İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, kamu üniversitelerinin kuşatma altında olduğunu, özel üniversitelerin denetimsiz büyümesinin eğitimin niteliğini ve fırsat eşitliğini tehdit ettiğini açıkladı. İspanya’da üniversitelerin uluslararası yatırım fonlarının ve büyük sermaye gruplarının yeni yatırım alanlarından birine dönüşmesi, Türkiye’de vakıf üniversitelerinin yaygınlaşmasıyla benzer tartışmaları gündeme getiriyor. Neoliberal ekonomi politikalarıyla birlikte yükseköğretimin kamusal bir haktan satın alınan hizmete dönüşmesi, üniversitelerin geleceğine ilişkin temel soruları yeniden öne çıkarıyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, kamu üniversitelerinin giderek ağırlaşan ekonomik ve kurumsal baskılar altında bulunduğunu belirterek özel üniversitelerin denetimsiz çoğalmasının yükseköğretimin niteliğine ve fırsat eşitliğine zarar verdiğini söyledi. Anayasa Mahkemesi’nin kararına uyacaklarını ancak üniversitelerin ticari işletmelere dönüşmesini önlemek amacıyla yeni bir yasa üzerinde çalıştıklarını açıklayan Sánchez, yükseköğretimin daha güçlü yasal düzenlemelerle korunması ve kamu yönetimleri tarafından daha fazla kaynakla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. İspanya’da bir süredir devam eden üniversitelerin özelleşmesi tartışması, Başbakan’ın açıklamasıyla yeniden ülke gündeminin önemli başlıklarından biri haline geldi.

Sánchez’in açıklaması yalnızca İspanya’nın eğitim politikalarıyla sınırlı bir tartışmaya işaret etmiyor. Avrupa’dan Latin Amerika’ya, Amerika Birleşik Devletleri’nden Türkiye’ye kadar pek çok ülkede üniversiteler, kamusal bilgi üretiminin merkezleri olmaktan giderek daha fazla piyasanın gereksinimlerine göre örgütlenen kurumlara dönüşme baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Devlet üniversitelerinin kaynak sıkıntısı yaşadığı, öğrencilerin öğrenim ve barınma giderlerinin yükseldiği, özel yükseköğretim kurumlarının ise yeni yatırım alanları olarak büyüdüğü bu süreç, eğitimin toplumsal bir hak mı yoksa ekonomik gücü olanların satın alabildiği bir hizmet mi olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor.

İspanya’da Özel Üniversiteler Kamu Üniversitelerini Sayıca Geçmeye Hazırlanıyor

İspanya’da 2026 yılının başında 50 kamu üniversitesine karşılık 48 özel üniversite bulunurken, yeni kuruluş izinleriyle birlikte özel üniversitelerin sayısı 49’a ulaştı. Yeni başvuruların onaylanması halinde özel üniversitelerin kamu üniversitelerini sayıca geçmesi bekleniyor. Özel üniversitelerden 25’inin kâr amacıyla faaliyet gösteren şirketlere, 24’ünün ise vakıf ve benzeri kâr dağıtmayan yapılara ait olması, yükseköğretimdeki ekonomik dönüşümün boyutlarını gösteriyor. Özel üniversitelerin toplam cirosu 2017 yılında 2 milyar 255 milyon avro düzeyindeyken 2023 yılında 3 milyar 700 milyon avroya ulaştı. Aynı dönemde özel üniversitelerde öğrenim gören öğrenci sayısı hızla artarken, kamu üniversitelerinin toplam kontenjanlarında aynı ölçüde genişleme sağlanamadı.

Özel üniversiteler özellikle yüksek lisans programlarında büyüyerek 2025 yılında bu alandaki öğrenci sayısında kamu üniversitelerini geride bıraktı. Bu gelişme, yükseköğretimin yalnızca akademik bir faaliyet alanı olmaktan çıkarak giderek daha büyük bir ekonomik pazara dönüştüğünü gösteriyor. Uluslararası yatırım fonları, bankalar, büyük şirketler, aile holdingleri, dinî kuruluşlar ve vakıflar üniversite yatırımlarında yer alırken, öğrencilerin yükseköğretime erişimi de ailelerinin ekonomik olanaklarıyla daha yakından ilişkili hale geliyor. Üniversitelerin büyümesi artık yalnızca bilimsel araştırmaların gelişmesi ve daha fazla gencin eğitim görmesiyle değil, öğrenci sayıları, öğrenim ücretleri ve yatırımcıların beklediği ekonomik getirilerle de değerlendiriliyor.

