Cemil Tugay’ın AKP’ye Katılmasının Ardından Sanatçılar, Akademisyenler ve Belediye Yöneticilerinden Peş Peşe İstifalar

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye katılması, belediyede yalnızca siyasi bir saf değişikliğine yol açmadı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Danışma Kurulu’nun dokuz üyesi topluca görev bıraktı; Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü istifa etti, şair Haydar Ergülen on yıldır yürüttüğü İzmir Uluslararası Edebiyat Festivali Direktörlüğü’nden ayrıldı. Belediye yönetimindeki istifalarla birlikte bakıldığında ortaya çıkan tablo, bir belediye başkanının parti değiştirmesinden daha geniş bir tartışmayı İzmir’in önüne koydu: Sandıkta bir siyasi kimlikle alınan yetki, seçimden sonra yalnızca seçilmiş kişinin tasarrufunda olan kişisel bir yetkiye dönüşebilir mi?

Bazen siyasetin büyük değişiklikleri küçük nesnelerle görünür hale gelir. Bir rozet çıkarılır, yerine başka bir rozet takılır; tören birkaç dakika sürer, fotoğraflar çekilir ve kameralar kapanır. Fakat siyaset kameralar kapandığında bitmez. Çünkü o rozet yalnızca bir ceketin yakasında durmaz; seçim meydanlarında söylenen sözlerin, verilen oyların, kurulmuş ilişkilerin ve birlikte yürünmüş yolların üzerine de iliştirilmiştir. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın 7 Ekim’de Ankara’da Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın taktığı rozetle AKP’ye katılmasının ardından İzmir’de yaşananlar, tam da böyle bir hikâyenin başladığını gösterdi.

Tugay, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin adayı olarak yaklaşık yüzde 49 oyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti. Haziran 2026’da CHP’den ayrılan ve yaklaşık dört ay bağımsız kalan Tugay’ın AKP’ye geçmesiyle, iktidar partisi kuruluşundan bu yana sandıkta kazanamadığı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı ilk kez kendi siyasi hanesine yazmış oldu. Uluslararası basının gelişmeye gösterdiği ilginin nedeni de buydu. Reuters ve Associated Press, haberi sıradan bir belediye başkanı transferinden çok, Türkiye’nin laik ve sosyal demokrat muhalefetinin tarihsel olarak en güçlü kentlerinden birinin belediye başkanının iktidar partisine geçmesi üzerinden değerlendirdi.

Dokuz Kişi Aynı Masadan Kalktı

Ankara’daki rozet töreninin ardından İzmir’den gelen ilk güçlü tepkilerden biri kentin tiyatrosundan yükseldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Danışma Kurulu üyeleri Abdülkadir Çevik, Efdal Sevinçli, Hakan Dündar, Hülya Savaş, Müjdat Albak, Orhan Alkaya, Semih Çelenk, Tamer Levent ve Zeynep Altıok Akatlı ortak açıklamayla görevlerinden istifa etti.

İsimlerin arasında tiyatro sanatçıları, yönetmenler, yazarlar ve akademisyenler bulunuyor. Bu nedenle yaşanan şey yalnızca belediyedeki idari bir kurulun boşalması değil; kentin kültür-sanat yaşamının oluşmasına düşünsel ve sanatsal emek veren bir çevrenin topluca masadan kalkması anlamına geliyor.

Kurul üyelerinin ortak açıklamasında kullandıkları kavramlar da istifanın nedenini açık biçimde ortaya koyuyor. Açıklamada İzmir’in “sosyokültürel iradesine”, tiyatro ile seyirci arasında kurulmuş “güven bağına” ve Şehir Tiyatrosu’nun “bağımsız yapısına” vurgu yapılıyor. Tugay’ın kararını İzmirlilerin ve seyircinin iradesini yok sayan bir tercih olarak değerlendiren kurul üyeleri, tiyatronun bağımsız yapısının korunmasını engelleyecek girişimlerin karşısında duracaklarını belirtiyor.

