131 yatırım fonunun tasfiyeye alınmasıyla yüz binlerce yurttaşın birikimleri belirsizliğe sürüklendi. Soruşturmada 217 şüpheliye ulaşılırken 56 kişi tutuklandı. AKP yöneticilerinin adının karıştığı iddialar ve bir genel başkan yardımcısının istifası siyasi sorumluluk tartışmasını büyüttü. Cumhurbaşkanı Erdoğan krizin kontrol altına alındığını savunurken AKP Sözcüsü Ömer Çelik, iddiaları gündeme getirenlere “Belgeniz varsa yargıya götürün” çağrısında bulundu.

Türkiye’de yatırım fonları üzerinden patlak veren ve yüz binlerce insanın birikimlerini etkileyen kriz, finans piyasalarının sınırlarını aşarak siyasi iktidarın sorumluluğunun tartışıldığı bir dosyaya dönüştü. Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine bağlı 131 fonun tasfiyesine karar vermesiyle başlayan süreçte, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada şüpheli sayısı 217’ye, tutuklu sayısı 56’ya yükseldi. Fonların toplam varlıklarının kriz öncesinde 20 milyar doları aşması ve yaklaşık 456 bin yatırımcının doğrudan etkilenmesi, yaşananların yalnız birkaç şirketin mali başarısızlığıyla açıklanıp açıklanamayacağı sorusunu gündeme taşıdı.

Krizin merkezinde Tera ve Pusula başta olmak üzere yedi portföy yönetim şirketi bulunuyor. Fonların bir bölümünde olağanüstü getiriler elde edilirken bazı küçük şirket hisselerinin fiyatlarının hızla yükselmesi, ardından yatırımcıların paralarını geri çekmek istemesiyle sistemin tıkanması dikkat çekti. Tera’nın TLY kodlu fonunda bir dönem yüzde 15 binin üzerinde birikimli getiri görülmesi, piyasa manipülasyonu şüphelerini güçlendiren gelişmeler arasında yer aldı. Fonların bu ölçüde büyümesine hangi işlemlerin olanak sağladığı, kimlerin yüksek kazançlarla sistemden çıktığı ve zararların hangi yatırımcıların üzerinde kaldığı soruşturmanın temel başlıklarını oluşturuyor.

Bakanlık Uyardı, Fonlar Büyümeye Devam Etti

Krizin en önemli yönlerinden biri, piyasa manipülasyonuna ilişkin uyarıların yeni olmaması. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kasım 2025’te bazı yatırım fonları üzerinden manipülasyon yapıldığını bildiklerini açıklamış, düzenleyici boşlukların giderileceğini söylemişti. Dönemin SPK Başkanı Ömer Gönül de fonların kuralları aşmak amacıyla kullanılmasına karşı yaptırım uygulanabileceğini belirtmişti.

Ancak bu uyarılardan sonra da bazı fonların büyümesi sürdü. Tera Portföy’ün yönettiği varlıklar bir yıl içinde on kattan fazla, Pusula Portföy’ün varlıkları ise yaklaşık on üç kat arttı. Bu gelişme, hükümetin krize ilişkin açıklamalarında yeterince yanıtlanmayan bir soruyu ortaya çıkarıyor: Yetkili kurumlar manipülasyon şüphesini aylar öncesinden biliyorsa, yüz binlerce yatırımcının birikimlerini etkileyen büyüme neden zamanında durdurulamadı?

Soruşturma kapsamında Tera ve Pusula ile bağlantılı yöneticilerin yanı sıra eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci’nin de tutuklanması, dosyanın finans çevreleriyle sınırlı kalmadığını gösterdi. Kilimci, tutuklanmasından önce yaptığı açıklamada Tera’daki kısa süreli yöneticiliği nedeniyle adının iddialara karışmasını talihsizlik olarak değerlendirmişti.

AKP’de İlk İstifa: Fatma Betül Sayan Kaya

Fon krizinin siyasi boyutu, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın istifasıyla daha görünür hale geldi. Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik hisseleri üzerinden yüksek kazanç sağladığına ilişkin muhalefet tarafından dile getirilen iddiaların ardından Kaya, 27 Eylül’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan parti görevlerinden affını istediğini açıkladı.

Kaya, hakkındaki iddialar incelenirken siyasi sorumluluk almayı gerekli gördüğünü belirtti. Ancak istifa, söz konusu hisse işlemlerinin niteliğine, elde edilen kazançlara ve bunların soruşturma kapsamındaki işlemlerle ilişkisine ilişkin tartışmaları sona erdirmedi.

