Milli Eğitim Bakanlığının Alevi-Bektaşi inancı ve kültürüne ilişkin hazırladığı eğitim modülleri, Alevi kurumlarının sert tepkisine yol açtı. Yedi Alevi kurumu, Aleviliğin tarihinin, kültürünün ve edebiyatının öğretilmesine karşı olmadıklarını ancak “Aleviliğin kim tarafından, hangi anlayışla ve hangi yetkiyle anlatılacağı” sorusunun belirleyici olduğunu açıkladı. Tartışma, Türkiye’de Alevi çocukların zorunlu din derslerinden cemevlerinin statüsüne, devletin Aleviliği tanımlama girişimlerinden eşit yurttaşlık talebine kadar uzanan onlarca yıllık hak mücadelesini yeniden gündeme taşıdı.

Milli Eğitim Bakanlığının Alevi-Bektaşi inancı ve kültürüne yönelik hazırladığı eğitim modülleri, Alevi kurumlarının tepkisiyle yeni bir tartışmanın merkezine yerleşti.

Alevi-Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Türkiye Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından yapılan ortak açıklamada, Aleviliğin tarihinin ve kültürünün öğretilmesine karşı olunmadığı vurgulandı.

Ancak kurumlar, temel meselenin Aleviliğin devlet tarafından hangi çerçevede tanımlanacağı ve gelecek kuşaklara kimin tarafından aktarılacağı olduğunu belirtti.

MEB’in hazırladığı 104 saatlik “Alevi-Bektaşilikte Yol Erkân” modülüne tepki gösteren kurumlar, yol ve erkân hizmetlerinin devletin vereceği bir sertifikaya bağlanamayacağını ifade etti. “Bir devlet kurumu tarafından verilen ‘usta öğreticilik belgesi’, bir kişiyi Alevi yolunun inançsal taşıyıcısı yapmaz” denildi.

Bu itiraz, eğitim alanında yıllardır devam eden daha büyük bir sorunun tam ortasına oturuyor: Devlet Aleviliği öğretebilir mi, yoksa Aleviliğin ne olduğuna ilişkin söz hakkı Alevi toplumunun kendisine mi ait olmalı?

MEB’in Alevilik İçin Hazırladığı 12 Modül

MEB’in açıklamalarına göre Alevi-Bektaşi alanında farklı yaş gruplarına yönelik toplam 12 modül hazırlanmış durumda.

Bakanlığın Tunceli’de yaptığı açıklamaya göre 13 yaş üzeri için “Alevi ve Bektaşiliğin Temel Esasları” 96 saat, “Alevi Bektaşilikte Yol Erkân” 104 saat, “Alevi Bektaşi Tarihi” 92 saat, “Alevilik Bektaşilikte Toplumsal Kurumlar” 80 saat, “Alevi Bektaşi Edebiyatı” 96 saat, “Alevi Bektaşilikte Ocaklar ve Dergâhlar” 112 saat, “Alevi Bektaşi Hak Aşıkları Ulu Ozanları” 96 saat ve “Alevi Bektaşi Müziği” 90 saatlik modüller olarak sıralandı. 13 yaş altındaki çocuklar için de edebiyat ve sanat, semah, Alevilik-Bektaşiliğe giriş ve değerler başlıklarında dört modül bulunuyor.

MEB açısından bu çalışma Alevi-Bektaşi tarihinin ve kültürünün eğitim alanına taşınması olarak sunuluyor. Nitekim Bakan Yusuf Tekin de 2025’te Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının kurulmasını “zihniyet devrimi” olarak nitelendirmiş ve Bakanlığın bu alanda etkinlikler planladığını açıklamıştı.

Ancak Alevi kurumlarının itirazı tam da burada başlıyor.

Çünkü Alevilik yalnızca kitaplardan, müfredatlardan veya devletin hazırladığı eğitim programlarından öğrenilebilecek bir kültürel başlık olarak görülmüyor. Alevi kurumları açısından yol, erkân, ocak, pir, talip, cem ve rızalık gibi kavramlar yaşayan bir inanç sisteminin parçası.