Üniversiteler Yatırım Fonlarının Alıp Sattığı Şirketlere Dönüşüyor

İspanya’da yükseköğretimin sermaye açısından kazançlı bir yatırım alanına dönüşmesi, büyük ölçekli üniversite alım ve satımlarında açık biçimde görülüyor. Uluslararası yatırım fonu CVC’nin Universidad Alfonso X el Sabio üzerinden gerçekleştirdiği yatırım ve satış işlemlerinden yaklaşık bir milyar avro kazanç elde etmesi, Permira’nın ise Universidad Europea’ya yaptığı yatırımı yaklaşık iki milyar avroluk satışla sonuçlandırması, üniversitelerin yatırım fonlarının portföylerinde değer kazandırılması ve yeniden satılması hedeflenen ekonomik varlıklara dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Bu modelde üniversitelerin büyümesi, daha fazla öğrenci çekmesi, yüksek ücretli programlar açması ve işletme gelirlerini artırması yatırımcılar açısından önem kazanıyor. Ancak üniversitelerin toplumsal işlevi yalnızca mezun sayısı ya da elde edilen gelirle ölçülemiyor. Temel bilimlerde araştırma yapılması, kısa vadede ekonomik karşılığı bulunmayan bilgi alanlarının geliştirilmesi, eleştirel düşüncenin desteklenmesi ve toplumun farklı kesimlerinden gelen gençlerin yükseköğretime erişebilmesi de üniversitelerin temel görevleri arasında bulunuyor. Araştırma faaliyetlerinin doğrudan ekonomik getiri sağlamadığı alanlarda geri plana itilmesi, yükseköğretimin bilimsel niteliği açısından yeni sorunlar yaratabiliyor.

İspanya’da kamu üniversitelerinin kaynak sıkıntısı yaşaması ile özel üniversitelerin büyümesi arasındaki ilişki de tartışmanın merkezinde bulunuyor. Özellikle Madrid bölgesindeki kamu üniversitelerinin finansman sorunları, bölgesel yönetimlerin eğitim politikaları ve yeni özel üniversitelere verilen izinler ülke gündeminde geniş yer buldu. Kamu üniversitelerinin temsilcileri yükseköğretimin güçlendirilmesi için daha fazla kaynak ayrılmasını isterken, özel üniversite temsilcileri ise yeni düzenlemelerin eğitim alanındaki girişim özgürlüğünü ve bölgesel yönetimlerin yetkilerini sınırlayabileceğini savunuyor.

Yargı Kararı ve Hükümetin Yeni Düzenleme Arayışı

Sánchez’in açıklamasının arkasında, İspanya’da yükseköğretim alanındaki düzenlemelere ilişkin verilen yargı kararı bulunuyor. Hükümetin 2025 yılında özel üniversitelerin kuruluş ve faaliyet koşullarını ağırlaştırmak amacıyla hazırladığı düzenleme, üniversitelerin belirli büyüklükte öğrenci kapasitesine ulaşmasını, öğretim kadrolarında doktoralı akademisyenlere yer vermesini, doktora programları yürütmesini ve bütçelerinin en az yüzde 5’ini bilimsel araştırmalara ayırmasını öngörüyordu. Hükümet, bu koşullarla yalnızca öğrenci ücretlerinden gelir elde etmeye yönelen, araştırma kapasitesi ve akademik altyapısı yetersiz yükseköğretim kurumlarının çoğalmasını önlemeyi amaçlıyordu.

Yargı kararı, düzenlemenin hazırlanma sürecindeki usul eksikliklerine dayanırken, özel üniversitelerin denetlenmesi konusundaki tartışmayı da büyüttü. Madrid ve Balear Adaları yönetimleriyle bazı özel üniversitelerin düzenlemeye karşı çıkması, anlaşmazlığın yalnızca eğitim kalitesiyle değil, merkezî hükümetin yetkileri, bölgesel yönetimlerin karar alanları ve özel yükseköğretim yatırımlarıyla da bağlantılı olduğunu gösterdi. Sánchez ise mahkeme kararına uyacaklarını ancak üniversitelerin ticari işletmelere dönüşmesini engelleyecek yeni bir yasal düzenleme hazırlayacaklarını açıkladı.

