Türkiye’de artan okul şiddeti, gençlerde derinleşen umutsuzluk ve kurumsal zafiyet eleştirileri eşliğinde sivil toplum ve eğitim örgütlerini harekete geçirdi; sendikalar ve aydınlar, Milli Eğitim politikalarını hedef alarak güvenlik ve eşitlik eksenli köklü değişim çağrısı yaptı.
Toplumsal Güvenlik Krizi Derinleşiyor
Son dönemde okullarda artan şiddet olayları, yalnızca eğitim sisteminin değil, aynı zamanda toplumsal güvenlik yapısının da sorgulanmasına yol açtı. KESK ve Eğitim Sen başta olmak üzere sendikalar, yaşanan saldırıların münferit olmadığını, aksine sistematik bir güvenlik zafiyetinin sonucu olduğunu vurguladı.
Açıklamalarda, cezasızlık politikalarının şiddeti teşvik ettiği, kamusal alanlarda güvenliğin giderek zayıfladığı ve eğitim kurumlarının da bu genel tablodan bağımsız olmadığı ifade edildi. Eğitim emekçileri ve öğrencilerin her geçen gün daha büyük bir tehdit altında olduğu belirtilirken, sorunun yalnızca güvenlik değil aynı zamanda sosyal ve ekonomik boyutlar taşıdığına dikkat çekildi.
Eğitim Politikalarına Yönelik Eleştiriler Artıyor
Sivil toplum temsilcileri ve eğitim sendikaları, Milli Eğitim Bakanlığı politikalarının eğitimde güvenliği sağlamakta yetersiz kaldığını dile getirdi. Özellikle eğitim sisteminin ideolojik yönelimlerle şekillendirildiği, pedagojik ve güvenlik temelli ihtiyaçların geri plana itildiği eleştirileri öne çıktı.
Yetkililerin önceliklerinin toplumun gerçek gündeminden koptuğu yönündeki değerlendirmeler dikkat çekerken, eğitim kurumlarının korunmasız bırakıldığı ve öğrencilerin şiddete açık hale geldiği vurgulandı. Bu bağlamda, kamuoyunda artan tepkiler Milli Eğitim yönetimine yönelik istifa çağrılarını da beraberinde getirdi.
Eşitsizlik, Umutsuzluk Ve Şiddet Sarmalı
Ekonomik ve sosyal göstergeler de bu tabloyu destekler nitelikte. Gençler arasında ne eğitimde ne istihdamda olanların (NEET) oranının yüksekliği ile düşük mutluluk düzeyi arasındaki ilişki, yapısal bir krize işaret ediyor. Uzmanlar, artan eşitsizliklerin ve geleceksizlik hissinin, toplumsal şiddeti besleyen temel faktörler arasında yer aldığını belirtiyor.
Sendikalar, bu koşullar altında yalnızca güvenlik önlemlerinin yeterli olmayacağını, daha geniş bir sosyal politika dönüşümüne ihtiyaç duyulduğunu savunuyor. Bu kapsamda, 16-17 Nisan tarihlerinde üretimden gelen gücün kullanılması çağrısıyla iş bırakma eylemleri planlandı.
Ortak Mücadele Çağrısı Yükseliyor
Açıklamalarda, yalnızca eğitim emekçilerine değil, tüm sendikalara, işçilere, kadınlara ve topluma ortak mücadele çağrısı yapıldı. Çocukların güvenliği ve geleceği için kolektif bir tepkinin zorunlu olduğu ifade edilirken, mevcut düzenin şiddeti yeniden ürettiği ve toplumsal dokuyu zayıflattığı vurgulandı.
Bu çerçevede, eğitimde ve toplumsal yaşamda güvenliğin yeniden tesis edilmesi için demokratik, eşitlikçi ve kamusal politikaların hayata geçirilmesi gerektiği dile getirildi.
Kaynaklar:
TEPAV, ILO, KESK, Eğitim Sen, sosyal medya açıklamaları ve ilgili raporlar.












