back to top
Ana Sayfa Haber 66 Milyon İnsanın Yalnızca 22,9 Milyonu Güvenceli Çalışıyor

66 Milyon İnsanın Yalnızca 22,9 Milyonu Güvenceli Çalışıyor

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun “66 milyon çalışabilir nüfusumuz var, sadece 22 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda” sözleri, Türkiye’nin çalışma hayatındaki en büyük çarpıklıklardan birini yeniden gündeme taşıdı. Sorun yalnızca işsizlik değil; milyonlarca insanın kayıt dışı, eksik, güvencesiz veya düşük nitelikli işlere mahkûm edildiği bir istihdam düzeninin ekonomik ve toplumsal sonuçları.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Halk TV’de Deniz Bayramoğlu’nun konuğu olarak emeğin gündemini değerlendirirken Türkiye’nin çalışma hayatındaki yapısal tabloya dikkat çekti. Çerkezoğlu, çalışma çağındaki yaklaşık 66 milyon kişiye karşılık yalnızca yaklaşık 22 milyon kişinin kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda bulunduğunu belirterek, kalıcı ve güvenceli istihdama dayanan üretim merkezli bir ekonomi politikasıyla çok daha geniş bir nüfusun kayıtlı, sigortalı ve sendikalı biçimde çalışabileceğini söyledi.

Bu ifade, yalnızca DİSK’in siyasal ve sendikal değerlendirmesi olarak görülmeyecek kadar önemli bir istatistiğe işaret ediyor. DİSK-AR’ın TÜİK verilerinden yaptığı hesaplamaya göre 2025 yılında 15 yaş ve üzerindeki 66 milyon 395 bin kişilik çalışma çağındaki nüfusun yalnızca 22 milyon 597 bini kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda bulunuyordu. KATİ olarak adlandırılan bu oran yüzde 34,0 düzeyinde kaldı. 2026’nın ikinci çeyreğine ilişkin güncel hesaplamada ise çalışma çağındaki yaklaşık 66,9 milyon kişinin 22,9 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda yer aldı.

Başka bir ifadeyle, çalışma çağındaki her üç kişiden yalnızca biri kayıtlı ve tam zamanlı bir işte bulunuyor. Bu veri, TÜİK’in resmi istihdam oranıyla karıştırılmamalı. TÜİK istihdam tanımı, referans haftasında en az bir saat ekonomik faaliyette bulunan kişileri de istihdam kapsamında değerlendiriyor. Dolayısıyla “istihdamda olmak” ile düzenli, tam zamanlı, sigortalı ve kayıtlı bir işte çalışmak aynı şey değil.

İstihdam Var, Güvence Yok

Türkiye’de çalışma hayatına ilişkin tartışmanın önemli bir bölümü resmi işsizlik oranı üzerinden yürütülüyor. Oysa işgücü piyasasının gerçek niteliğini anlamak için yalnızca “kaç kişi çalışıyor?” sorusunu sormak yetmiyor. Nasıl çalışıyor, kaç saat çalışıyor, sosyal güvenliği var mı, kayıtlı mı, işini kaybettiğinde hangi haklara sahip, sendikaya üye olabiliyor mu ve toplu pazarlık hakkından yararlanabiliyor mu? soruları da aynı ölçüde belirleyici.

TÜİK’in 2025 yıllık verilerine göre Türkiye’de 32 milyon 566 bin kişi istihdamda görünürken istihdam oranı yüzde 49 oldu. Aynı yıl işgücüne katılma oranı yüzde 53,5 olarak gerçekleşti. Ancak DİSK-AR’ın KATİ hesabı, resmi istihdam rakamının çalışma hayatının niteliğini tek başına göstermediğini ortaya koyuyor.