Türkiye’de Vakıf Üniversiteleri ve Eğitimin Artan Maliyeti

İspanya’da yaşanan gelişmeler, Türkiye’de yükseköğretimin son kırk yılda geçirdiği dönüşümle önemli benzerlikler taşıyor. Türkiye’de 1980’li yıllardan itibaren yükseköğretim alanında başlayan yeniden yapılanma, 1990’lı yıllarda vakıf üniversitelerinin yaygınlaşmasıyla yeni bir aşamaya geçti. Sonraki yıllarda devlet üniversitelerinin sayısı da önemli ölçüde artarken, vakıf üniversiteleri yükseköğretim sisteminin kalıcı bileşenlerinden biri haline geldi. 2025 yılı verilerine göre Türkiye’de 129 devlet üniversitesi, 75 vakıf üniversitesi ve dört vakıf meslek yüksekokulu bulunuyordu. 2001 yılında 75 olan üniversite sayısının 2025 yılında 208’e ulaşması, yükseköğretimin niceliksel olarak ne ölçüde büyüdüğünü ortaya koyuyor.

Ancak üniversite sayısındaki artış, yükseköğretimin niteliği ve öğrencilerin eğitim olanaklarına erişimi konusundaki tartışmaları ortadan kaldırmadı. Vakıf üniversitelerinin yüksek öğrenim ücretleri, öğrencilerin burs ve indirim koşulları, akademik kadroların çalışma güvencesi ve araştırma faaliyetlerine ayrılan kaynaklar Türkiye’de de tartışılan başlıklar arasında bulunuyor. İspanya’daki kâr amacıyla faaliyet gösteren özel üniversitelerle Türkiye’deki vakıf üniversiteleri hukuksal bakımdan aynı yapıya sahip değil. Türkiye’de vakıf üniversiteleri kâr amacı güdemeyen yükseköğretim kurumları olarak düzenleniyor. Bununla birlikte öğrenim ücretlerine dayalı finansman modellerinin yaygınlaşması, yükseköğretimin maliyetinin ne ölçüde ailelere aktarıldığı ve eğitimde fırsat eşitliğinin nasıl sağlanacağı sorularını gündeme getiriyor.

Türkiye’de devlet üniversitelerinin de bütçe olanakları, akademik personel giderleri, laboratuvar altyapısı ve bilimsel araştırma kaynakları bakımından farklı sorunlarla karşı karşıya bulunduğu görülüyor. Öğrenciler açısından ise üniversite eğitiminin maliyeti yalnızca öğrenim ücretlerinden oluşmuyor. Barınma, beslenme, ulaşım ve eğitim materyallerine erişim gibi temel gereksinimler, özellikle başka kentlerde öğrenim gören gençlerin aile bütçeleri üzerinde önemli yükler yaratıyor. Böylece kamusal bir üniversitede öğrenim görmek bile öğrencinin ekonomik koşullarından bağımsız bir olanak olmaktan uzaklaşabiliyor.

İspanya ile Türkiye arasındaki benzerlik, özel üniversitelerin sayısının artmasından daha geniş bir yerde ortaya çıkıyor. Kamu üniversitelerinin gereksinim duyduğu kaynakların sağlanması, bilimsel araştırmaların uzun vadeli biçimde desteklenmesi ve gençlerin ekonomik koşullarından bağımsız olarak yükseköğretime erişebilmesi, her iki ülkede de temel sorunlar arasında bulunuyor. Üniversite eğitiminin ailelerin satın alma gücüyle daha fazla ilişkilendirilmesi, eğitimdeki mevcut toplumsal eşitsizliklerin üniversite yaşamına taşınması tehlikesini büyütüyor.

Neoliberal Ekonomi Politikaları Üniversiteleri Nasıl Değiştirdi?

