İktidarın temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapmamasının ardından yeniden gündeme taşıdığı “bölgesel ve sektörel asgari ücret” modeli, emek piyasasında yeni bir kırılmanın habercisi olarak değerlendiriliyor. BirGün Gazetesi’nden Ebru Çelik’in haberine göre, Çalışma Yaşamı Uzmanı Prof. Dr. Aziz Çelik, söz konusu düzenlemenin ücret adaletini sağlamayacağını, aksine aynı işi yapan çalışanlar arasında eşitsizliği kurumsallaştıracağını ve asgari ücreti fiilen daha da aşağı çekmenin aracı haline geleceğini belirtiyor. Çelik’e göre Türkiye’nin temel sorunu bölgesel asgari ücret eksikliği değil, asgari ücretin toplumun yarısının fiili genel ücreti haline gelmiş olmasıdır.
Yeni Model Tartışması Ara Zam Yapılmayan Bir Dönemde Gündeme Geldi
Temmuz ayında milyonlarca asgari ücretliye herhangi bir ara zam yapılmazken, iktidarın çalışma yaşamına ilişkin yeni hazırlıkları kamuoyunda tartışılmaya başlandı. Kulis bilgilerine göre hükümet, mevcut ülke genelinde tek tip uygulanan asgari ücret yerine şehirlerin yaşam maliyetleri ve sektörlerin ekonomik koşullarını esas alan “bölgesel ve sektörel asgari ücret” modeli üzerinde çalışıyor.
Resmi söylemde uygulamanın çalışanların alım gücünü koruyacağı, istihdamı artıracağı ve işletmelerin rekabet gücünü destekleyeceği öne sürülüyor. Ancak çalışma ekonomisi uzmanları, bu gerekçelerin gerçekte işverenlerin ücret maliyetlerini düşürmeye yönelik bir stratejiyi perdelediğini savunuyor.
BirGün Gazetesi’nde Ebru Çelik imzasıyla yayımlanan haberde değerlendirmelerine yer verilen Prof. Dr. Aziz Çelik, bu tartışmanın temelinde ücretleri yükseltmek yerine bazı bölgelerde daha da düşük ücret uygulayabilme arayışının bulunduğunu ifade ediyor.
“Bölgesel Asgari Ücret” Değil, Bölgesel Düşük Ücret Politikası
Prof. Dr. Aziz Çelik’e göre kamuoyuna “bölgesel asgari ücret” olarak sunulan model gerçekte bölgesel ücret adaletini sağlamaya yönelik değil, asgari ücretin alt sınırını fiilen aşağı çekmeye yönelik bir mekanizma niteliği taşıyor.
Çelik, aynı şehir içinde bile yaşam maliyetlerinin büyük farklılıklar gösterdiğine dikkat çekerek İstanbul’da Şişli ile Sultanbeyli’nin, Ankara’da Çankaya ile Sincan’ın aynı ekonomik koşullara sahip olmadığını hatırlatıyor. Bu nedenle hangi bölgenin hangi ücret düzeyine tabi tutulacağının ekonomik değil, büyük ölçüde siyasi tercihlere bağlı olacağını vurguluyor.
Bu durumun “eşit işe eşit ücret” ilkesini zedeleyebileceğini belirten Çelik, anayasal eşitlik ilkesinin de tartışmalı hale gelebileceğini ifade ediyor.
Türkiye 50 Yıl Önce Vazgeçtiği Sisteme Geri Mi Dönüyor?
Bölgesel asgari ücret Türkiye açısından yeni bir model değil.
Prof. Dr. Aziz Çelik’in aktardığı tarihsel verilere göre Türkiye’de 1951 ile 1974 yılları arasında bölgesel asgari ücret uygulaması yürürlükteydi. Ancak 1974 yılında Bülent Ecevit başbakanlığındaki CHP-MSP Koalisyon Hükümeti döneminde bu uygulamadan vazgeçilerek ülke genelinde tek tip ulusal asgari ücret sistemine geçildi.
Dolayısıyla bugün yeniden gündeme getirilen model, Türkiye’nin yaklaşık yarım asır önce terk ettiği bir ücret politikasının yeniden canlandırılması anlamına geliyor.
Çelik’e göre geçmiş deneyim, bu yöntemin ücret adaletini sağlamadığını ve uygulanabilir olmadığını ortaya koymuş durumda.
Dünyada Yaygın Bir Model Değil
Bölgesel asgari ücret savunucularının sıkça dile getirdiği uluslararası örneklerin de dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çelik, bu sistemin ağırlıklı olarak federal devlet yapısına sahip ülkelerde uygulandığını ifade ediyor.
ABD, Kanada ve Hindistan gibi eyalet sistemine dayalı ülkelerde bölgesel ücret uygulamalarının anayasal yapının doğal sonucu olduğunu belirten Çelik, üniter devletlerde ise bunun ciddi hukuki sorunlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
Çin’de il düzeyinde farklı uygulamalar bulunduğunu, buna karşılık Endonezya ve Vietnam gibi örneklerin sıkça yanlış aktarıldığını belirten Çelik, bu ülkelerde de Türkiye’deki anlamıyla bir bölgesel asgari ücret sistemi bulunmadığını ifade ediyor.