Bu farkın arkasında kayıt dışı çalışma, eksik ve kısmi istihdam, çalışma süreleri ve işlerin niteliği gibi unsurlar bulunuyor. SGK’nın verilerine göre kayıt dışı istihdam oranı 2025 itibarıyla yüzde 26,9 düzeyindeydi; tarım dışındaki oran ise yüzde 16,9 olarak açıklandı. Bu oranlar geçmiş yıllara göre gerilemiş olsa da, milyonlarca insanın hâlâ sosyal güvenlik sisteminin dışında veya kayıtlı istihdamın sağladığı bütün haklardan yoksun çalıştığını gösteriyor.

Kayıt Dışılık Kimin İşine Yarıyor?

Kayıt dışı istihdamın ekonomik sonuçları yalnızca çalışanın sosyal güvenlik hakkından mahrum kalmasıyla sınırlı değil. Yapılan akademik çalışmalar, kayıt dışılığın işveren açısından işgücü maliyetlerini düşürme ve kârı artırma imkânı yaratabildiğine, çalışan açısından ise sosyal güvenlikten ve çalışma hukukunun koruyucu mekanizmalarından uzaklaşmaya yol açtığına dikkat çekiyor.

Sosyal Güvence dergisinde yayımlanan bir araştırmada da kayıt dışı çalışmanın işveren açısından emek maliyetlerini azaltarak kârlılığı artırabildiği, bunun yanında haksız rekabet, iş barışının bozulması ve ekonomik dengelerin zarar görmesi gibi sonuçlar doğurduğu belirtiliyor. Başka bir akademik çalışma ise kayıt dışılığın çalışanları sosyal güvence bakımından savunmasız bıraktığını, devletin vergi ve sosyal güvenlik primi gelirlerinde kayba neden olduğunu ve ekonominin gerçek büyüklüğünün ölçülmesini güçleştirdiğini ortaya koyuyor.

Burada ortaya çıkan tablo son derece yalın: Bir işveren açısından kayıt dışı çalıştırılan işçi, yalnızca ücret ödenen bir emek gücü değildir; aynı zamanda ödenmeyen prim, ertelenen sosyal yükümlülük ve zayıflayan işveren sorumluluğu anlamına gelebilir. Çalışan açısından ise bunun karşılığı iş kazasında, hastalıkta, işsizlikte, emeklilikte veya işten çıkarılmada daha kırılgan bir konuma düşmektir.

Dolayısıyla kayıt dışılık yalnızca “devletin vergi kaybı” başlığı altında değerlendirilemez. Kayıt dışılık, çalışma hukukunun fiilen daralması anlamına da gelir. İşçinin çalışma saatinin, ücretinin, fazla mesaisinin, yıllık izninin, kıdeminin ve sosyal güvenlik hakkının korunması güçleştiği ölçüde işveren ile çalışan arasındaki güç dengesi de işveren lehine değişir.

Sendikasız İşçi, Daha Zayıf Pazarlık Gücü

Çalışma hayatındaki güvencesizliğin bir başka boyutu ise sendikal örgütlenme. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Temmuz 2026 verilerine göre Türkiye’de 17 milyon 630 bin işçiye karşılık sendika üyesi işçi sayısı 2 milyon 432 bin 789. Resmi sendikalaşma oranı yüzde 13,799 seviyesinde.

Üstelik resmi sendikalaşma oranı da toplu pazarlık hakkından fiilen yararlanan işçilerin tamamını göstermiyor. DİSK-AR’ın verilerine göre 2024 yılında toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı yaklaşık 1,95 milyondu ve toplam işçi sayısına oranı yüzde 10,2 düzeyindeydi. Özel sektörde sendikalaşma oranı ise 2026 Ocak verilerinde yüzde 6,69 olarak açıklanmıştı.

Bu tablo, ücretin yalnızca bireysel iş sözleşmesiyle belirlendiği bir çalışma düzeninin ne kadar genişlediğini gösteriyor. İşçinin pazarlık gücü yalnızca aldığı ücretle değil, örgütlenebilme ve toplu pazarlık yapabilme kapasitesiyle de ilgilidir. Sendikasızlık yaygınlaştıkça ücretin belirlenmesinde işçinin kolektif gücü zayıflıyor; işverenin belirlediği koşullar karşısında “işini kaybetme” tehdidi daha belirleyici hale geliyor.