Yükseköğretimin piyasayla ilişkisindeki dönüşüm, 1980’li yıllardan itibaren dünya ekonomisinde yaygınlaşan neoliberal politikalarla birlikte daha belirgin hale geldi. Kamu hizmetlerinin finansmanında devletin rolünün yeniden tanımlanması, özel yatırımların teşvik edilmesi, rekabetin kurumsal işleyişin temel ölçütlerinden biri haline getirilmesi ve hizmet maliyetlerinin giderek daha fazla kullanıcılara aktarılması, eğitim sistemlerini de etkiledi. Üniversiteler bu süreçte yalnızca bilimsel araştırma ve eğitim kurumları olarak değil, ekonomik rekabet içinde gelir üretmesi beklenen kuruluşlar olarak da değerlendirilmeye başlandı.

Bu dönüşüm yalnızca özel üniversitelerin kurulmasıyla sınırlı kalmadı. Kamu üniversitelerinin kendi gelirlerini artırmaya yönlendirilmesi, özel sektörle ortak araştırma projelerinin yaygınlaşması, patent ve teknoloji transferi gelirlerinin önem kazanması ve öğrencilerin öğrenim maliyetlerine daha fazla katılması, yükseköğretimin finansman yapısını değiştirdi. Üniversitelerin ekonomik faaliyetlerle ilişki kurması kendi başına bilimsel niteliğin zayıfladığı anlamına gelmese de araştırma önceliklerinin kısa vadeli ekonomik getiriler üzerinden belirlenmesi, temel bilimler ve toplumsal araştırmalar açısından önemli tartışmalar yarattı.

Bir üniversitenin bilimsel değeri, yalnızca mezunlarının iş bulma oranlarıyla, şirketlerle gerçekleştirdiği projelerin ekonomik büyüklüğüyle ya da elde ettiği gelirle ölçülemiyor. Üniversiteler aynı zamanda toplumun geçmişini araştıran, doğayı ve insanı anlamaya çalışan, yeni düşüncelerin gelişmesine olanak sağlayan ve gerektiğinde mevcut ekonomik ve siyasal ilişkileri eleştirel biçimde inceleyen kurumlar olarak önem taşıyor. Bilimsel araştırmaların yalnızca piyasanın yakın dönemli gereksinimlerine göre yönlendirilmesi, bu geniş toplumsal işlevin daralması tehlikesini beraberinde getiriyor.

Dünyada Özel Yükseköğretim Büyürken Eşitsizlik Derinleşiyor

Dünya genelindeki yükseköğretim verileri, özel üniversitelerin eğitim sistemleri içindeki ağırlığının giderek arttığını gösteriyor. Özel yükseköğretim kurumları dünya genelindeki öğrencilerin yaklaşık üçte birine eğitim veriyor. Bu oran, özel sektörün yükseköğretimde önemli bir yer tuttuğunu gösterirken, ülkelerin eğitim sistemlerinde kamu ve özel kurumlar arasındaki dengenin farklı biçimlerde kurulduğunu da ortaya koyuyor. Yükseköğretime erişimin genişlemesine rağmen öğrencilerin gelir düzeyleri, yaşadıkları bölgeler ve eğitim kurumlarının niteliği bakımından önemli eşitsizlikler devam ediyor.

Özel yükseköğretimin büyümesi, tek başına eğitimde eşitlik sağlamıyor. Özel kurumların yeni öğrenci kapasitesi yaratması bazı ülkelerde yükseköğretime katılımı artırırken, yüksek öğrenim ücretleri ve kurumlar arasındaki nitelik farklılıkları öğrencilerin ekonomik koşullarına göre ayrışmasına da neden olabiliyor. Kurumların denetlenmesi, akademik standartların korunması, kamu kaynaklarının adil dağıtılması ve ekonomik bakımdan dezavantajlı öğrencilerin desteklenmesi bu nedenle yükseköğretim politikalarının temel başlıkları arasında yer alıyor.

Dünya genelinde yükseköğretimin yaygınlaşması, üniversite diplomasının toplumsal anlamını da değiştiriyor. Bir dönem toplumun sınırlı bir kesiminin erişebildiği üniversite eğitimi, bugün milyonlarca gencin çalışma yaşamına katılabilmek için gereksinim duyduğu temel aşamalardan biri haline geldi. Ancak yükseköğretime katılımın artması, bütün öğrencilerin aynı nitelikte eğitim alabildiği ya da mezuniyet sonrasında eşit olanaklara sahip olduğu anlamına gelmiyor. Üniversiteler arasındaki ekonomik ve akademik farklılıklar, eğitim yoluyla azaltılması beklenen toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretilmesine de yol açabiliyor.

