü.

“Ahtapot benzetmesi yapılacaksa, bu ahtapotun başı soruşturma makamları, kolları ise etkin pişmanlardır” sözleri duruşmanın en dikkat çekici çıkışı oldu.

Hukuk Mu, Siyaset Mi?

İBB Davası yalnızca bir ceza yargılaması değil; muhalefet, yerel yönetimler ve yargı bağımsızlığı ekseninde Türkiye’nin en kritik siyasi dosyalarından biri haline gelmiş durumda. Pehlivan’ın savunması da tam bu noktaya işaret ediyor: mesele yalnızca isnat edilen suçlar değil, yargının nasıl ve ne için kullanıldığı sorusu.

Bu nedenle dava, yalnızca sanıkların değil, hukuk devletinin de yargılandığı bir zemine dönüşmüş görünüyor.