back to top
Ana Sayfa Haber Avrupa’da Sağ Neden Yükseliyor? Neoliberalizmin Ardından Gelen Büyük Siyasi Savrulma

Avrupa’da Sağ Neden Yükseliyor? Neoliberalizmin Ardından Gelen Büyük Siyasi Savrulma

Almanya’da AfD’nin bir eyalet seçiminde ilk kez birinci parti olması, İtalya’da Giorgia Meloni’nin iktidarını sürdürme iddiasını güçlendirmesi ve Fransa’dan Avusturya’ya kadar sağın yükselişi, Avrupa’da yalnızca bir seçim trendine değil, neoliberal düzenin yarattığı toplumsal ve siyasal tahribatın ürettiği yeni bir döneme işaret ediyor.

Avrupa siyasetinde taşlar yerinden oynuyor. Savaş sonrası Almanya’nın en güçlü siyasi tabularından biri 6 Eylül 2026’da kırıldı: Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD), Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde yüzde 44,5 oy alarak birinci parti oldu. Böylece AfD, Almanya’da savaş sonrasında ilk kez bir eyalet seçiminden birinci çıktı.

İtalya’da ise başka bir tablo var. Giorgia Meloni hükümeti 1.413 günle İtalya Cumhuriyet tarihinin en uzun süre görev yapan hükümeti oldu. Meloni, 2027 seçimlerine giderken bu sürekliliği bir başarı hikâyesi olarak sunuyor ve seçmenden iktidarını sürdürmek için yeniden destek istiyor.

Bu iki gelişme birlikte okunduğunda Avrupa’daki değişimin yönü daha net görülüyor: Merkez siyasetin çözülmesi, sağın yalnızca muhalefet seçeneği olmaktan çıkıp iktidarın doğal adayı haline gelmesi ve ekonomik düzenle siyasal temsil arasındaki bağın kopması.

Neoliberal Düzenin Bıraktığı Toplumsal Miras

Avrupa’nın son kırk yılı, sermayenin hareket serbestisini genişleten, kamu harcamalarını sınırlayan, emek piyasalarını esnekleştiren ve sosyal devletin birçok alanını piyasa mantığına açan neoliberal politikalarla şekillendi.

Bu model uzun süre büyüme, rekabetçilik ve refah artışı vaat etti. Ancak ortaya çıkan sonuç, toplumun bütün kesimlerinin aynı ölçüde kazandığı bir düzen olmadı.

Ücretlerin baskılanması, güvencesiz istihdam, konut maliyetlerinin yükselmesi, kamusal hizmetlerin aşınması, sanayisizleşme ve gelir dağılımındaki bozulma, geniş toplumsal kesimlerde gelecek duygusunu zayıflattı.

Üstelik sorun yalnızca yoksullaşan kesimlerle sınırlı kalmadı. Avrupa’nın orta sınıflarında da aşağı doğru hareketlilik korkusu büyüdü. Araştırmalar, özellikle orta sınıflardaki ekonomik güvencesizliğin radikal sağ partilere verilen desteği artırabildiğini gösteriyor.

Bu nedenle Avrupa’daki sağ dalgayı yalnızca göç, kültür savaşı veya milliyetçilik üzerinden okumak eksik kalıyor.

Göçmen karşıtlığı çoğu zaman daha derindeki ekonomik ve sosyal huzursuzluğun siyasal tercümesine dönüşüyor.

Kaybedenler Öfkenin Yönünü Değiştirdi

Neoliberal dönemin en önemli siyasal sonuçlarından biri, emek ile sermaye arasındaki çatışmanın siyasal görünürlüğünün zayıflaması oldu.

Geleneksel sosyal demokrat partiler, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren piyasa ekonomisinin sınırlarını sorgulamak yerine onun yönetilebilir bir versiyonunu savunmaya başladılar. Merkez sağ ile merkez sol arasındaki ekonomik politika farkları daraldı.

Sonuçta seçmen açısından kritik bir soru ortaya çıktı:

“Kim benim hayatımı değiştirecek?”

