Türkiye’de muhalefetin attığı her adımın, yaptığı her açıklamanın ve işlediği her hatanın tartışıldığı bir dönemde, siyasetin yürütüldüğü koşullar çoğu zaman göz ardı ediliyor. Yargı bağımsızlığının, kamu kurumlarının tarafsızlığının ve ifade özgürlüğünün tartışma konusu olduğu bir ülkede, bütün sorumluluğu parlamenter muhalefetin omuzlarına yüklemek ne kadar gerçekçi? YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale’nin fon kriziyle ilgili açıklamaları üzerine başlayan tartışma, yalnızca bir iddianın doğruluğunu değil, muhalefetin hangi koşullarda siyaset yaptığını da gündeme getiriyor.

Türkiye’de siyasi tartışmalar çoğu zaman olağan bir demokratik düzenin koşulları varmış gibi yürütülüyor. Muhalefetin açıklamaları, yanlışları ve siyasi tercihleri, sanki bütün taraflar aynı olanaklara sahipmiş, kamu kurumları herkese aynı uzaklıkta duruyormuş ve yargının tarafsızlığı konusunda hiçbir sorun bulunmuyormuş gibi değerlendiriliyor. Bir muhalefet milletvekilinin açıklamasında hata ortaya çıktığında bütün dikkatler o hataya çevrilebiliyor. Oysa aynı ülkede muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar sürüyor, gazeteciler ifadeye çağrılıyor, sosyal medya hesapları erişime engelleniyor ve siyasi rekabetin hukuki sınırları tartışılıyor. Muhalefetin sorumluluğunu bu koşullardan bağımsız değerlendirmek, siyasetin içinde yürütüldüğü düzeni görünmez kılma tehlikesi taşıyor.

Son örnek, YENİ Parti İzmir Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özlale’nin fon kriziyle ilgili açıklamaları oldu. Özlale, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın babası Hasan Özdemir’e atfedilen yüksek tutarlı finansal işlemleri gündeme getirdi. Bolat’a Hedef Portföy bünyesinde 170 milyon liralık, Hasan Özdemir’e ise PHE ve PRY fonlarında toplam 830 milyon liralık işlem yapılıp yapılmadığını sordu. İddialarını Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine dayandırdığını belirten Özlale, kamu görevlilerinin ve yakınlarının finansal işlemlerinin araştırılmasını istedi.

Bakan Göktaş, babasının söz konusu fonlarda herhangi bir hesabı veya işlemi bulunmadığını, iddianın isim benzerliğinden kaynaklandığını açıkladı. İşlemlerde adı geçen Hasan Özdemir ile babasının farklı kişiler olduğunu savunan Göktaş, Özlale hakkında suç duyurusunda bulundu. Ticaret Bakanı Ömer Bolat da kendisine yöneltilen 170 milyon liralık işlem iddiasını reddederek ailesinin 2024 yılında gerçekleştirdiği 37,8 milyon liralık kira sertifikası yatırımının farklı bir işlem olduğunu belirtti.

Hata Tartışılırken Fon Krizi Gündemden Düşüyor

Özlale’nin açıklamasında isim benzerliğinden kaynaklanan bir yanlışlık bulunuyorsa bunun düzeltilmesi gerekir. Kamu görevi üstlenen kişiler hakkında ortaya atılan iddiaların doğru kimlik bilgilerine ve somut belgelere dayanması, muhalefetin de sorumluluğudur. Ancak bir milletvekilinin açıklamasındaki olası hata, sermaye piyasalarında yaşanan olağanüstü işlemleri, fonların tasfiyesini, yatırımcıların karşı karşıya kaldığı sorunları ve kamu görevlilerinin finansal faaliyetlerine ilişkin soruları ortadan kaldırmaz.

Tartışmanın dikkat çekici yanı da burada ortaya çıkıyor. Yüz milyonlarca liralık işlemlerin konuşulduğu, fon yöneticilerinin tutuklandığı ve sermaye piyasalarının denetiminin sorgulandığı bir dönemde, kamuoyunun dikkati bir milletvekilinin açıklamasındaki olası yanlışlığa yoğunlaşıyor. Oysa araştırılması gereken yalnızca Özlale’nin doğru kişiyi işaret edip etmediği değil; fonların nasıl büyüdüğü, kimlerin hangi işlemleri gerçekleştirdiği, düzenleyici kurumların sorumluluklarını nasıl yerine getirdiği ve kamu gücüyle ekonomik kazanç arasında herhangi bir ilişkinin bulunup bulunmadığıdır.

