İstanbul Valiliği’nin okullarda “Cuma Mescidi” oluşturulmasını isteyen talimatı, eğitim sisteminin kronik sorunları çözülmeden yeni bir dinsel düzenlemenin öncelik haline getirilmesi tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Derslik, laboratuvar, kütüphane, spor salonu ve temizlik gibi temel ihtiyaçların karşılanamadığı bir eğitim sisteminde kamusal kaynakların ve idari enerjinin ibadet mekânlarına yöneltilmesi, eğitim politikalarının öncelikleri ile laik eğitim anlayışı açısından eleştirilere neden oluyor.
İstanbul Valiliği’nin 39 ilçe kaymakamlığına gönderdiği yazıyla yeni yapılacak okul projelerinde cuma namazına uygun kapasitede mescit alanları oluşturulması, mevcut okullarda ise uygun bölümlerin “Cuma Mescidi” olarak düzenlenmesi istendi.
Karar, yalnızca yeni bir fiziki düzenleme olarak değil, son yıllarda eğitim sisteminde dini referansların giderek daha belirleyici hale geldiği yönündeki tartışmaların yeni bir halkası olarak değerlendiriliyor.
Öncelik Tartışması Derinleşiyor
Türkiye’de eğitim sistemi uzun süredir kalabalık sınıflar, yetersiz derslikler, laboratuvar eksikliği, kullanılmayan kütüphaneler, spor salonu bulunmayan okullar ve bakım-onarım sorunlarıyla gündeme geliyor.
Özellikle birçok devlet okulunda temizlik hizmetlerinin yeterince karşılanamaması nedeniyle velilerden temizlik malzemesi talep edilmesi ya da okul aile birlikleri aracılığıyla ek mali katkı istenmesi kamuoyunda sık sık tartışma yaratıyor. Eğitim sendikaları ve eğitim bilimciler, bu tablo ortadayken kamu yönetiminin önceliğini eğitimin niteliğini yükseltecek yatırımlar yerine ibadet alanlarının yaygınlaştırılmasına vermesinin, kaynak kullanımındaki tercihleri yeniden sorgulanır hale getirdiğini belirtiyor.
Eleştiriler yalnızca yapılacak fiziki düzenlemeye değil, bu düzenlemelerin eğitim politikalarının yönünü göstermesine de odaklanıyor.
Laiklik Ve Kamusal Eğitim Vurgusu
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, düzenlemenin yalnızca mekânsal bir değişiklik olarak görülemeyeceğini belirterek bunun laiklik, kamu yönetiminin tarafsızlığı ve çocuk hakları bakımından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Irmak’a göre devlet okulları farklı inançlardan ve herhangi bir inanca sahip olmayan öğrencilerin birlikte eğitim gördüğü ortak kamusal alanlar niteliği taşıyor. Bu nedenle devletin belirli bir ibadet pratiğini kurumsal olarak teşvik eden uygulamalara yönelmesi, Anayasa’nın laiklik ilkesi ve kamu hizmetlerinde tarafsızlık anlayışı açısından tartışmalı sonuçlar doğurabilecek nitelik taşıyor.
Eğitim Sen, devletin görevinin belirli bir dini pratiği okul yaşamının parçası haline getirmek değil, bütün öğrencilerin din ve vicdan özgürlüğünü eşit biçimde güvence altına almak olduğunu vurguluyor.
Eğitimin Niteliği Mi, Dini Düzenlemeler Mi?
Uzmanlara göre mesele yalnızca okullarda bir mescit oluşturulup oluşturulmaması değil; kamu kaynaklarının hangi önceliklere göre kullanıldığı ve eğitim politikalarının hangi eksende şekillendiği.
Türkiye’de uluslararası öğrenci başarı araştırmaları, artan okul terkleri, öğretmen açığı, fırsat eşitsizliği, teknolojik altyapı eksiklikleri ve bilimsel eğitimde yaşanan gerileme tartışmaları sürerken eğitim yatırımlarının önceliğinin değişmesi, eğitimin niteliğine ilişkin kaygıları da büyütüyor.
Eleştiriler, öğrencilerin çağdaş laboratuvarlara, zengin kütüphanelere, güvenli sosyal alanlara ve nitelikli eğitim ortamlarına erişiminde yaşanan eksiklikler giderilmeden dini içerikli fiziki düzenlemelerin ön plana çıkarılmasının, eğitim sisteminde bilimsel ve laik eğitim anlayışından uzaklaşmayı hızlandırabileceği yönünde yoğunlaşıyor.
Bu nedenle İstanbul Valiliği’nin talimatı, yalnızca yeni bir mekânsal düzenleme değil; Türkiye’de eğitimin hangi değerler ve hangi öncelikler üzerinden yeniden şekillendirildiğine ilişkin daha geniş bir tartışmanın simgesi olarak görülüyor.