Muhalefet, siyasi nüfuz sahibi kişilerin yatırım işlemlerinin ve olası kazançlarının ayrıntılı biçimde araştırılmasını isterken AKP yönetimi, usulsüzlük yapanların kimliklerine bakılmaksızın hesap vereceğini savundu. Böylece tartışma yalnız belirli kişilerin para kazanıp kazanmadığından çıkarak siyasi konumları nedeniyle ayrıcalıklı bilgiye veya olanaklara erişip erişmedikleri sorusuna uzandı.

Erdoğan: “Meseleyi Süratle Çözüyoruz”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1 Ekim’de TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında yaptığı konuşmada fon krizinin sermaye piyasasının sınırlı bir bölümünde yaşandığını ve sorunun çözümü için gerekli adımların atıldığını söyledi. Erdoğan, kimsenin hakkının yenilmesine izin vermeyeceklerini belirterek meselenin hızla çözüldüğünü savundu.

AKP yönetiminin açıklamalarında krizin bütün finansal sisteme yayılmadığı, devlet kurumlarının müdahale ettiği ve mağduriyetlerin giderileceği vurgusu öne çıktı. Bu yaklaşım piyasadaki güven kaybını sınırlandırmayı amaçlayan bir açıklama olarak değerlendirilse de muhalefetin gündeme getirdiği siyasi sorumluluk ve geçmişteki denetim eksiklikleri konusunda aynı açıklıkta yanıtlar verilmedi.

Nitekim 131 fonun tasfiye işlemleri henüz tamamlanmış değil. SPK, Tera fonlarının tasfiyesi için İş Bankasını, diğer altı şirketin fonları için Ziraat Bankasını görevlendirdi. Tasfiye süresi altı aya kadar uzatılırken belirli fonlarda yatırımcılara net yatırımları esas alınarak fon başına en fazla bir milyon liralık ara ödeme yapılması kararlaştırıldı. Ancak fon varlıklarının hangi fiyatlarla nakde çevrileceği ve toplam zararın ne kadar olacağı henüz kesinleşmedi.

Dolayısıyla hükümetin çözüm sürecinin ilerlediğine ilişkin açıklamaları ile yatırımcıların paralarına fiilen kavuşması arasında henüz kapanmamış bir mesafe bulunuyor.

Ömer Çelik: “Belgesi Olan Yargıya Götürsün”

AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in 7 Ekim’de partisinin Merkez Yürütme Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamalar, iktidarın siyasi tartışmaya verdiği yanıtın son örneği oldu.

Çelik, fon soruşturmasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iradesiyle yürütüldüğünü belirterek devlet kurumlarının gerekli bilgi ve belgelere sahip olduğunu, usulsüzlük yapanların ortaya çıkarılacağını söyledi. Muhalefetin Erdoğan’ı ve AKP yöneticilerini hedef alan açıklamalarına tepki gösteren Çelik, elinde bilgi veya belge bulunanların bunları yargıya sunmasını istedi.

Çelik’in “Siyasi linçe de siyasi himayeye de karşıyız” açıklaması, AKP’nin iddiaların araştırılmasına karşı olmadığı yönündeki savunmasının merkezine yerleşti.

Ancak burada birbirinden ayrı iki sorumluluk alanı bulunuyor. Birincisi, manipülasyon ve usulsüzlük iddialarının bağımsız yargı tarafından araştırılması ve suç işleyenlerin cezalandırılmasıdır. İkincisi ise kamu otoritelerinin denetim görevlerini neden zamanında yerine getiremediğinin siyasi olarak açıklanmasıdır. Birincisinin yargıya bırakılması, ikincisinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Üstelik Çelik’in devletin bütün bilgi ve belgelere ulaşabilecek kapasitede olduğunu söylemesi, denetim kurumlarının daha önceki uyarılara rağmen neden etkili bir müdahalede bulunamadığı sorusunu da gündemde tutuyor.

Çelik’in adı da fon soruşturması kapsamında yurt dışına kaçtığı ileri sürülen Osman Arıkan Nacar ile Bodrum’da tatil yaptığı iddiaları üzerinden tartışmaya açıldı. Çelik bu iddialara ilişkin sorular karşısında bilgi ve belgesi olanların yargıya başvurması gerektiğini yineledi. Basına yansıyan bu iddialar hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmuyor.