Dolayısıyla tartışma “Alevilik eğitimde anlatılsın mı?” sorusundan çok daha derinde.

Asıl soru, Aleviliğin devletin hazırladığı bir müfredat içerisinde yeniden tarif edilip edilemeyeceği.

Zorunlu Din Dersi Meselesi Hâlâ Çözülmüş Değil

Alevilerin eğitim alanındaki itirazlarının geçmişi bugünkü modüllerden çok daha eski.

Türkiye’de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ilkokul ve ortaöğretimde zorunlu olmaya devam ediyor. MEB’in güncel programında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi 4-8. sınıflarda yer alırken, ortaöğretimde 9-12. sınıflar için zorunlu ders olarak uygulanıyor.

Alevilerin temel itirazlarından biri ise bu dersin yalnızca “din kültürü” sınırları içerisinde kalmadığı ve Sünni-Hanefi İslam yorumunu merkez alan bir içeriğe sahip olduğu yönünde.

Bu tartışma yalnızca siyasi veya toplumsal bir değerlendirme değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansımış durumda.

AİHM, Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye ile Mansur Yalçın ve diğerleri/Türkiye kararlarında Türkiye’deki zorunlu din dersleri sisteminin tarafsızlık ve çoğulculuk bakımından sorunlarını ortaya koydu.

Anayasa Mahkemesi de 2022 tarihli kararında, 2018-2019 eğitim yılına kadar yürürlükte bulunan müfredatın zorunlu din kültürü öğretiminin sınırlarını aşarak İslam dininin ve belirli bir yorumunun eğitimine dönüştüğü sonucuna vardı ve ebeveynlerin eğitimde dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Dolayısıyla bugün MEB’in Alevilik için yeni eğitim modülleri hazırlaması, Alevi toplumunun yıllardır dile getirdiği temel soruyu ortadan kaldırmış değil.

Tam tersine, yeni bir soru ortaya çıkarıyor:

Devlet Aleviliği kendi müfredatında anlatırken, Alevi çocuğun kendi inancını nasıl ve kimden öğreneceği sorusu ne olacak?

“Aleviliği Aleviler Anlatmalı”

Alevi kurumlarının ortak açıklamasındaki en güçlü vurgu da burada.

Kurumlar, Alevi toplumunun kendi inancını ve kültürünü çocuklarına aktarma hakkının öznesinin yine Alevi toplumu olduğunu belirtiyor.

Bu yaklaşım, eğitim hakkını yalnızca okulda verilen ders üzerinden değil, inancın kuşaktan kuşağa aktarılması hakkı üzerinden değerlendiriyor.

Alevi kurumlarının “Alevilik Alevilerin yoludur” vurgusu bu nedenle yalnızca bir kültürel sahiplenme ifadesi değil; devletin inanç alanındaki sınırlarına ilişkin açık bir itiraz.

Türkiye’de devletin Alevilikle kurduğu ilişkinin son yıllarda kurumsallaşan bir başka ayağı da Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı oldu.

Alevi kurumlarının önemli bir bölümü bu yapıya başından beri itiraz etti. Eleştirilerin merkezinde, devletin Alevilerin sorunlarını çözmek yerine Aleviliği devlet eliyle tanımlayan ve yöneten bir mekanizma oluşturduğu düşüncesi bulunuyor.

2026 Eylülünde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği de danışma kurulu sonuç bildirgesinde devletin inançları tanımlayan ve biçimlendiren bir konumda olamayacağını vurgulayarak, Alevilerin taleplerinin ayrıcalık değil eşit yurttaşlık olduğunu açıkladı.

Cemevi Statüsü Hâlâ Meclis’te Bekliyor

Alevilerin eğitim alanındaki sorunları, cemevlerinin hukuki statüsü ve kamusal eşitlik taleplerinden bağımsız değil.

Cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasına yönelik kanun teklifleri halen TBMM komisyonlarında bulunuyor. 2025 yılında verilen bir kanun teklifinde cemevlerinin hukuken ibadethane olarak tanınması, ibadethanelere sağlanan hak, muafiyet ve kolaylıklardan yararlandırılması ve işlevi değiştirilen cemevlerinin ilgili Alevi-Bektaşi kurumlarına iade edilmesi öngörüldü. Teklif hâlen komisyonda.