Bu nedenle kayıtlı istihdam ile sendikal örgütlenme arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor. Kayıt dışı çalışan işçinin sendikal haklarını kullanması zaten son derece güçken, kayıtlı fakat örgütsüz işçi de çalışma koşullarının belirlenmesinde sınırlı bir kolektif güce sahip oluyor.

Sorun İşsiz İnsan Sayısından Daha Büyük

Türkiye’nin çalışma hayatındaki temel sorunlardan biri tam da burada ortaya çıkıyor. Meseleyi yalnızca “kaç kişi işsiz?” sorusuna indirgediğimizde, işsiz olmayan milyonlarca insanın hangi koşullarda çalıştığını görünmez hale getiriyoruz.

DİSK-AR’ın 2025 yılı hesaplamasına göre geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 89 bine ulaşmış durumda. Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30’un üzerine çıkarken kadınlarda bu oran yüzde 39,1 olarak hesaplandı.

Dolayısıyla Türkiye’de işgücü piyasasının sorunu yalnızca iş yaratamamak değil; yaratılan işin niteliği. Düşük ücretli, geçici, kayıt dışı, eksik süreli, sendikasız ve sosyal korumadan uzak işler çoğaldıkça istihdam rakamı yükselse bile çalışanların ekonomik güvenliği aynı ölçüde yükselmiyor.

Bu noktada üretim merkezli ekonomi tartışması önem kazanıyor. Çünkü kayıtlı, tam zamanlı ve güvenceli istihdamın yaygınlaşması yalnızca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın denetim kapasitesine bırakılamayacak kadar büyük bir ekonomik mesele. İstihdamın niteliği, ülkenin hangi sektörlerde büyüdüğü, sanayinin yapısı, tarımsal üretimin gücü, teknoloji yatırımları, kamu politikaları ve gelir dağılımıyla birlikte şekilleniyor.

Türkiye Neden 66 Milyonun Tamamını İstihdam Edemiyor?

Çerkezoğlu’nun “66 milyon insanı kayıtlı, tam zamanlı, güvenceli, sendikalı ve sigortalı biçimde istihdam edebiliriz” yaklaşımı, ekonomik açıdan tartışılması gereken bir hedef ortaya koyuyor. Elbette çalışma çağındaki nüfusun tamamının aynı anda tam zamanlı istihdam edilebileceği varsayımı, nüfusun eğitim durumu, yaş dağılımı, öğrencilik, bakım sorumlulukları ve işgücüne katılım tercihleri nedeniyle doğrudan bir istihdam hesabı olarak okunamaz.

Ancak rakamın işaret ettiği yapısal sorun açıktır: Türkiye’nin sahip olduğu çalışma potansiyeli ile bu potansiyeli nitelikli ve güvenceli istihdama dönüştürme kapasitesi arasında büyük bir mesafe bulunuyor.

Üstelik TÜİK’in 2026 ikinci çeyrek verileri, sanayide istihdam endeksinin yıllık bazda yüzde 2,2 gerilediğini, buna karşılık inşaatta yüzde 5 ve ticaret-hizmet sektörlerinde yüzde 3,1 arttığını gösteriyor. Toplam istihdam endeksi yüzde 1,7 artarken çalışılan saat endeksi yüzde 2,7 yükseldi. Bu tablo, istihdam artışının sektörler arasında eşit dağılmadığını ve üretim yapısındaki değişimin çalışma hayatının niteliği açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

Güvencesizliğin Faturası Sadece İşçiye Çıkmıyor

Kayıt dışı ve güvencesiz çalışma ilk bakışta işçinin sorunu gibi görünse de ekonomik maliyeti toplumun tamamına yayılıyor. Kayıt dışı çalışan için ödenmeyen prim, sosyal güvenlik sisteminin gelirini azaltıyor; düşük ücret ve düşük sosyal koruma ise emeklilik döneminde daha yüksek yoksulluk riskini beraberinde getiriyor. İş kazaları, meslek hastalıkları, işsizlik ve sağlık harcamaları da uzun vadede kamu maliyesinin ve toplumun üzerine yük bindirebiliyor.