Asıl Sorun Asgari Ücretin Genel Ücrete Dönüşmesi
Prof. Dr. Aziz Çelik’in analizinde öne çıkan en önemli tespitlerden biri ise Türkiye’deki ücret yapısına ilişkin.
Türkiye’de çalışanların yaklaşık yarısının asgari ücret veya ona çok yakın ücretlerle çalıştığını belirten Çelik, Avrupa Birliği ülkelerinde ise bu oranın yalnızca yüzde 4 ila 12 arasında değiştiğini hatırlatıyor.
Buna karşılık toplu iş sözleşmesi kapsamı Türkiye’de yaklaşık yüzde 10 düzeyinde kalırken, Avrupa ülkelerinde yüzde 60 seviyelerine ulaşıyor.
Bu tabloya göre Türkiye’de sorun asgari ücretin düşük olması kadar, asgari ücretin istisnai bir taban ücret olmaktan çıkıp fiilen ülkenin genel ücret standardına dönüşmesi.
Çelik, çözümün ücretleri bölgelere göre parçalamak değil, sendikal örgütlenmeyi güçlendirmek ve toplu pazarlık sistemini yaygınlaştırmak olduğunu vurguluyor.
Asgari Ücret Tespit Sistemi Tıkandı
Çelik’e göre bölgesel ücret tartışmasının yeniden gündeme gelmesi tesadüf değil.
Temmuz ayında ara zam yapılmamasıyla birlikte mevcut Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplumsal meşruiyetinin ciddi biçimde tartışılmaya başlandığını belirten Çelik, hükümetin önce komisyon yapısını değiştirme seçeneklerini değerlendirdiğini, bunların karşılık bulmaması üzerine yeniden bölgesel asgari ücret tartışmasını gündeme taşıdığını ifade ediyor.
Bu nedenle yeni modelin, ücret artışı taleplerini karşılamak yerine ücret artışlarını sınırlamanın yeni aracı olabileceği değerlendirmesi yapılıyor.
“Asgarinin Asgarisi Olmaz”
Prof. Dr. Aziz Çelik, asgari ücretin tanımı gereği ülke genelinde uygulanması gereken en düşük ücret sınırı olduğunu vurguluyor.
Bir ülkede birden fazla asgari ücret uygulanmasının, asgari ücret kavramının özüne aykırı olduğunu belirten Çelik, şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Asgari ücret bölgesel ve sektörel farklılıkları ortadan kaldırmak için vardır. Asgarinin asgarisi olmaz.”
Çelik’e göre farklı bölgelerde daha düşük asgari ücret belirlenmesi yalnızca gelir eşitsizliğini büyütmekle kalmayacak; düşük ücretli bölgelerin kalıcılaşmasına ve emek piyasasında yeni bir rekabet biçiminin ortaya çıkmasına da yol açacak.
Çözüm Ücreti Bölmek Değil, Toplu Pazarlığı Güçlendirmek
Aziz Çelik, ücret adaletinin sağlanmasının yolunun bölgesel ücret farklılaştırması olmadığını belirtiyor.
Bunun yerine toplu iş sözleşmesi kapsamının genişletilmesi, sendikalaşmanın artırılması ve mevcut mevzuatta yer alan ancak uzun yıllardır uygulanmayan “teşmil” mekanizmasının hayata geçirilmesi gerektiğini savunuyor.
Teşmil uygulamasıyla imzalanan toplu iş sözleşmelerinin sendikasız işyerlerine de yaygınlaştırılabileceğini belirten Çelik, Avrupa ülkelerinde ücret dengelerinin büyük ölçüde bu yöntemle sağlandığını ifade ediyor.
Bu yaklaşımın hem ücret eşitsizliklerini azaltacağını hem de asgari ücretin yeniden yalnızca sınırlı bir çalışan grubunu ilgilendiren gerçek bir taban ücret niteliği kazanmasını sağlayacağını dile getiriyor.
Ücret Politikası mı, Emek Politikası mı?
Bölgesel asgari ücret tartışması yalnızca teknik bir ücret belirleme yöntemi olmaktan öte, Türkiye’nin emek rejiminin geleceğine ilişkin temel tercihleri de gündeme getiriyor.
Bir tarafta işgücü maliyetlerini bölgesel farklılıklar üzerinden aşağı çekmeyi hedefleyen esnek ücret politikaları bulunurken, diğer tarafta anayasal eşitlik ilkesi, toplu pazarlık hakkı ve sosyal devlet anlayışı temelinde şekillenen ücret politikaları yer alıyor.
Prof. Dr. Aziz Çelik’in değerlendirmesine göre Türkiye’nin ihtiyacı yeni ve daha düşük asgari ücret modelleri değil; sendikal hakların güçlendirildiği, toplu pazarlığın yaygınlaştırıldığı ve asgari ücretin toplumun yarısının değil, yalnızca istisnai durumdaki çalışanların taban güvencesi olduğu bir ücret sistemine geçiştir.