Bu soruya solun güçlü bir ekonomik ve sınıfsal yanıt üretemediği dönemlerde sağ, başka bir cevap verdi: “Sorunun nedeni göçmenler, Brüksel, küreselleşme, elitler, sınırlar ve eski düzen.”

Bu anlatı çoğu zaman gerçek ekonomik sorunların nedenlerini açıklamıyor. Ancak öfkeye bir hedef, kaygıya bir düşman ve siyasal çaresizliğe basit bir çıkış yolu sunuyor.

Avrupa’daki sağın başarısının önemli bölümünü burada aramak gerekiyor.

Almanya’da Kırılan Sadece Bir Seçim Rekoru Değil

Saksonya-Anhalt sonucu bu nedenle Almanya açısından sıradan bir eyalet seçimi sonucu değil.

AfD’nin yüzde 44,5’e ulaşması, 2021’de aldığı oyun neredeyse iki katına çıkması anlamına geliyor. Aynı seçimde Başbakan Friedrich Merz’in CDU’sunun yüzde 18,5’te kalması, geleneksel merkez sağın yaşadığı gerilemenin boyutunu da ortaya koydu.

Üstelik AfD’nin yükselişi yalnızca göç meselesiyle açıklanamıyor. Doğu Almanya’nın uzun süreli ekonomik ve demografik sorunları, sanayideki dönüşüm, düşük ücretler, bölgesel eşitsizlikler ve Berlin’deki siyasi merkeze yönelik güvensizlik, sağın kendisine yeni bir toplumsal taban oluşturmasına yardımcı oluyor.

AfD artık yalnızca protesto oylarının adresi değil; sistemin geleceğine talip olduğunu ilan eden bir siyasi güç.

Bu durum Almanya’nın savaş sonrası siyasal mimarisini doğrudan sarsıyor.

İtalya’da Sağ Artık Geçici Değil

İtalya ise Avrupa’nın başka bir gerçeğini gösteriyor.

Meloni’nin başarısı, aşırı sağın yalnızca ekonomik kriz dönemlerinde yükselen geçici bir protesto hareketi olmadığını gösteriyor. Meloni hükümeti yaklaşık dört yıldır iktidarda ve 2027 seçimleri yaklaşırken Fratelli d’Italia hâlâ güçlü bir siyasi aktör konumunda.

Meloni’nin önemli siyasi başarısı burada yatıyor: Radikal sağın bazı unsurlarını devlet yönetimiyle uyumlu hale getirerek kendisini yalnızca protestonun değil, iktidarın temsilcisi olarak konumlandırdı.

Ekonomi, Avrupa Birliği ve dış politika alanlarında daha pragmatik bir çizgi izlerken göç, güvenlik ve kimlik politikalarında sağın sert söylemini korudu.

Bu model Avrupa’nın başka yerlerinde de dikkatle izleniyor.

Fransa’da Sıradaki Büyük Eşik

Avrupa’nın en kritik siyasi sınavlarından biri ise 2027 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimi olacak.

Marine Le Pen ve Ulusal Birlik (RN), mevcut tabloda seçimin en güçlü aktörlerinden biri. Temmuz ayında yayımlanan anketlerde Le Pen ilk turda yüzde 36 seviyesine kadar çıkarken rakiplerinin hiçbiri yüzde 20’yi aşamıyordu.

Fransa’daki mesele artık RN’nin güçlü olup olmadığı değil.

Asıl soru, Fransa’nın merkez siyasetinin RN’yi iktidardan uzak tutacak toplumsal ve siyasal bir alternatif üretip üretemeyeceği.

Macron döneminin ardından merkez siyasetin parçalanması, solun kendi içindeki bölünmeler ve ekonomik hoşnutsuzluk, sağın önünü açan zemini genişletiyor.

Avusturya’dan İspanya’ya Aynı Dalgının Farklı Biçimleri

Avrupa’nın sağa savruluşu Almanya, İtalya ve Fransa’yla sınırlı değil.

Avusturya’da FPÖ, 2024 parlamento seçimlerini yüzde 28,85 ile birinci tamamladı ve parlamentodaki en büyük parti konumunu koruyor.