Muhalefet Siyasi Sorumluluk ve Meclis Araştırması İstiyor

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, fon krizinin yalnız finansal işlemler üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek iktidara yakın kişilerin konumlarının yatırımcılarda güven oluşturduğu iddiasını gündeme getirdi. Özel, geçmişte fonlardan yüksek kazanç sağlayan ve AKP ile bağlantılı olduklarını ileri sürdüğü kişilerin mal varlıklarının araştırılmasını, hukuka aykırı kazançların tespit edilmesi halinde bunların mağdurların zararlarının karşılanmasında kullanılmasını istedi.

Özel ayrıca 11 ekonomistin hazırladığı 15 maddelik kanun teklifini Meclise sunduklarını açıkladı. Bütün partilerin katılacağı ortak bir çalışma yürütülmesini öneren Özel, fon krizinin ekonomik ve siyasi boyutlarının birlikte ele alınmasını istedi. Erdoğan’ın krizin sınırlı kaldığı yönündeki açıklamalarına karşı ise siyasi sorumluluk üstlenilmesi gerektiğini savunarak istifa veya erken seçim çağrısında bulundu.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da yaşananları yalnız mali bir kriz olarak görmediklerini belirterek bütün siyasi partilerin eşit biçimde temsil edileceği bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını önerdi. Dervişoğlu, iktidardan kişilerin görevden ayrılmasından önce hesap verilmesini istediklerini söyledi.

Buna karşılık MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, fon soruşturması için ayrıca bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasına gerek olmadığını ifade etti. Böylece muhalefetin siyasi denetim talebi ile iktidar blokunun mevcut soruşturma mekanizmalarını yeterli gören yaklaşımı arasındaki ayrım belirginleşti.

Mağdurların Parası Beklerken Siyasi Tartışma Sürüyor

SPK’nin 1 Ekim’de açıkladığı düzenlemeler kapsamında bazı fonlarda yatırımcılara ara ödeme yapılmasının önü açıldı. Ayrıca fonlardan veya ilgili hisse işlemlerinden olağanüstü kazanç elde ettiği değerlendirilen kişilerin bu kazançlarını iade edebilmesi için hesaplar oluşturuldu. Ancak isteğe bağlı iade mekanizmasının ne ölçüde sonuç vereceği ve soruşturma sonunda hangi kazançların hukuka aykırı sayılacağı henüz belli değil.

Krizin toplumsal boyutu ise yalnız yüksek tutarlı yatırım yapanlarla sınırlı değil. Yüksek enflasyon karşısında birikimlerini korumaya çalışan küçük yatırımcıların da fonlara yönelmiş olması, finans piyasalarındaki gelişmelerin gündelik hayatla bağını ortaya koyuyor. Bir yanda kısa sürede olağanüstü kazançlar elde edildiği iddiaları araştırılırken diğer yanda tasfiye sürecinin sonucunu bekleyen yüz binlerce insan bulunuyor.

Bugün gelinen noktada fon krizinin üç temel sorusu henüz yanıtlanmış değil: Olağanüstü kazançların arkasındaki işlemler nasıl gerçekleşti? Kamu kurumları önceden bilinen risklere neden zamanında müdahale edemedi? Siyasi bağlantılara ilişkin iddialar hangi somut bulgularla açıklığa kavuşturulacak?

AKP yönetimi soruşturmanın sürdüğünü, bütün usulsüzlüklerin ortaya çıkarılacağını ve mağdurların haklarının korunacağını söylüyor. Muhalefet ise bu açıklamaların siyasi sorumluluğu karşılamadığını, Meclisin de denetim görevini üstlenmesi gerektiğini savunuyor.

Fonların tasfiyesiyle yatırımcıların zararlarının giderilmesi, soruşturmanın adli boyutunun sonuçlandırılması ve kamu kurumlarının geçmişteki kararlarının incelenmesi birbirinden farklı süreçler. Bunlardan yalnız birinin tamamlanması, diğerlerine ilişkin soruları ortadan kaldırmayacak.

Çünkü fon krizi yalnız paranın nereye gittiğiyle ilgili değil; o para el değiştirirken denetim yetkisini elinde bulunduranların ne yaptığıyla da ilgili.


  • NHY / Reuters · Deutsche Welle · Anadolu Ajansı · Ekonomim · Cumhuriyet · Sözcü · Medyascope · Habertürk · TRT Haber · SPK