Burada söylenen aslında tiyatronun sınırlarını aşan bir şeydir. Çünkü bir kent yalnız yollarından, kanalizasyonlarından, otobüslerinden ve binalarından oluşmaz. Bir kent aynı zamanda tiyatrosudur, şiiridir, festivalleridir, kitaplarıdır; meydanlarında birbirine rastlayan insanların ortak belleğidir. Belediye bunların parasını ödeyebilir ama onların sahibi değildir. Bir tiyatronun bütçesi belediyeden çıkabilir; fakat sahnedeki söz belediye başkanının mülkiyetine dönüşmez.

İstifaların taşıdığı anlam biraz da burada aranmalıdır.

Levent Üzümcü de Görevini Bıraktı

Danışma Kurulu’nun toplu istifasının ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü de görevinden ayrıldı. 2024 yılında üç yıllığına Genel Sanat Yönetmenliği görevine getirilen Üzümcü, kararını sosyal medya hesabından kısa bir açıklamayla duyurdu.

Üzümcü uzun bir siyasi bildiri yayımlamak yerine Metin Altıok’un dizelerine başvurdu ve ardından, “Gördüğüm lüzûm üzerine, İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği görevimden istifa ediyorum. Kamuoyuna duyurulur” dedi.

Bazen uzun açıklamalara gerek kalmaz. Çünkü sanatçı için bir kurumdan ayrılmak yalnızca çalışma masasını boşaltmak değildir. Yıllarca kurulmuş ilişkiden, birlikte üretilen sahneden, oyunculardan ve her akşam karanlık salonda perdeyi bekleyen seyirciden de ayrılmaktır. Danışma Kurulu’nun topluca, Genel Sanat Yönetmeni’nin hemen ardından görev bırakması bu nedenle kişisel tercihler toplamından daha geniş bir kırılmayı gösteriyor.

On Yıllık Festivalden Bir İstifa Daha

Aynı gün bir başka ayrılık haberi edebiyat dünyasından geldi. Şair ve yazar Haydar Ergülen, kurucusu olduğu ve on yıldır direktörlüğünü yürüttüğü İzmir Uluslararası Edebiyat Festivali’ndeki görevinden ayrıldığını açıkladı. Ergülen kararını doğrudan Cemil Tugay’ın AKP’ye katılmasıyla ilişkilendirerek, “İzmir’in özgür günlerinde yeniden buluşmak dileğiyle” sözleriyle görevini bıraktı.

On yıl, bir festival için yalnızca takvimde art arda dizilmiş on sayı değildir. Bir festival yıllar geçtikçe kentin belleğine karışır; yazarlar gelir, şairler gider, salonlarda konuşulanların bir bölümü unutulur, bir bölümü insanların defterlerinde ve hafızalarında kalır. Belediye bütçesinde yalnızca bir harcama kalemi olarak görünen kültür, gerçekte yıllarca biriken görünmez insan emeğidir. Bu nedenle Haydar Ergülen’in ayrılığı da yalnızca festival direktörlüğünde boşalan bir koltuk olarak okunamaz.

Mesele Bir Rozetten Daha Büyük

Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişi hukuken belediye başkanlığını sona erdirmiyor. Türkiye’de seçilmiş bir belediye başkanının partisinden ayrılması ya da başka bir partiye katılması halinde yeniden seçime gitmesini zorunlu kılan bir düzenleme bulunmuyor. Fakat hukukun izin verdiği şey ile siyasal meşruiyet aynı soru değildir.

Çünkü seçmen sandığa gittiğinde yalnızca bir insanın adına mühür basmaz. O insanın temsil ettiği programa, aday olduğu partiye, yanında duran kadrolara, seçim meydanlarında verdiği sözlere ve bütün bunların oluşturduğu siyasal kimliğe de oy verir. Seçim kazanıldığında belediye başkanlığı makamı elbette seçilmiş kişiye teslim edilir; ama sandıktan çıkan iradenin bütünü onun kişisel mülkiyetine geçmez.

İzmir’de bugün yaşanan tartışmanın merkezinde biraz da bu bulunuyor.