Üstelik kayıt dışılık dürüst biçimde çalışan işletmeler açısından da rekabet sorunu yaratıyor. Primini ödeyen, iş güvenliği önlemlerini alan, fazla mesaiyi karşılayan, izin ve kıdem haklarını yerine getiren bir işletme ile bunların bir bölümünü çalışanına vermeyen işletmenin aynı piyasada aynı maliyet yapısıyla rekabet etmesi mümkün değil. Akademik araştırmalar da kayıt dışılığın haksız rekabet ve piyasa dengelerinin bozulması sonuçlarına dikkat çekiyor.

Bu nedenle kayıt dışılığın yaygın olduğu bir ekonomi yalnızca işçiyi korumakta başarısız olmaz; emeğe dayalı rekabetin yerine düşük maliyetli ve düşük güvenceli çalışmaya dayalı bir rekabet biçimini de teşvik edebilir.

Mesele 22,9 Milyon Değil, Geriye Kalan Milyonlar

Türkiye’nin çalışma hayatına ilişkin en çarpıcı soru belki de “kaç kişi çalışıyor?” değil, “kaç kişi gerçekten güvenceli çalışıyor?” sorusu.

Bugünkü tablo, çalışma çağındaki yaklaşık 66,9 milyon kişinin yalnızca 22,9 milyonunun kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda olduğunu gösteriyor. Geriye kalan nüfusun tamamının işsiz olduğunu söylemek elbette doğru değil. Ancak bu insanların önemli bir bölümünün çalışma hayatının dışında kalması, işsiz olması, eksik çalışması, kayıt dışı çalışması veya tam zamanlı ve sigortalı bir istihdam içinde bulunmaması, Türkiye ekonomisinin insan kaynağını ne ölçüde değerlendirebildiği sorusunu gündeme getiriyor.

Asıl çelişki de burada ortaya çıkıyor. Bir tarafta 66 milyonluk devasa bir çalışma çağındaki nüfus, diğer tarafta bunun yalnızca üçte birini kapsayan kayıtlı ve tam zamanlı istihdam var. Aynı ülkede işverenlerin nitelikli işgücü bulamamaktan, çalışanların ise güvenceli iş bulamamaktan yakındığı bir çalışma piyasası oluşuyor.

Bu tabloyu yalnızca “işsizlik” kavramıyla açıklamak yetersiz kalıyor. Çünkü sorun, insanların çalışıp çalışmamasından önce hangi ekonomik model içinde çalıştırıldıkları sorusuna dayanıyor.

Türkiye’nin önündeki mesele bu nedenle yalnızca daha fazla iş yaratmak değil; daha fazla kayıtlı, daha fazla tam zamanlı, daha fazla sendikalı, daha fazla sosyal güvenlikli ve daha yüksek katma değer üreten iş yaratmak. Çerkezoğlu’nun sözlerinin ekonomik açıdan taşıdığı asıl anlam da burada yatıyor: 66 milyonluk çalışma çağındaki nüfus, yalnızca bir istatistik değil; doğru ekonomi politikalarıyla üretime, sosyal güvenliğe ve toplumsal refaha dönüştürülebilecek büyük bir insan kaynağı.

Bugünkü tablo ise bu kaynağın önemli bir bölümünün ya çalışma hayatının dışında kaldığını ya da güvencesiz çalışma biçimleri içinde eridiğini gösteriyor.

Ve böyle bakıldığında Türkiye’nin çalışma yaşamındaki temel problem yalnızca işsizliğin yüksekliği değil; çalışmanın kendisinin giderek daha fazla güvencesizleşmesi ve emeğin ekonomik büyümeden aldığı payın bunu karşılayacak ölçüde artmaması.


  • TB / DİSK-AR, TÜİK, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2026 Temmuz İşkolu İstatistikleri, Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, “Türkiye’de Kayıt Dışı İstihdama İlişkin Çözüm Önerileri.”