back to top
Ana Sayfa Haber Ekonomi Yoksullara Ayrılan Raflar

Yoksullara Ayrılan Raflar

Market rafları bir ülkenin ekonomik fotoğrafını bazen enflasyon verilerinden daha net gösterir. Hangi ürünlerin kilit altında satıldığına, hangilerinin küçültülmüş ambalajlarla raflarda yer aldığına, hangi insanların fiyat etiketi okumaktan alışveriş yapamaz hale geldiğine bakınca bir toplumun nasıl yaşadığı anlaşılır. Şimdi o raflara yeni bir kategori ekleniyor: raf ömrü yaklaşmış ya da son kullanma tarihi sınırındaki ve/veya geçmiş ürünler için ayrılmış özel bölümler.

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan düzenleme, ilk bakışta “israfı önleme” ve “ekonomik erişilebilirlik” başlıkları altında savunulabilir görünüyor. Dünyanın bazı ülkelerinde de benzer uygulamalar var. Özellikle Avrupa’da son kullanma tarihi yaklaşan/geçen ürünlerin indirimli satıldığı bölümler uzun süredir kullanılıyor. Ancak Türkiye’de bu uygulamanın tartışılması gereken asıl tarafı başka: İnsanlar gerçekten bilinçli tüketim için mi bu raflara yöneliyor, yoksa giderek derinleşen yoksulluk nedeniyle başka seçenekleri kalmadığı için mi?

Çünkü bugün Türkiye’de milyonlarca emekli ve asgari ücretli için sağlıklı ve kaliteli gıdaya erişim her geçen gün daha zor hale geliyor. Et, süt, peynir, sebze ve temel protein ürünleri artık geniş kesimler için düzenli tüketilebilen ürünler olmaktan çıkıyor. İnsanlar markete “ne almak istediğini” değil, “neyi karşılayabileceğini” düşünerek giriyor. Böyle bir ortamda raf ömrü dolmaya yaklaşmış/geçmiş ürünlerin ucuz fiyatlarla satışa sunulması, kaçınılmaz biçimde yoğun ilgi görecektir. Çünkü mesele tercih değil, hayatta kalma meselesidir.

İşte tam da bu nedenle söz konusu düzenleme yalnızca teknik bir market uygulaması değil, ekonomik ve siyasal sonuçları olan bir toplumsal gösterge haline geliyor.

Yoksulluk Yönetimi Mi, Sosyal Politika Mı?

İktidarın uzun süredir ekonomik krizi sosyal yardımlar, indirim kampanyaları ve geçici çözümlerle yönetmeye çalıştığı biliniyor. Ancak burada kritik soru şu: Devlet yurttaşın sağlıklı ürüne erişimini güvence altına mı alıyor, yoksa yoksulluğu daha “yönetilebilir” hale getirecek yeni mekanizmalar mı oluşturuyor?

Çünkü sosyal devlet anlayışının temelinde insanların kaliteli, sağlıklı ve güvenli gıdaya eşit erişimi vardır. Normal olan; yurttaşın son kullanma tarihi yaklaşmış/geçmiş ürünlere mahkûm edilmemesi, sağlıklı ürünleri insanca gelir düzeyiyle satın alabilmesidir.

Bugün ise tablo tersine dönüyor. Maaşlar yoksullaştıkça “indirimli raf” siyaseti büyüyor. Bir zamanlar yalnızca düşük gelirli kesimlerin yöneldiği ürün kategorileri artık toplumun geniş çoğunluğunun mecburiyetine dönüşüyor.

Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sınıfsal bir ayrışmayı da görünür kılıyor: Bir tarafta organik, güvenilir ve yüksek kaliteli ürünlere ulaşabilen dar gelir grupları; diğer tarafta ise fiyatı nedeniyle riskli ya da düşük standartlı ürünlere yönelmek zorunda kalan milyonlar.

Sağlıklı Gıda Bir Ayrıcalığa mı Dönüşüyor?

Ekonomik kriz dönemlerinde ilk bozulan alanlardan biri halk sağlığı olur. Çünkü insanlar önce kira, fatura ve temel giderlerini karşılamaya çalışır; gıdanın niteliği ikinci plana düşer. Daha ucuz yağlar, daha düşük kaliteli proteinler, katkı maddesi yüksek ürünler ve tarihi yaklaşmış gıdalar gündelik yaşamın parçası haline gelir.

Bu yüzden raf ömrü yaklaşmış/geçmiş ürünlerin yaygın biçimde satışa sunulması yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Uzun vadede halk sağlığı açısından da tartışılması gereken ciddi bir konudur.

Elbette her son kullanma tarihi yaklaşan/geçmiş ürün doğrudan “sağlıksız” anlamına gelmez. Ancak mesele burada teknik gıda güvenliğinden ibaret değildir. Sorun, devletin yurttaşa sunduğu yaşam standardının hangi seviyeye gerilediğidir.

Bir ülkede insanlar uygun fiyatlı sağlıklı ürüne ulaşamıyor ve giderek daha riskli ya da düşük standartlı ürünlere yönelmek zorunda kalıyorsa, bu yalnızca bireysel tüketim tercihi olarak açıklanamaz. Bu, ekonomik krizin toplumsal bedelidir.

İsrafı Önlemek Başka, Yoksulluğu Normalleştirmek Başka

Kuşkusuz gıda israfının azaltılması önemlidir. Dünyada her yıl milyonlarca ton gıda çöpe gidiyor ve bu büyük bir küresel sorun. Ancak gelişmiş ülkelerdeki uygulamalarla Türkiye’deki gerçeklik aynı zeminde değerlendirilmemeli.

Avrupa’da son kullanma tarihi yaklaşmış ürünleri alan insanların önemli bölümü bunu çevresel bilinç nedeniyle tercih ediyor. Türkiye’de ise büyük çoğunluk ekonomik zorunluluk nedeniyle bu raflara yönelecek. Aradaki temel fark tam da burada yatıyor.

Bu nedenle mesele yalnızca “israfı önlemek” değildir. Asıl mesele, giderek derinleşen yoksulluğun devlet politikalarıyla nasıl normalize edildiğidir.

Bugün raflarda yer açılan şey yalnızca tarihi yaklaşmış ürünler değil; aynı zamanda yoksulluğun yeni toplumsal standardıdır.