Tugay, AKP’ye katıldığı törende merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki uyumun İzmir’e hizmet açısından önemli olduğunu savundu. Bu, onun siyasi tercihine ilişkin kamuoyuna sunduğu gerekçelerden biri. Fakat tam burada Türkiye’nin uzun yıllardır taşıdığı başka bir sorun beliriyor: Bir kentin merkezi yönetimden hak ettiği hizmeti alabilmesi için belediye başkanının merkezi iktidarla aynı siyasi renkte olması gerektiği düşüncesi normal kabul edilebilir mi?

Devletin kaynakları herhangi bir siyasi partinin kasası değildir. O kaynaklar İzmirlinin de Diyarbakırlının da Trabzonlunun da vergilerinden oluşur. Merkezi yönetimin görevi, belediye başkanının yakasındaki rozete bakarak kentlere hizmet dağıtmak değil, yurttaşların ortak kaynaklarını eşit ve adil biçimde kullanmaktır. Eğer merkezi yönetimle “uyum”, belediyelerin hizmet alabilmesinin koşulu haline geliyorsa tartışılması gereken yalnız belediye başkanlarının parti tercihleri değil, yerel demokrasi ile merkezi iktidar arasında kurulmuş ilişkinin kendisidir.

Bir Kentin İradesi Kime Aittir?

İzmir’deki istifaları önemli kılan nokta burada ortaya çıkıyor. Şehir Tiyatrosu Danışma Kurulu üyeleri açıklamalarında özellikle “kentin sosyokültürel iradesi” kavramını kullandı. Bu ifade rastlantısal değil. Çünkü tartışmayı bir parti üyeliğinin ötesine taşıyarak kentin kendisine götürüyor.

Kent dediğimiz şey belediye binası değildir. Başkanlık makamı hiç değildir.

Kent, sabah işe yetişmeye çalışan işçinin otobüste tuttuğu demirdir; öğrencinin kütüphanede açtığı kitaptır; emeklinin oturduğu parktır; oyuncunun sahnede söylediği sözdür; şairin festivalde okuduğu şiirdir. Belediye başkanları gelir ve gider, siyasi partiler büyür ve küçülür, rozetler değişir. Kent ise bütün bunlardan daha uzun yaşar.

Bu nedenle yerel demokrasinin en önemli sorularından biri şudur: Bir belediye başkanı seçildikten sonra kentin siyasal iradesini ne ölçüde yanında taşıyabilir?

Cemil Tugay’ın parti değiştirmesi bu soruya tek başına cevap vermiyor. Fakat ardından gelen istifalar, İzmir’de bazı sanatçıların, akademisyenlerin ve belediye yöneticilerinin bu değişimi yalnızca kişisel bir siyasi tercih olarak görmediğini açık biçimde gösteriyor.

Bir tiyatronun danışma kuruluna yeni üyeler atanabilir. Yeni bir genel sanat yönetmeni bulunabilir. Edebiyat festivalinin başına başka bir isim getirilebilir. Belediye yönetiminde boşalan koltuklar doldurulabilir. Bürokrasi boşluk sevmez; sistem bir süre sonra yeniden işlemeye başlar.

Fakat bazı şeylerin yerine yenisini atamak o kadar kolay değildir.

Bunlardan biri güvendir.

Ankara’da bir rozet birkaç saniyede takıldı. İzmir’de yıllar içinde kurulmuş bazı ilişkilerin çözülmesi ise birkaç saat sürdü.

Şimdi İzmir’in önünde rozetten daha büyük bir soru duruyor:

Sandıkta verilen yetki, seçilmiş kişinin istediği yere yanında götürebileceği bir siyasi sermaye midir; yoksa o yetkinin içinde, kendisine oy veren insanların iradesinden ödünç alınmış ve sahibine geri verilmesi gereken bir parça da var mıdır?

İzmir’de sahneden, edebiyattan, akademiden ve belediyenin koridorlarından gelen istifalar bu sorunun cevabını henüz vermiyor.

Ama artık o sorunun sessizce sorulmadığını gösteriyor.


TB / Reuters · Associated Press · Cumhuriyet · BirGün · bianet · T24 · Yeni Bakış İzmir · Gazete Yenigün · Ege360 · Karar