İspanya’da Vox, özellikle göç ve güvenlik tartışmalarının sertleştiği bölgelerde etkisini artırıyor. Endülüs’teki son bölgesel seçimlerde Halk Partisi mutlak çoğunluğun altında kalırken Vox sandalye sayısını artırdı.

Portekiz’de Chega ise 2026 cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yüzde 23,5’lik oy oranıyla ülkenin ikinci büyük siyasi gücü haline geldi.

İsveç’te ise aşırı sağcı İsveç Demokratları doğrudan hükümette olmasa da sağ koalisyonun temel dayanaklarından biri. 13 Eylül seçimleri öncesinde sağ blok ile merkez sol arasındaki farkın son haftalarda daralması, ülkenin siyasi yöneliminin ne kadar kritik hale geldiğini gösteriyor.

Bütün bu örnekler aynı siyasi modelin birebir kopyası değil. Ancak ortak bir eğilim var:

Merkez siyasetin toplumsal meşruiyeti aşınıyor; sağ, bu boşluğu kimlik, güvenlik, göç ve milliyetçilik üzerinden dolduruyor.

Avrupa’nın Asıl Krizi Sağ Değil, Merkezin Çöküşü

Burada Avrupa’nın yaşadığı dönüşümün en önemli boyutu ortaya çıkıyor.

Sağın yükselişi yalnızca sağın başarısı değil; aynı zamanda merkezin başarısızlığının sonucu.

Neoliberal ekonomik düzen toplumlara refah vaat ederken geniş kesimlere giderek daha fazla güvencesizlik, borçluluk ve gelecek kaygısı bıraktı. Sosyal demokrat partiler ise bu dönüşüme itiraz etmek yerine çoğu zaman onun yönetici ortaklarına dönüştü.

Böylece işçi sınıfının geleneksel siyasal temsil kanalları zayıfladı.

Ortaya çıkan boşluğu sağ doldurdu.

Bu nedenle Avrupa’daki bugünkü siyasal dönüşüm, basitçe “Avrupa sağa kayıyor” cümlesinden daha derin bir anlam taşıyor.

Avrupa, neoliberalizmin yarattığı ekonomik ve toplumsal tahribatın siyasal faturasını ödüyor.

Öfke Sağa Mı Mahkûm?

Ancak bu tablonun kaçınılmaz sonucu sağın kalıcı egemenliği olmak zorunda değil.

Tam tersine, Avrupa’daki sağ yükselişin altında bulunan ekonomik hoşnutsuzluk, başka bir siyasal yönelimin de toplumsal zeminini oluşturabilir.

Araştırmalar da ekonomik güvencesizlik ile radikal sağ arasında otomatik ve tek yönlü bir ilişki olmadığını gösteriyor. Bazı koşullarda aynı ekonomik güvencesizlik radikal sola yönelimi de güçlendirebiliyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca insanların neden sağa oy verdiği değil.

Asıl mesele, insanların neden mevcut düzene artık inanmadığı.

Avrupa’nın önündeki temel siyasal soru burada düğümleniyor: Emekçilerin, güvencesizlerin ve giderek geleceğini kaybetme korkusu yaşayan orta sınıfların öfkesini göçmenlere ve birbirlerine yönelten sağ mı kazanacak, yoksa bu öfkeyi ücret, sosyal devlet, kamusal hizmet, konut, çalışma hakkı ve eşitlik üzerinden yeniden siyasal bir programa dönüştürebilecek başka bir seçenek mi ortaya çıkacak?

Almanya’daki AfD zaferi ile İtalya’daki Meloni kalıcılığı, bu sorunun artık ertelenemeyeceğini gösteriyor.

Avrupa’da değişen yalnızca hükümetlerin rengi değil. Neoliberal dönemin siyasal dengeleri çözülüyor. Ve boşalan merkez, şimdilik en hızlı biçimde sağ tarafından dolduruluyor.


TB / Reuters, Associated Press (AP), ANSA, Euronews, Financial Times; Journal of Contemporary European Studies, Review of Income and Wealth ve Social Science Research’te yayımlanan akademik çalışmalar.