Bu tablo Alevi kurumlarının neden yalnızca eğitim modüllerine değil, devletin Alevilikle kurduğu ilişkinin tamamına itiraz ettiğini de gösteriyor.

Çünkü mesele yalnızca “Alevilik ders kitaplarında doğru anlatılıyor mu?” sorusundan ibaret değil.

Cemevi ibadethane olarak tanınmıyorsa, zorunlu din dersleri konusunda AİHM kararları tam olarak uygulanmıyorsa ve Alevi kurumları devletin kendi inanç tanımını üretmesine itiraz ediyorsa, MEB’in hazırladığı modüller bu daha geniş tartışmanın içine yerleşiyor.

Uluslararası Raporlarda Da Eğitim Sorunu Var

Türkiye’deki Alevi eğitim sorununa ilişkin eleştiriler yalnızca Alevi kurumlarıyla sınırlı değil.

2025 Türkiye Raporu’nda Avrupa Komisyonu, Türk eğitim sisteminin farklı din, mezhep ve inançlar karşısında tarafsızlık ve nesnellik güvencesini halen tam olarak sağlayamadığını, AİHM’in zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine ilişkin tespit ettiği eksikliklerin giderilmesine yönelik yeterli adım atılmadığını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının Türkiye’ye ilişkin din özgürlüğü raporlarında da Alevilerin zorunlu din derslerinden muafiyet konusunda yaşadığı sorunlar ve müfredatta Aleviliğe ilişkin bilgilerin yetersiz veya bazı durumlarda yanlış olduğu yönündeki Alevi itirazları kayda geçirildi.

2025’te yayımlanan akademik bir çalışma da Alevi üniversite öğrencilerinin zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine ilişkin deneyimlerini inceleyerek, konunun hâlâ önemli bir hak ve eğitim politikası sorunu olduğunu ortaya koydu.

Dolayısıyla MEB’in bugün hazırladığı yeni modüller, geçmişteki sorunun üzerine eklenen yeni bir katman olarak tartışılıyor.

Sorun Aleviliğin Öğretilmesi Değil, Kimin Aleviliği?

Alevi kurumlarının açıklamasının özü burada düğümleniyor.

Alevi tarihi, Alevi edebiyatı, ozanları, müziği, ocakları ve dergâhlarının eğitim içerisinde yer almasına karşı çıkılmıyor. İtiraz, devletin bunları bir bütün olarak tanımlayıp “doğru Alevilik” çerçevesi oluşturabilecek bir konuma gelmesine yöneliyor.

Çünkü Alevilik, yalnızca bir tarih başlığı değil; yaşayan bir inanç, kültür ve toplumsal hafıza.

Devletin görevi Aleviliği tanımlamak yerine, Alevi yurttaşların kendi inançlarını özgürce yaşayabilmelerinin ve çocuklarına aktarabilmelerinin koşullarını sağlamak olduğuna ilişkin talep, Alevi kurumlarının eşit yurttaşlık mücadelesinin temel başlıklarından biri.

Bu nedenle yedi Alevi kurumunun MEB’e verdiği yanıt, tek bir eğitim modülüne yönelik itirazdan daha büyük bir anlam taşıyor.

Aleviler, kendi inançlarının devlet tarafından yeniden tarif edilmesini değil, kendi inançlarını kendilerinin yaşama ve gelecek kuşaklara aktarma hakkının tanınmasını istiyor.

Ve tartışmanın düğümlendiği yer tam da burası:

Alevilik devletin hazırladığı bir müfredatın konusu olabilir; ama Aleviliğin kendisini devlet belirleyemez.


  • TB / MEB, Anayasa Mahkemesi, TBMM, PİRHA, Avrupa Komisyonu Türkiye Raporu, ABD Dışişleri Bakanlığı, European Council of Religious Freedom kaynakları, Marmara Üniversitesi akademik araştırması, Yol TV, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği