back to top
Ana Sayfa Haber Gündem Savaşın, Sömürünün ve Egemenliğin Yeni Biçimleri ve Kadın Bedene Yönelen Kapitalist Hınç

Savaşın, Sömürünün ve Egemenliğin Yeni Biçimleri ve Kadın Bedene Yönelen Kapitalist Hınç

Yeni Savaş ve Sömürgelerde Şiddet Sahnesine Dönüşen Kadın Bedeni

“Kadınlara gaddarca davranmak yeni kapatmalar için olmazsa olmazdır.”
(Federici, 2019)

Yeni sömürgecilik kapsamında 1990’ların sonu itibarıyla Amerika, Almanya ve İngiltere gibi batılı devletler aracılığıyla özellikle Ortadoğu’da hız kazanan savaşlara katılmak üzere radikal gruplar batıdan doğuya akın ederken eş zamanlı olarak yerlerinden edilen ve savaştan kaçan milyonlarca mülteci batıya doğru göç etmektedir. Bu savaşlara vekalet eden gücün çoğunlukla batılı ülkeler olması ve göçün aynı yöne doğru akması dolayısıyla “uzakta” süregiden bu savaşlar batıyı doğrudan etkiledi. “Vekalet savaşları” yoluyla batının dışına taşınması amaçlanan bu süreç hala devam etmekte ve bu bölgelerde yaşamı felç etmektedir. Ancak bu savaşların sonuçları yine en çok kadınların yaşamını altüst etmektedir. Kadın düşmanı radikal grupların savaş sahasında etkili olması ve zorla yerinden edilme gibi iki farklı sürecin yol açtığı yakıcı sonuçlar, kadın bedenine ve kazanımlarına yönelik çift yönlü bir saldırı şeklinde gerçekleşmektedir. Bir taraftan Êzidî Soykırımı13 örneğinde karşımıza çıktığı gibi ideolojik referansını dini aşırılıktan alan bu radikal grupların saldırı hedeflerinin en önünde kadınlar yer alırken göç yollarına düşenlerin büyük çoğunluğunu yine kadınlar oluşturmaktadır. Birçok araştırmanın ortaya koyduğu gibi mülteciler göç yollarında ve Avrupa ülkeleri dahil gittikleri yerlerde şiddet, saldırı ve sömürü ile karşı karşıya kalmaktadır.[11]

Dünyadaki anne ölümlerinin yarısından fazlası yine şiddetin ve çatışmaların yaşandığı ülkelerde yaşanmaktadır.[12] 2014 OECD Toplumsal Kurumlar ve Toplumsal Cinsiyet Endeksinde en kötü sonuçlara sahip olan on yedi ülkenin on dördünün aynı zamanda son 20

yılda savaş yaşamış ülkeler olması bu açıdan şaşırtıcı değil.[13] Yeni savaşların bir özelliği olarak tırmanışa geçen sivil ölümlerindeki büyük çoğunluğu oluşturanlar kadınlar ve çocuklar. Savaşlardan dolayı hem çocuk evliliği hem de kaçakçılık artmaktadır. Suriye’de yıllardır süren savaşta çoğu kadın olmak üzere birçok bölgede insan kaçakçılığı gerçekleşti. Ayrıca çatışmaların sürdüğü bölgelerde kadınlara yönelik aile içi şiddet katlanarak artmaktadır. Zorla yerinden edilmeden ve savaş sahnesinde uygulanan mizojinist pratiklere kadar kadın bedeni savaşta şiddetin sahnesi haline gelmektedir. Savaşlarda kadın bedeninin daha gaddar biçimde doğrudan şiddetin sahnesi haline geldiği çok fazla örnek mevcut. Arjantin’den Şengal’e ve Bosna Hersek’ten Ruanda’ya kadar yaşanan çatışmalarda tecavüz ve/veya cinsel şiddetin korkunç biçimlerde savaş silahı olarak kullanılması bunun en somut göstergesidir.

