back to top
Ana Sayfa Yorum Burjuvazinin Kibri ve Cinsiyetçilik

Burjuvazinin Kibri ve Cinsiyetçilik

İster Kürt kadını olun, ister Türk kadını olun, ister Fransız kadını olun, ister Alman,  İngiliz, Rus, Çinli, Japon ya da Afrikalı bir kadın olun; şayet bir kadınsanız, erkek egemen  sistemin kadına yaklaşımı çoğu zaman cinsiyetçi, alaycı ve aşağılayıcıdır. 

Rahmi Koç’un sözüm ona komik fıkrası, aslında bir trajediye işaret ediyordu. Büyük  burjuvazi, her zamanki gibi halkın alın terinden, hatta bazen yağmalardan elde ettiği  servetiyle, halkı aşağılamaktan geri durmaz. Tabii ki Rahmi Koç’un bu videosunun neden  basına servis edildiğini de sorgulamak gerekir. Bilinçli bir yurttaşın, bu noktayı da gözden  kaçırmaması gerekir. Güç odakları arasında yaşanan çatışmalar, bazen kimi gerçekleri de  adeta gözler önüne serer. İşte bu olayda da karşımıza çıkan gerçek, bir trajedidir. 

Belli ki fıkraya konu olan kadın Türkçe bilmiyor. O hâlde şu soruyu sormak gerekir:  Neden bir tercüme hizmeti sağlanmıyor ya da bu sorun nasıl çözülebilir? Sorunun kaynağını  araştırmak yerine, iletişim kurmakta zorlanan bir insanı alay konusu yapmak, çözüm  üretmekten çok önyargıları beslemektedir. Üstelik önyargılara oldukça yatkın bir toplumuz 

Erkek egemen kapitalist sistem, Rahmi Koç’un ağzından dökülen kelimelerle kadınlara  karşı nasıl bir anlayış içinde olduklarını göz önüne seriyor. Mevcut sistem içinde şekillenen  toplum en büyük hücresinden (devlet, büyük şirketler), en küçük hücresine (aile) kadar  cinsiyetçiliğin ağlarında kadını nesneleştirme amacını taşımaktadır. Erkek egemen kapitalist  sistem, hukuk sisteminden günlük yaşantıya bu anlayış ve yaklaşım üzerine kuruludur. 

Tabi erkek egemen kapitalist sistem, sadece kadınların değil erkeklerin üzerinde de  baskı uygulamaktadır. Patriyarka, yarattığı kadın ve erkek rolleriyle erkeği güç simgesi hâline  getirip toplumun temel öznesi olarak konumlandırırken, kadını ise nesneleştirir. Erkekler de  bu sistemin saldırısı altındadır. Mesela, Mafya’nın çok bilindik bir yöntemidir, bir erkeğe  şantaj ve tehdit yaparken kadın kıyafeti giydirir o erkeğe, fotoğraflarını çeker. Erkeği  kadınlaştırmakla tehdit eder. Patriyarkada erkeğin erkeğe de tecavüzü vardır ve bu bir güç  gösterisine dönüşür. 

Peki, burjuvazi için, halk, insanlar ne ifade ediyor? Burjuvazi insanlara ihtiyaç duyar,  çünkü artı değer sömürüsü olmadan nasıl sermayesini büyütecek? Lakin, onun gözünde halk  bir fareden farklı değildir. Tabi fareye hakaret olmasın bu, çünkü kendini her şeyin sahibi  gören insan hayvanlardan üstün olmadığı gibi, insan düşünen bir hayvandır. Yani burjuvazi, 

kedinin fareyle oynadığı gibi halkın tüm değer yargılarıyla oynar. Burjuvazinin ulusu da dini  de emek sömürüsünün gerisinde kalır. Kapitalist sistem geldiği aşamada kendi küresel  sermayesini ve sermeyadarlarını oluştururken, bu gerçeği doğrulamış olmaktadır.

Erkek egemen kapitalist sistem, erkeği ezerken diğer yanda da kadını nesneleştirme  politikalarını devreye koyar. F. Engels, kadın sömürgenin sömürgesidir derken bu gerçeğe  işaret ediyordu. Engels, erkeği “patron” rolüyle özdeşleştirirken, kadını da “işçi” rolüyle  özdeşleştiriyordu. 

Asıl mesele, bu fıkranın çok ötesindedir. Asıl mesele, toplumun en güçlü kesimlerinin  ya da gücü elinde tutanların, emekçi halkın yaşadığı sorunlara hangi gözle baktığıdır. Dil  bilmediği için iletişim kurmakta zorlanan bir insanı anlamaya çalışmak yerine onu mizahın  nesnesi hâline getirmek, aslında sınıfsal kibri ve toplumsal duyarsızlığı açığa vurmaktadır. 

Bugün dünyanın neresine gidersek gidelim, kadınlar hem cinsiyetçi önyargılarla hem  de sınıfsal eşitsizliklerle mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Bu nedenle tartışılması  gereken şey, o fıkranın görünür kıldığı toplumsal ilişkiler ve güç dengeleridir. Gerçek  ilerleme, insanları küçümsemekte değil; onları anlamaya, eşit ve onurlu bireyler olarak kabul  etmeye çalışmakta yatmaktadır. 

Şayet, ilerlemek ve değişim istiyorsak…