Dilovası’nda yedi işçinin yaÅŸamını yitirdiÄŸi kozmetik fabrikası yangınına iliÅŸkin kamu görevlileri hakkında hazırlanan iddianame, yalnızca bireysel ihmalleri deÄŸil, yıllardır biriken denetimsizlik, kaçak yapılaÅŸma ve siyasi müdahale iddialarını da yargı dosyasına taşıdı. İddianamede yer alan ifadeler, kamu yönetimindeki kurumsal zafiyetlerin ölümcül sonuçlar doÄŸurduÄŸunu ortaya koyarken, eski AK Partili Belediye BaÅŸkanı Hamza Åžayir hakkında dile getirilen “baskı” iddiaları soruÅŸturmanın siyasal boyutunu da gündeme taşıdı.
İddianame Kurumsal İhmaller Zincirini Ortaya Koydu
Gebze Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Dilovası Belediye BaÅŸkan Yardımcıları Necati Temiz ve Hüseyin Öztürk ile eski ve mevcut yapı kontrol ve zabıta yöneticileri dahil yedi kamu görevlisi hakkında, “bilinçli taksirle birden fazla kiÅŸinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçlamasıyla dava açıldı.
ANKA Haber Ajansı’nın ulaÅŸtığı iddianameye göre, ifadeler yalnızca yangının yaÅŸandığı fabrikaya iliÅŸkin ihmalleri deÄŸil, belediye yönetiminde uzun yıllardır süren denetim eksikliÄŸini de gözler önüne seriyor. Dosyadaki beyanlar, görev tanımlarındaki belirsizlikten ruhsat süreçlerindeki kontrol eksikliÄŸine, kaçak yapıların yıllarca yıkılmamasından kurumlar arasındaki koordinasyon sorunlarına kadar çok sayıda yapısal soruna iÅŸaret ediyor.
“Yüzde 98’i Kaçak” İtirafı Sistemsel Çöküşü Gözler Önüne Serdi
İddianamenin en dikkat çekici bölümlerinden biri, belediye yöneticilerinin Dilovası’ndaki kaçak yapılaÅŸmaya iliÅŸkin ifadeleri oldu.
Eski Yapı Kontrol Müdürü Cihan Sorgucu ile mevcut Yapı Kontrol Müdürü Muammer Telli, ilçedeki yapıların yaklaşık yüzde 90 ila 98’inin kaçak olduÄŸunu ifade etti. Bu tespit, facianın münferit bir ihmalden çok, yıllar boyunca denetlenmeyen ve hukukun uygulanmadığı bir yapılaÅŸma düzeninin sonucu olduÄŸu yönündeki deÄŸerlendirmeleri güçlendirdi.
İddianamede yer alan ifadeler, hakkında yıkım kararı bulunan çok sayıda yapının yıllarca ayakta kaldığını, gerekli yıkımların ise bütçe, personel ve ihale gerekçeleriyle sürekli ertelendiğini ortaya koyuyor. Patlamanın meydana geldiği binanın da 2017 yılından beri yıkım kararı bulunan yapılar arasında yer aldığı, ancak faciadan dört ay önce açılan yıkım ihalesinin sonuçsuz kaldığı belirtildi.
Eski Belediye Başkanına Siyasi Baskı İddiası
Dosyanın en çarpıcı baÅŸlıklarından biri ise eski Yapı Kontrol Müdürü Cihan Sorgucu’nun ifadeleri oldu.
Sorgucu, 2019 sonrasında kanunları uygulamaya çalıştığı gerekçesiyle dört kez görev yerinin değiştirildiğini, açtığı davaları kazanmasına rağmen sistematik baskı ve mobbinge maruz bırakıldığını öne sürdü.
Daha da önemlisi, dönemin AK Partili Dilovası Belediye BaÅŸkanı Hamza Åžayir’in, hakkında iÅŸlem yapılması gereken bazı kaçak yapılara iliÅŸkin dosyaların bekletilmesi yönünde baskı yaptığını iddia eden Sorgucu, kaçak yapı tespit tutanağı düzenlememesi için kendisine doÄŸrudan talimat verildiÄŸini ileri sürdü.
Sorgucu ifadesinde, “Kaçak bina tespit tutanağı düzenlemem halinde beni görevden alacağını söyledi. Tutanağı hazırlayamadan yaklaşık 15 dakika içerisinde görevden alındım” dedi. Bu iddialarını destekleyen mesaj kayıtlarının ekran görüntülerini de soruÅŸturma dosyasına sunduÄŸunu beyan etti.
Bu iddialar, soruşturmanın yalnızca teknik ihmal boyutuyla sınırlı kalmayıp, kamu görevlerinin yerine getirilmesinin siyasi müdahalelerle engellenip engellenmediği sorusunu da gündeme taşıdı.
İmzalar Atıldı, Denetim Yapılmadı
İfadelerde dikkat çeken bir diğer ortak unsur ise üst düzey belediye yöneticilerinin sorumluluğu altındaki işlemleri yeterli inceleme yapmadan onayladıklarını kabul etmeleri oldu.
Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz, mevzuata yeterince hakim olmadığını, yoğunluk nedeniyle müdürlerinin hazırladığı evrakları çoğu zaman eklerini incelemeden imzaladığını söyledi. Ruhsat verilen adres ile patlamanın yaşandığı adresin farklı olduğunu savunan Temiz, olayda herhangi bir kusuru bulunmadığını ileri sürdü.
Ancak iddianamede yer alan bu savunmalar, kamu yönetiminde imza yetkisinin sorumluluk doğurduğu gerçeği ile birlikte değerlendirildiğinde, denetim mekanizmalarının neden işletilemediğine ilişkin yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Facianın Ardında Bireysel Değil Kurumsal Sorumluluk Tartışması Var
Dilovası’nda yedi işçinin yaÅŸamını yitirdiÄŸi yangın, yalnızca bir iÅŸ güvenliÄŸi faciası olarak deÄŸil, yerel yönetimlerde denetim yükümlülüğünün nasıl yerine getirildiÄŸini sorgulatan önemli dosyalardan biri haline geldi.
İddianamede yer alan ifadeler; ruhsat süreçleri, kaçak yapı denetimleri, yıkım kararlarının uygulanmaması, bütçe yetersizlikleri ve siyasi baskı iddialarının iç içe geçtiÄŸi karmaşık bir yönetim tablosuna iÅŸaret ediyor. Özellikle yıllardır uygulanmayan yıkım kararları ve “kaçak yapılaÅŸmanın olaÄŸanlaÅŸtığı” yönündeki resmi beyanlar, facianın önlenebilir olup olmadığı sorusunu daha da güçlendiriyor.
Yargılama sürecinde mahkemenin, yalnızca bireysel kusurları değil, kamu yönetimindeki sistematik ihmal ve olası siyasi müdahaleleri de nasıl değerlendireceği, benzer faciaların önlenmesi açısından emsal niteliği taşıyacak.