Latin Amerika ve Ortadoğu ülkeleri sadece şiddetin ve iç çatışmaların yoğun olarak yaşandığı iki önemli bölge olması itibarıyla benzer süreçleri yaşamamıştır. Bu bölgeler aynı zamanda egemenliğin değişen niteliği ve sınırlarıyla bağlantılı olarak savaşlarda ve yeniden sömürgeleştirme süreçlerinde nekro-politikanın da hayata geçirilmesi açısından benzerdir. Yine sömürü ve şiddet merkezleri olan bu bölgeler aynı zamanda savaşın en çok toplumsal yeniden üretim meydanında vuku bulması dolayısıyla da benzerdir. Bu bölgelerde hala yaygın, sistematik ve çok katmanlı devlet şiddeti pratikleri yürürlüktedir. Buralarda savaşlar çoğunlukla paramiliter karanlık güçler yoluyla sürmektedir. Çoğunlukla kimlerden, ne zaman, kim tarafından oluşturuldukları ve devletin hangi yapılarına bağlı oldukları belli olmayan bu düzensiz ordular topluma dehşet saçmaktadır. Bu bilin(e)meyen ve açık biçimde tanımlan(a)mayan paramiliter yapılar sadece savaş sahasında değil toplumsal yaşamın her aşamasında ciddi bir tehdit olarak topluma korku yaymaktadır. Aynı yapıların kavran(a)maz kötü pratikleri hala yaygın olarak sürmektedir. Arjantin’deki ve Kürdistan’daki zorla kaybetme[14] örneklerinde karşımıza çıktığı gibi bunların yol açtığı suçların çoğunlukla failleri meçhuldür (Göral, 2016 ve Işık, 2014). Ancak nekro-politikanın bir sonucu olarak sahnede olan bu karanlık orduların hepsi aynı zamanda mizojinisttir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki ve Guatamala’daki paramiliter güçlerle Türkiye, Irak ve Suriye’deki benzer yapıların ortak yanları kadın düşmanı olmalarıdır. Kısacası bu coğrafyaların sadece şiddet repertuarları ve sömürgecilik arzuları değil, kadın düşmanlığına dayanan politika ve pratikleri de benzerdir.

Irkçılıkla kol kola ilerleyen sömürgecilik arzusu ile kadın düşmanlığının bir arada birbirini besleyerek ilerlediği birçok sahne hala birçok bölgede canlı biçimde yaşanmaktadır. Söz gelimi, “Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin elmas, koltan ve bakır çıkan bölgelerinde milislerin kadınların vajinalarına ateş etmelerini ya da hala kontra gerilla olarak tanımlanmaya devam edilen savaşta Guatamalalı askerlerin hamile kadınların karınlarını bıçakla yararak açmaları” (Federici, 2019. 71) şeklinde paramiliter güçler yoluyla tezahür eden şiddetin mizojini ile bağının olmadığını kimse iddia edemez. Yine, Ekin Wan örneğinde Varto’da karşımıza çıktığı gibi kadına ait ölü bir bedeninin çıplak biçimde kamusal alanda teşhir edilmesi sömürgecinin kadın nefretine dayanan, benzer paramiliter yapılar eliyle yürürlüğe konulan bir pratiktir.

Ortaya çıktıktan sonra çok kısa süre içerisinde Irak ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’ya ve aslında tüm dünyaya korku yayan karanlık IŞİD ordusunun hedefinde kadınların yer almasının mizojini ile bağının olmadığını kimse ileri süremez. Hal böyleyken kadınların bedenine yönelen bu gaddar şiddetin süregiden savaşlar ve yeniden sömürgeleştirme

süreçleriyle ilgisinin olmadığını kim iddia edebilir? Peki, IŞİD’in 2014’te Şengal’de Êzidîlere karşı gerçekleştirdiği soykırımda tecavüze uğrama, zorla alıkonulma ve Rakka ve Telafer gibi yerlerde satılma şeklinde[15] Êzidî kadınlara dönük gerçekleştirilen şiddetin rastlantısal olduğu nasıl ileri sürülebilir?

Nihayetinde, çatışma süreçlerinde kadın bedenine yönelik gaddarca gerçekleşen bu şiddet sahneleri bu bölgelerde ortaya çıkmış ve hayata geçmiş tekil ve rastlantısal birer pratik değildir.

Kan donduran bu sahneler neoliberalizmin sömürge arzusunun mizojini ile birleşmesi sonucu iktidarların bir politikası şeklinde yaygın olarak birçok yerde kullanılan uygulamaların birer fragmanıdır. Ataerkil kapitalist sistemin dönüşüm sancılarının yaşadığı bir dönemde, bunu kadınların kontrol altında tutulması amacıyla hayata geçirilen önemli bir savaş stratejisi olarak okumadan anlamak mümkün değildir.