back to top
Ana Sayfa Haber İBB Davasında İfadeler Çöktükçe Dosya Dağılıyor

İBB Davasında İfadeler Çöktükçe Dosya Dağılıyor

İBB davasının 28’inci celsesinde “itirafçı” sanık Adem Soytekin’in savcılıkta verdiği kritik beyanların kendisine ait olmadığını söylemesi, davanın en tartışmalı başlıklarından birini yeniden gündeme taşıdı. İmzasız ve barkotsuz ifade iddiası, “şablon ifade” savunması ve etkin pişmanlık sürecine ilişkin çelişkiler, yalnızca bir sanığın güvenilirliğini değil; soruşturmanın usulü, delillerin niteliği ve yargılamanın meşruiyetini de tartışmaya açtı.

Şablon İfade İddiası Dosyanın Merkezine Oturdu

Tutuklu Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu yüzlerce sanığın yargılandığı İBB davasında, etkin pişmanlıktan yararlanan müteahhit Adem Soytekin’in savunması duruşmanın seyrini değiştirdi. Savcılık ifadesinde yer alan ve iddianamenin temel dayanaklarından biri haline gelen “yapı” ve “sistem” anlatımını reddeden Soytekin, bu beyanların kendisine ait olmadığını söyledi.

Soytekin, savcıya verdiği yanıtta, “O beyan bana ait değil, onu bir şablon olarak gördüm” diyerek özellikle “Ekrem Bey tarafından Cumhurbaşkanlığı için gerekli sermayeyi toplamak amacıyla kurulan yapı” ifadesinin kendisinden çıkmadığını savundu. “Ben nereden bileyim 2014’te aday olacağını?” sözleri, savcılık metninin sanık anlatısından çok önceden kurulmuş bir kurguya benzediği yönündeki eleştirileri güçlendirdi.

Bir ceza davasında itirafçı beyanının bu denli merkezi olduğu düşünüldüğünde, sanığın kendi ifadesini mahkeme huzurunda geri çekmesi yalnızca teknik bir ayrıntı değil; iddianamenin omurgasına yönelmiş ciddi bir sarsıntı anlamına geliyor.

İmzasız Ve Barkotsuz İfade Tartışması

Duruşmanın en kritik anlarından biri ise Fatih Keleş’in avukatı Nergis İnce’nin, 16 Haziran 2025 tarihli savcılık ifadesinin imzasız ve barkotsuz olduğunu belirtmesiyle yaşandı. Mahkeme Başkanı’nın da önündeki nüshada aynı eksikliğin bulunduğunu görmesi üzerine, savunma tarafı bu ifadenin usulen geçersiz olduğunu dile getirdi.

Ceza muhakemesinde bir ifadenin hukuki geçerliliği yalnızca içeriğine değil, usulüne de bağlıdır. İmza ve kayıt sistemine dair eksiklikler, özellikle ağır suçlamalar içeren dosyalarda yalnızca prosedürel bir hata değil, adil yargılanma hakkını doğrudan ilgilendiren temel bir sorundur.

Bu durum, kamuoyunda uzun süredir tartışılan “önce karar, sonra delil” eleştirisini yeniden görünür hale getirdi. Çünkü delilin güvenilirliği sarsıldığında, yargılamanın tamamı tartışmalı hale gelir.

Etkin Pişmanlık Mı, Baskı Mekanizması Mı?

Soytekin’in etkin pişmanlık sürecine ilişkin anlattıkları da davanın siyasal ve hukuki niteliğine dair yeni soru işaretleri doğurdu. Suç örgütü yöneticisi olarak yargılanan sanık, aslında bir örgütün varlığından haberdar olmadığını, ancak kamuoyunda kendisine yönelen “rüşvet” algısı nedeniyle kendisini anlatmak için etkin pişmanlığa başvurduğunu söyledi.

Daha da dikkat çekici olan ise savcılarla kurulan ilişkiye dair ifadelerdi. Ekrem İmamoğlu’nun, soruşturma savcısının Soytekin’e yönelik sinkaflı ifadeler kullandığını söylemesi üzerine Soytekin’in buna doğrudan itiraz etmemesi, yalnızca “her gittiğimde yemek ısmarlıyordu” yanıtını vermesi, süreçteki gayriresmî ilişki iddialarını daha da büyüttü.

Savunma avukatlarının “yasak sorgu yöntemi” itirazı ve savcının sanığa sürekli “sistem” kelimesi üzerinden yön vermeye çalıştığı eleştirisi, etkin pişmanlığın bir hukuki enstrümandan çok baskı aracına dönüşüp dönüşmediği sorusunu gündeme taşıdı.

Yargılama Değil, Güven Krizi

Bu dava artık yalnızca belediye ihaleleri ya da rüşvet iddialarıyla sınırlı değil. İmzasız ifadeler, değişen beyanlar, geri çekilen anlatımlar ve siyasi atmosferin gölgesinde şekillenen bir soruşturma pratiği, meselenin doğrudan yargı güvenliği krizine dönüştüğünü gösteriyor.

Bir hukuk devletinde mahkemeler yalnızca hüküm vermez; topluma adalet duygusu da üretir. Ancak sanıkların kendi ifadelerini reddettiği, delillerin usulünün tartışmalı olduğu ve savunmanın sürekli “zorlanmış anlatım” iddiasında bulunduğu bir tabloda, kamuoyunun adalet duygusu hızla aşınır.

İBB davasında bugün yaşanan tam da budur: Dosya büyüdükçe suç isnadı değil, yargılamanın kendisi tartışma konusu haline geliyor.