Eğitim Bir Hak Olmaktan Çıkıp Satın Alınan Hizmete mi Dönüşüyor?

İspanya’da başlayan tartışmanın dünya ölçeğindeki en önemli boyutu, eğitimin toplumsal niteliğiyle ilgili. Üniversiteler tarihsel olarak yalnızca meslek sahibi yetiştiren kurumlar olmadı. Bilimsel bilginin geliştirilmesi, kültürel birikimin yeni kuşaklara aktarılması, eleştirel düşüncenin güçlenmesi ve toplumun kendisini yeniden değerlendirebilmesi bakımından da önemli işlevler üstlendi. Yükseköğretimin giderek daha fazla ekonomik rekabetin koşullarına göre düzenlenmesi, bu işlevlerin nasıl korunacağı sorusunu öne çıkarıyor.

Öğrencinin müşteri, diplomanın satın alınan bir hizmet, üniversitenin ise gelir ve gider hesaplarıyla yönetilen bir işletme olarak görülmesi, eğitim ilişkisinin niteliğini değiştirebiliyor. Bu yaklaşımda öğrencinin ekonomik gücü eğitim olanaklarına erişimde daha belirleyici hale gelirken, üniversitenin toplumsal sorumluluğu ile ekonomik sürdürülebilirliği arasındaki denge de farklılaşıyor. Öte yandan kamu üniversitelerinin yalnızca devlet tarafından finanse edilmesi de kendiliğinden bilimsel özgürlüğü ve fırsat eşitliğini güvence altına almıyor. Üniversitelerin akademik özerkliği, demokratik işleyişi, araştırma olanakları ve öğrencilerin ekonomik güvenceleri, kamusal yükseköğretimin niteliğini belirleyen birbirini tamamlayan koşullar arasında bulunuyor.

Sánchez’in üniversitelerin ticarete dönüşmemesi gerektiği yönündeki açıklaması, bu nedenle İspanya’daki özel üniversitelere ilişkin yasal düzenleme tartışmasının ötesinde anlam taşıyor. Kamu üniversitelerinin kaynaklarının güçlendirilmesi, özel yükseköğretim kurumlarının akademik standartlarının korunması ve öğrencilerin ailelerinin gelirlerinden bağımsız biçimde nitelikli eğitime ulaşabilmesi, farklı ülkelerin ortak sorunları olarak öne çıkıyor. İspanya’da hükümet ile bölgesel yönetimler ve özel üniversiteler arasında yaşanan anlaşmazlık, bu sorunların hangi politikalarla çözüleceğine ilişkin farklı yaklaşımları da görünür kılıyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in açıklamasıyla yeniden gündeme gelen üniversitelerin ticarileşmesi tartışması, Türkiye’nin de içinde bulunduğu geniş bir coğrafyada yükseköğretimin geleceğine ilişkin ortak bir sorunu ortaya koyuyor. Üniversite sayılarının artması ve yükseköğretime katılımın genişlemesi önemli gelişmeler olmakla birlikte, bu büyümenin hangi ekonomik koşullarda gerçekleştiği ve kimlerin nitelikli eğitime erişebildiği belirleyici önem taşıyor. Eğitim sisteminin başarısı yalnızca açılan üniversitelerin, verilen diplomaların ya da elde edilen gelirlerin sayısıyla değil, toplumun bütün kesimlerine sunduğu bilimsel ve insani gelişme olanaklarıyla da ölçülüyor. İspanya’da bugün tartışılan konu, bu nedenle yalnızca özel üniversitelerin nasıl denetleneceği değil, üniversitenin gelecekte kimin gereksinimlerine ve hangi toplumsal amaçlara hizmet edeceği sorusunda düğümleniyor.


  • NHY/ Pedro Sánchez, El País, elDiario.es, RTVE, Cadena SER, UNESCO, Yükseköğretim Kurulu.