Tuzaklarla Dolu Bir Tarlada Siyaset Yapmak

Muhalefetin bugünkü koşulları, tuzaklarla dolu bir tarlada ilerlemeye benzetilebilir. Attığı her adımın dikkatle hesaplanması gereken, yaptığı bir yanlışın bütün siyasi faaliyetinin önüne geçirilebildiği bir ortamda hareket ediyor. Elbette bu durum muhalefeti eleştiriden muaf tutmaz. Ancak yalnızca “Neden o tuzağa düştün?” diye sormak, o tarlanın nasıl oluşturulduğunu, siyasi rekabetin neden bu kadar eşitsiz hale geldiğini ve kamu gücünün bu süreçte nasıl kullanıldığını sorgulamadan bırakabilir.

Ümit Özlale olayında bilinçli biçimde kurulmuş bir tuzak bulunduğunu gösteren somut bir kanıt yok. Bununla birlikte bir iddiadaki olası yanlışlığın, daha geniş bir ekonomik sorunun tartışılmasını gölgede bırakması siyasi açıdan önem taşıyor. Muhalefetin açıklamasını sorgulamakla iktidarın hesap verme sorumluluğunu hatırlatmak birbirinin alternatifi değil. Demokratik denetim, her iki sorumluluğun birlikte yerine getirilmesini gerektiriyor.

Türkiye’de muhalefet belediyelerine yönelik soruşturmalar, siyasi davalar ve basın üzerindeki sınırlamalar konusunda insan hakları kuruluşlarının yayımladığı raporlar, siyasi rekabetin koşullarına ilişkin ciddi sorunlara dikkat çekiyor. İktidar ise adli işlemlerin suç iddialarına dayandığını ve yargının bağımsız hareket ettiğini savunuyor. Bu karşıt görüşlerin ötesinde belirleyici olan, kamu gücünün bütün siyasi aktörlere aynı hukuk kurallarıyla uygulanıp uygulanmadığıdır.

Bütün Yük Parlamenter Muhalefetin Omuzlarında mı?

Türkiye’de toplumsal sorunların çözümüne ilişkin beklentilerin büyük bölümü parlamenter muhalefete yöneltiliyor. Muhalefetten hem ekonomik sorunları gündeme getirmesi hem yargı bağımsızlığını savunması hem kamu kaynaklarını denetlemesi hem de demokratik hakların daralmasına karşı koyması bekleniyor. Oysa parlamentoda çoğunluğa sahip olmayan siyasi partilerin denetim olanakları sınırlı. Soru önergeleri, araştırma talepleri ve yasa teklifleri, diğer kurumların işleyişinden ve Meclis çoğunluğunun tutumundan bağımsız sonuç doğurmuyor.

Daha önemlisi, demokratik yaşam yalnızca parlamenter muhalefetin sorumluluğuna bırakılamaz. Sendikalar, meslek örgütleri, üniversiteler, bağımsız basın, hukuk kuruluşları ve yurttaşların örgütlü katılımı, kamu gücünün denetlenmesinin temel unsurlarıdır. Bu alanların zayıfladığı, örgütlü toplumun etkisinin daraldığı koşullarda bütün beklentilerin siyasi partilere yönelmesi, toplumun kendi demokratik denetim olanaklarını da ikinci plana itiyor. Muhalefetin hataları üzerine yoğunlaşan tartışmaların, bu kurumsal ve toplumsal zayıflamayı gözden kaçırmaması gerekiyor.

Ümit Özlale olayının gösterdiği temel sorun da burada düğümleniyor. Bir milletvekilinin iddiasındaki olası yanlışlığı araştırmak gerekir; ancak bu yanlışlık üzerinden fon krizinin kendisini, kamu görevlilerinin hesap verme yükümlülüğünü ve siyasi denetimin karşı karşıya bulunduğu güçlükleri gündemden çıkarmak, tartışmayı eksik bırakır.

Türkiye’de muhalefetin hatalarını konuşmak kadar, o hataların ortaya çıktığı siyasi koşulları da konuşmak gerekiyor. Hukukun herkese eşit uygulanması, kamu kurumlarının tarafsızlığı, bilgiye erişim ve örgütlenme özgürlüğü güvence altında olmadığında, siyasi sorumluluğu yalnızca muhalefetin başarısı ya da başarısızlığı üzerinden değerlendirmek yeterli olmaz.

Asıl mesele, muhalefetin hiç hata yapmamasını beklemek değil; hataların özgürce tartışılabildiği, iktidarın da aynı ölçülerle denetlendiği bir siyasal düzenin bulunup bulunmadığıdır. Çünkü tuzaklarla dolu bir tarlada yalnızca ayağı takılanı sorgulamak, tarlanın nasıl ve kimler tarafından bu hale getirildiği sorusunu yanıtsız bırakır.


  • NHY / Ümit Özlale’nin açıklamaları; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın açıklamaları; Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın açıklamaları; Anadolu Ajansı, Medyascope, Ekonomim, İnsan Hakları İzleme Örgütü ve İnsan Hakları Derneği.